ANKARA, 27/08(BYE)--- Merkezi ABD'de bulunan düşünce kuruluşu Stratfor'un 26 Ağustos 2010 tarihli internet sayfasında, yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun geniş özet çevirisi şöyledir:
Türkiye'de ordu ve yargı içerisindeki laik yapının gücünü azaltma konusunda işbirliği içerisinde olaniktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Gülen hareketi arasındaki ilişki yıpranıyor gibi görünüyor. Görüş farklılıklarının temelinde Türkiye'nin uluslararası düzeydeki rolü ve ordunun siyasetten uzaklaştırılma hızı yatıyor. AK Parti ve ismini lideri olan Fethullah Gülen'den alan etkili dini topluluk Gülen hareketi, 12 Eylül'deki anayasa referandumunda, laiklik yanlısı yargıya müdahalenin önünü açacak olan reformların geçmesi için birlikte çalışacak olsalar da, iki taraf arasındaki işbirliğinde değişiklik olacağına ilişkin işaretler söz konusu. İki taraf arasındaki ayrılık uzun süredir var olsa da ilk kez Gazze filosu olayından sonra su yüzüne çıktı ve AK Parti'nin terfiler konusunda ordu ile uzlaşma kararıyla ivme kazandı.
İki taraf uzun süredir işbirliği içerisinde olsalar da AK Parti, Gülen hareketi ile birlikte hareket etmesinin siyasi geleceğine zarar vereceğini ve kendisini daha aşırılık yanlısı göstereceğini farketmiş görünüyor. Gülen hareketi ise AK Parti'nin ordu ve yargı ile mücadelesinde fazla tedbirli davrandığına inanıyor ve eski siyasi müttefiki gücünün doruk noktasındayken, ülkenin kurumları üzerinde esaslı değişiklikler yapmak istiyor. AK Parti ve Gülen hareketi yakın gelecekte birbirinden ayrılacak gibi görünmese de iki tarafın amaçları ayrıldıkça aralarındaki işbirliğinin mahiyeti de değişecek gibi görünüyor.
AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde Gülen hareketinin çıkarları İslami kökenli parti ile paralellik gösteriyordu ve Gülenciler AK Parti'yi amaçlarına ulaştıracak siyasi bir araç gibi görüyorlardı. Orduya karşı mücadelede AK Parti, Gülen destekçilerinin oylarından ve Gülen hareketinin geniş ağından faydalandı. Gerçekten de ordu tarafından AK Parti'ye karşı planlanan birçok darbe girişimine -Ergenekon, Balyoz ve Kafes- ilişkin delillerin devlet kurumları içerisindeki Gülen şebekesi tarafından sızdırıldığına inanılıyor.
Ancak ordunun AK Parti'ye karşı oluşturduğu tehdit aşama aşama azaldıkça ve parti devlet üzerinde sivil kontrolün üstünlüğünü kanıtladıkça iki taraf arasında, ordunun Türk siyaseti üzerindeki gücünün ne kadar azaltılacağı konusunda çatlaklar oluşmaya başladı. Demokratik biçimde seçilmiş İslami kökenli siyasi partilerin, ülkenin kuruluşu sırasında benimsenen laiklik prensibini çiğnedikleri iddiasıyla iktidardan düşürülmesine tepki olarak Gülenciler, ordunun siyaset üzerindeki nüfuzunu azaltmak için uzun süredir çaba sarf ediyor. Bu deneyim nedeniyle Gülen hareketi AK Parti'nin orduya karşı daha katı bir tutum sergilemesini istiyordu, ancak AK Parti siyasi başarı için ordu ile işler bir ilişki sürdürmenin gerektiğine inanıyor. Gerek Gülen hareketi gerekse AK Parti, özellikle Batı'ya karşı "aşırı İslamcı" gibi görünmekten kaçınıyorlar. Bu nedenle her iki taraf da git gide birbirleriyle aralarına mesafe koymanın yollarını aramaya başladı ve her ikisi de diğerinden daha pragmatik görünmek için aralarındaki bu çatlakları kullandı.
Su yüzüne çıkan ilk görüş ayrılığı Gülen'in, Türk hükümetinin, bir yardım gemisinin İsrail ablukasını delerek Gazze Şeridi'ne gitmek üzere demir almasına izin vermesine açıkça itiraz etmesi ile belirdi. Gülen'in açıklaması, hareketinin uluslararası karakterini tanıtmayı ve AK Parti'nin konu ile ilgili olarak katı tutumuna çok yakın olmaktan kaçınmayı amaçlıyordu. Gülen aynı zamanda hareketinin, AK Parti'den daha pragmatik ve böylece tamamen İslami bir gündem takip ettiğine ilişkin genel eleştirilerin aksine, Batı için daha kabul edilebilir olduğunu gösterme fırsatını değerlendiriyordu.
Sonraki görüş ayrılıkları ise 1 Ağustos'ta askeri komuta kademelerinin atamalarını görüşmek üzere Yüksek Askeri Şura toplandığında ortaya çıktı. Konsey toplanmadan önce bir Türk mahkemesi, geleneksel olarak ordunun imtiyazı sayılan askeri atamalar konusunda, ordunun pozisyonunu zayıflatarak AK Parti'ye kendi kararlarını kabul ettirme olanağı sağlayacak bir girişim ile -bazıları terfi bekleyen generallerden oluşan- 102 askeri personel için tutuklama emri yayımladı. Ancak tutuklama emrine rağmen düşük rütbeli bir asker dışında 102 kişiden hiçbirisi gözaltına alınmadı. Gülenciler tutuklamaları desteklerken AK Parti terfiler konusunda ordu ile anlaşmak üzere tutuklama emrini hükümsüz kıldı. AK Parti aynı zamanda Gülencilerin, askeri personelin tutuklanmaları konusundaki başarısızlıkları nedeniyle savunma ve adalet bakanlarının istifa etmelerine yönelik çağrısını da görmezden geldi. Tutuklama emrinin hükümsüz kılınması Gülencileri kızdırdı.
Gülenciler ve AK Parti arasındaki gerilim referandum öncesinde artacak gibi görünüyor ve eski bir emniyet müdürünün, Gülen hareketinin Türk güvenlik güçleri üzerindeki nüfuzunu ayrıntılı biçimde anlattığı bir kitap yayımlaması, Türkiye'de, kilit öneme sahip kurumlarda, özellikle de polis istihbaratında İslamcı etki üzerine tartışmalara neden oluyor. Kitabın referanduma sadece haftalar kala yayımlanması, Gülen hareketi ile AK Parti arasındaki ilişkiye zarar vermek için düşünülmüş. Gülenciler tarafından istifası istenen Türkiye Adalet Bakanı, kitaptaki iddiaların ciddi biçimde soruşturulacağını söyledi.
AK Parti halen eylüldeki referandum ve Temmuz 2011'deki genel seçimler için Gülen ağının desteğine ihtiyaç duysa da referandumun ardından Gülen hareketinin nüfuzunu azaltmaya çalışacak gibi görünüyor.