BERLİN, 29/07(BYE)--- Tirajı günde 445.820 olan liberal sol eğilimli Süddeutsche Zeitung'un 29 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Christiane Schlötzer imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
--Ankara'nın Yeni Özgüveni, Bir Türkiye
Stratejisi Olmayan Avrupalıları Şaşırtıyor--
Türkiye'ye gelen misafirlere genelde tatlı ikram edilir. Bu yüzden bir misafirin yanında tatlı getirmesi sıradışı bir olaydır. Ancak, İngiltere'nin yeni Başbakanı David Cameron bunu yaptı. Bir Avrupalı hükûmet başkanının ağzından Türkler hakkında bu denli ballı yağcılık uzun süredir duyulmamıştı. Muhafazakâr politikacı, Türkiye'nin AB üyeliğinin kendisinin "gönülden desteklediği" bir mesele olduğunu söyledi. Cameron, Londra ile Ankara arasındaki ilişkilerde bir Altın Çağ başladığı görüşünde.
Sadece birkaç saat sonra Türk topraklarına ayak basan Alman Dışişleri Bakanı Guido Westwerwelle ise daha az coşkulu bir üslup kullandı. Bu kimseyi şaşırtmıyor, zira, Berlin'deki muhafazakâr-liberal koalisyon Türkiye meselesinde derinden bölünmüş durumda. Ancak bu çatlak, Avrupa'nın tamamından geçiyor, zaten neredeyse beş yıldan beri sürmekte olan katılım müzakerelerinde doğru dürüst ilerleme kaydedilmemiş olmasının nedeni de bu.
Ankara şimdiye dek, ebediyyen mesafeli tutulan aday olmanın açısını çekti. Ancak Türkler son dönemde yeni bir özgüven sergiliyor. Brüksel'in iğnelemelerine artık boynunu bükmekten ziyade omuz silkerek tepki gösteriliyor. Yeni rolünde Türkiye, kendisini Riyad'dan Moskova'ya kadar uzanan bir bölgenin merkezinde görüyor. Bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu'nun bulunduğu bölgede bugün Türk diplomatları kapı kapı dolaşıyor. Sırbistan ile Boşnaklar arasında arabuluculuk yapıyor, kavgalı Filistinlilerle konuşuyor ve hatta ellerinden gelse İran ile ABD'yi bile barıştıracaklar. Diplomatların hemen arkasından inşaat firmaları ile bankacılar karavanı bu ülkelere gidiyor. Türkiye'nin bu stratejisi, 2010 yılının ilk çeyreğinde yüzde 11.4'lük bir ekonomik büyüme ile ödüllendirildi. Sadece Çin daha hızlı büyüyor.
Esasen Avrupalıların bu duruma sevinmeleri gerekir, zira Boğaz'dan gelen adayın, AB'nin kesinlikle beslemek istemediğiyoksul bir yiyici olduğundan uzun süre boyunca yakınan onlardı. Bu argüman, gelecekte önemini daha da yitirecek gibi gözüküyor. Ancak, Avrupalıların en azından bir kısmı için Türkiye değişmiş olmasına rağmen hâlâ şüpheli ve bu kesime coşkulu çıkışlarına rağmen İngiltere Başbakanı Cameron da dahil olsa gerek.
Fakat, Ankara'dan duyulan korkunun nedenleri şimdiye kadar olduğundan farklı. Bu, yakında hakiki ve kibirlilik duygularıyla güçlenen Türkiye'nin yürüyecek durumda olmayacağından duyulan endişedir. Arap kitleleri, Başbakan Tayyip Erdoğan'ı İsrail'e yönelik eleştirilerinden dolayı çoşkuyla kutladıkça ülke, Batı'nın arzularını daha az umursayacaktır. Amerika, daha şimdiden derinden endişelenmektedir. Cameron da Ankara ziyaretinin ardından zaten ABD'ye gidecektir. Washington, Türkiye'ye Irak'tan geri çekilirken ihtiyaç duymaktadır ve İsrail'in Ankara'ya bölgedeki şimdiye kadarki tek müttefiki olarak ihtiyacı vardır. Avrupalılar için bu şu anlama gelmektedir: Ankara'ya sürekli iltifat etmeniz gerekmiyor, ancak Türkiye'ye artık aynı göz hizasındaki bir ortak olarak davranmalısınız.