BERLİN, 29/07(BYE)--- Tirajı günde 445.820 olan liberal sol eğilimli Süddeutsche Zeitung'un 29 Temmuz 2010 tarihli sayısında Daniel Brössler imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı yazının çevirisi şöyledir:
--Dışişleri Bakanı Westerwelle, Türkiye'de, Rotası
Batı'yı Gitgide Şaşırtan Bir Ortakla Karşılaşıyor--
Boğaz'da "Gümüş Damla" adını taşıyan teknede iki adam, rahat bir şekilde beyaz kanepeye yerleşti. Güneş gözlüğü takan bu iki adam, ceket ve kravatlarını çıkardılar. Önünden geçtikleri kent hakkında bilgi veren rehberin adı Ahmet Davutoğlu. Kendisi, Türkiye'nin Dışişleri Bakanı. Meslekten profesör ve başkalarına birşeyler anlatmayı seven bir insan olarak tanınıyor. Guido Westerwelle ile bugün dikkatli bir dinleyicisi var. Alman Dışişleri Bakanı da zaten İstanbul'a karşı tarafı dinlemek, ona kulak verdiğini göstermek için geldi. Westerwelle son olarak, göreve geldikten sonra ocak ayında Türkiye'yi ziyaret etmişti. "Kısa pantolonlu bir turist olarak" gelmediğini göstermek isteyen Westerwelle, bu ziyareti, Türklere verilen eski Avrupa vaadini hatırlatma fırsatı olarak kullandı. Ancak o dönemden beri olaylar iyi gelişmedi. İran, Gazze, Kıbrıs... Bu sözcüklerin her biri Türkiye'nin Batı'ya, Avrupa'ya ve potansiyel olarak da Almanya'ya yabancılaştığını çağrıştırıyor.
Westerwelle, Boğaz'a anlaşmalar ya da yeni öneriler yerine sadece zaman getirdi. Türklere, kendilerine kulak verildiği ve ciddiye alındıkları hissi verilmek istendi. Westerwelle ve Davutoğlu sakin bir şekilde sohbet etmek için neredeyse gece yarısına kadar üç saat boyunca şık bir balık restorantı olan Park Fora'nın terasında oturdu. Ertesi sabah kahvaltıda buluşuldu ve ardından heyetlerarası görüşmeler ve bir tekne gezisi gerçekleşti. Neredeyse altı saat boyunca konuşuldu. Davutoğlu daha sonra basın önünde "başka hiçbir iki ülkenin sahip olmadığı kadar uyumlu ilişkileri" övdü ve Federal Hükûmetin, Türkiye'nin Avrupa Birliğine girme çabalarını desteklemesinden dolayı teşekkür etti. Davutoğlu, "kendisine verilen desteğin gelecekte de devam edeceğinin teyidini aldığını" söyledi. Davutoğlu, Federal Hükûmette bu desteğin tartışmalı olduğunu biliyor. Katılım müzakerelerinin "ucu açık bir süreç" olduğuna yer verilen FDP ile yapılan koalisyon anlaşmasını zar zor kabul eden Birlik Partileri, anlaşma yapılırken daha fazla yakınlaşmaya hazır değildi. Westerwelle de Bild gazetesine verdiği mülakatta, "Bugün karar verilmesi gerekseydi, Türkiye üyeliğe AB de almaya hazır olmazdı." açıklamasını yaptı.
Bu ifade çok doğal olsa da yine de –kasıtlı ya da kasıtsız- genişleme karşıtlarının fantazisini harekete geçirmeye elverişli. Her hâlükârda çarşamba sabahı Westerwelle'nin çevresinde Türklere bir jest yapılmasının iyi olacağı inancı oluştu. Bakan, başlangıçtaki direnişinin tersine kısa bir cümle yazdırdı: "Türkiye'nin yönü Avrupa'dır." Basın konferansında bir Türk gazeteci, Almanya'nın Türkiye'nin üyeliğine nasıl yaklaştığını bilmek istediğinde, Bakan önce Türkiye'nin Avrupa'nın yanında olmasına "çok büyük, stratejik ilgi" duyulduğundan söz etti. Sonra, Türkçe cümlenin yazılı olduğu notu çıkararak hatasız bir şekilde okudu: "Türkiye'nin yönü Avrupa'dır." Esasen ucu açık bir süreç oluşu nedeniyle mümkün olmasa da, bu ifadeyle yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak şekilde meseleye açıklık getirilmek isteniyor.
Westwerwelle tam da Türkiye'nin yönünde kesin bir netlik olmadığı için Boğaz'a gitti. NATO devleti Türkiye, haziran ayında BM Güvenlik Konseyi'nde İran'a karşı yeni yaptırımları reddetti. Bu olay Batı'da şok etkisi yarattı. Türkleri ise bu şokun bıraktığı etkinin boyutu korkuttu. Türkiye, yeni yaptırımları hala yanlış bulurken Westerwelle, ihtilafı aşılmış gibi göstermek için büyük çaba harcıyor. Westerwelle, "Son sinyallerin, AB ve Türkiye'nin Tahran'ı nükleer programıyla ilgili olarak görüşmeye teşvik etmeyi başardıklarını gösterdiğini ve hedefin, İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi olduğu konusunda hemfikir olunduğunu" söylüyor. Davutoğlu da "İran'a coğrafi yakınlığını ima ederek böyle bir gelişmeden en fazla Türkiye'nin zarar göreceği" argümanını öne sürüyor.
En hassas konunun ise Gazze olduğu görülüyor. İsraillilerin Gazze yardım filosuna saldırısı sırasında 9 Türk'ün öldürülmesi Türk politikacıları isyan ettirmişti ve İstanbul'daki görüşmelerde de ortamın hâlâ durulmadığı net bir şekilde görülüyor. Davutoğlu, İsrail'in tutumunu "affedilmez" olarak niteliyor. Almanların İsrail ile iyi bağları belki bu konuda yardımcı olabilir, ancak Türkiye'de buna ilgi duyuyormuş gibi gözükmüyor.
İlişkilerdeki bir diğer değirmen taşı ise Kıbrıs. Davutoğlu, bölünmüş adada bir birleşme yaşanabileceğine ilişkin giderek azalan umutlardan söz ediyor. Ancak Türkiye'nin AB üyeliğinin hesaba katılması bile buna bağlı. Davutoğlu bir sonraki hamlesiyle, PKK'ya yakın örgütler yerine Gazze yardım derneğini yasaklayan Almanları terörizmle mücadelede çifte standart uygulamakla suçluyor.
Gümüş Damla'daki buluşmayı soğuk kola ile sona erdiren bakanlar, herşeyi konuşmanın iyi olduğu konusunda hemfikirdiler. Tekneden Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan Boğaziçi Köprüsü de gözüküyor. Ama köprü uzakta kalıyor.