BERLİN, 09/03(BYE)--- Tirajı günde 412.030 olan liberal sol eğilimli Süddeutsche Zeitung'un 9 Mart 2010 tarihli sayısında, Kai Strittmatter imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı yazının çevirisi şöyledir:
--İnşaattan Sorumlu Türk Makamları, Deprem Güvenliği ile Yeterince İlgilenmiyor.
Şimdi ise Felaket Yaşandı---
Bu, engellenebilecek bir felaketti. Elazığ'daki depremden hemen sonra haber kanalı NTV'nin internet sayfası şu haberi duyurdu: "Deprem değil, kerpiç öldürdü!" Depremden etkilenen Okçular, Yukarı Kanatlı ve Kayalı köylerinde pazartesi akşamına kadar enkaz altından 51 ölü çıkarıldı. Televizyonlar, hayvanlara mezar olan çökmüş ahırlar ile evlerinin enkazı altında öğleden öncesine kadar çıplak elleriyle kazarak yakınlarını arayan kadın ve erkeklerin görüntülerini ekrana taşıdı. Yıkılan evlerin hepsi kerpiç ve taştan yapılmıştı. Bazı kurbanlar kerpiç molozundan boğulmuştu. Onların yanında, depremden etkilenmeyen beton evler –sapasağlam- duruyordu.
Türkiye'deki deprem, insanoğlunun bu kadar kurban verilmesinde ne kadar suçlu olduğuna dair yeni bir tartışma başlattı. Elazığlı olan tanınmış jeolog ve deprem araştırmacısı Naci Görür, NTV'deki tartışma programında, "Milletimiz ve politikacılarımız uyarılarımızı ciddiye almıyor." diye yakındı.
Bu, Haiti ve Şili depremlerinden sonra yeniden başlayan ve en başta da İstanbul'da yankı bulan bir tartışma. 15 milyonluk metropol, jeologların bir sonraki ölümcül depremin gerçekleşeceği kehanetinde bulunduğu şehir. 30 yılda bir olabileceği kadar, 30 dakika içinde de İstanbul'u hazırlıksız yakalayabilecek bir deprem bu. Pazartesi günü Elazığ'daki köylüleri sabaha karşı saat 4.32'de yataklarında yakalayan deprem 6.0 şiddetindeydi. Bu, şiddetli olmakla birlikte, esasen bir felakete neden olacak şiddette bir deprem değil. Türk televizyonlarındaki uzmanlar hemen, düzenli olarak bu tür depremlerin yaşandığı, ancak hiçbir insanın ölmediği Japonya'ya işaret etti.
Avrupa'da başka hiçbir ülke Türkiye kadar sismik olarak aktif bir bölgede bulunmuyor. Şubatta meclise sunulan bir raporda, ülkenin üçte ikisinin aktif fay hatları üzerinde bulunduğuna işaret edildi. Her 10 Türk'ten 7'si deprem riskinin "aşırı yüksek" olduğu bölgelerde yaşıyor. Aynı ay içinde liberal Radikal gazetesi, gerçi hükümetin binaların depreme dayanıklı olarak inşa edileceğine dair bir planı olduğunu, ancak yeni kuralların şimdiye dek Türkiye'nin 81 ilinden sadece 19'unda geçerli olduğunu ortaya çıkardı. Elazığ'ın da aralarında bulunduğu geri kalan illerde inşaatlar şimdiye dek katı bir şekilde denetlenmiyor.
Bu, kontrol edilen 19 ilde vatandaşın rahat uyuyabileceği anlamına gelmiyor. Tam tersine: İstanbul için beklenen deprem, tıpkı bir kabus senaryosu gibi okunuyor. Türk İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), daha geçtiğimiz hafta yeni bina ve köprülere övgülerle verilen deprem güvenliği sertifikalarının hiçbir değeri olmadığını açığa çıkardı. 2008 yılında resmen depreme dayanıklı ilan edilen 1000'in üzerinde projeyi inceleyen İMO, "uzman olmayan müfettişler tarafından çok sayıda binaya, gerçekte öyle olmamasına rağmen 'güvenli' belgesi verildiğini" ortaya çıkardı. IMO şefi Cemal Gökçe, depremin şiddetine göre, ölü sayısını 70 ile 150 bin civarında olmasını beklediklerini söylüyor. Bu, Japon uzmanların 2007'de, en kötü durumda beklenen 7.6 şiddetinde bir depremle ilgili tahminleriyle örtüşüyor. O dönemde yapılan bir araştırma, olası ekonomik zararı 40 milyar dolar olarak vermişti. Meclis Komisyonu Başkanı İdris Güllüce, daha geçtiğimiz hafta Japonların raporunun kendisini "uykusuz bıraktığını" söylemişti.
Bilim adamlarının çoğunu çaresizliğe ya da kadere boyun eğmeye iten şey, 1999'da İzmit'te yaşandığı gibi bir büyük depremin bile, bir uyarı sinyali olarak yetkilileri harekete geçirmediği gerçeğidir. 1999'daki depremin merkezi İstanbul'dan sadece 150 kilometre uzaktaydı. O dönemde resmi açıklamalara göre 17 bin insan ölmüştü. Bugün, neredeyse 11 yıl sonra İstanbul'daki binaların çoğu hala depreme dayanıklı değil. Burada evler deprem olmadan da çöküyor. Okullar ve hastaneler bile şimdiye dek yeterince güçlendirilmedi. İMO geçtiğimiz hafta bir kez daha, şiddetli bir depremde İstanbul'daki 10 hastaneden dokuzunun çökeceği uyarısında bulundu. Jeolog Naci Görür de, "Şimdi yine üzüldüklerini söylüyorlar, ama uyarılarımıza kulak vermeleri daha iyi olurdu." diye konuşuyor.