Sonuç iyi midir kötü müdür?
Bizi sürekli izleme lütfunda bulunan kimi okurlarımız, tabi özellikle de baştan beri “evet”i savunanlar; referandum sonucundan sonra ne yazacağımızı merak edeceklerdir.
Bazıları büyük olasılıkla bize “ağdalı” cafcaflı” ve “bol acılı” mesajlar gönderecektir. Onlar “şimdi ne yapacaksın” diye sormadan biz söyleyelim...
Bu arada yazımızı kaleme almaya devam ederken, gelen bir nazik yorumu da ibreti alem için, aynen yayınlıyoruz ve takdiri size bırakıyoruz:
“felah - 12.09.2010 22:49
burhan top bey pardon burhan özbey noldu referandumm biyerinizemii girdii şimdi adam ol azıcıkk köşe yazarlığını bırak.”
Kaldığımız yerden yolumuza devam edeceğiz...
Referandum öncesi ne yazıyorsak aynı şeyleri gerektiği yer ve zamanda yazmayı kararlılıkla sürdürerek yolumuza devam edeceğiz. Biz kimi çok böööyyük adamlar gibi tatlı koltuklar adına sıkışınca, “gelişerek değiştim” diye döneklik yapacaklardan değiliz...
Anlayacağımız rotamız ve kararlılığımız değişmedi, değişmez de...
***
12 Eylül referandum sonucu; baskılar, tehditler ve harcanan çok büyük paralar karşısında, zaten başka şekilde tecelli edemezdi... Evet çıkacaktı ve öyle de oldu...
Halk oylamasını kim kazandı?
Evet oyları değil mi?
Hayır... Ne “Evetçiler” ne de Türk halkı kazanmadı.
Kazanan “Emperyalist akbabalar”, yani ABD ve AB oldu...
Referandum sonucunun “evet” çıkmasını Türk halkından( evetçilerden) daha çok kim istiyordu?
ABD ve AB...
AKP, referandumda evet oylarının önde çıkacağına inanmasaydı; oylama öncesi günler; tesadüfen (!), süt liman, olaysız, tutuklamasız, suikast iddiasız geçer miydi? Mutlaka ve bir mağduriyet tablosu yaratılırdı...
Henüz oylama neticesinin üzerinden saatler geçtiği için, sonuçlar üzerinde şaibe ve tereddüt yaratacak bir durumun söz konusu olup olmadığını bilmiyoruz. Eğer şaibesiz ve tereddütsüz bir sonuçsa; tabiî ki halkın kararına saygı duyulması gerekir...
***
Sonuç iyi midir yoksa kötü müdür?
Ya da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin referandum sonuçlarının belli olmasından sonra yaptığı açıklamada belirttiği üzere, “ülke karanlık bir döneme mi girmiştir.”
Henüz böyle denilmese bile, ülkede baskı rejiminin daha artacağı, AKP’nin özellikle medya üzerinde yoğun egemenlik kuracağı, böylece suskun ve teslim alınmış bir basınla; yaşanan gerçeklerin bilinmesi ve medyanın halktan yana dürüst ve tarafsız yayınlar yapmasının beklenmeyeceği kehanet sayılmamalı... Zaten eskiden farklı mıydı diyeceksiniz biliyoruz ama var olan kötü, daha da kötüye gidecektir!
Olayı abartmıyoruz ve ajite etmiyoruz...
Bekleyin önümüzdeki süreçte medyada neler yaşanacağını birlikte göreceğiz...
Başkanın halk oylaması öncesi “ bitaraf olan bertaraf olur” diye açıkça tehditte bulunduğu bir ülkede özgürlükten söz edilebilir mi?
Bundan böyle, Başbakan’a, hoşuna gitmeyen soru soracak (böyle bir gaflete düşecek) ya da Başbakanı ciddi anlamda haklı olarak bile olsa eleştirebilecek gazeteci ve köşe yazarı kolay kolay ortaya çıkar mı?
Bundan yerel basın da fazlasıyla nasibini alacak...
“Bana neden reklam vermiyorsun...” diye belediye başkanlarına yalvaracak sitem edecek, tehdit görüntüsü verecek zafiyet boyutları içine düşmüş bir basının yer aldığı camiada...
Yüreklice yayın yapabilecek... AKP’li belediyelerin dümen suyuna girmeyecek kentlerde kaç gazeteyi, televizyonu ve internet sitesini ve köşe yazarını bulabilirsiniz?...
Söylemeye ve kanıtlamaya gerek yok...
Durum ortada açıkça görünüyor...
Ne demişler “görünen köy kılavuz istemez”
Mesele bu kadar açık ve net...
Fazladan bir şeyler yazmamıza gerek var mı?
Önümüzde ki süreçte analizlerimiz devam edecek...
BURHAN ÖZBEY