Biri patron diğeri gazeteci, medyanın en içinden iki kişi. Türkiye’de son 15 yılki kavga gürültünün ortasından konuştular.
Bu kavga gürültü içinde bir darbe (28 Şubat) ve milyonlarca darp var!
Ve kan ve gözyaşı ve haksızlık ve zulüm ve gasp ve cinayet..
Milyonlarca insanın mağdur edildiği bir -psikolojik- harp, pis mi pis bir tezgah var.
Tarihin bu kesitinde sahnede olan bitene bakarken müdahil de olmuş, oldurulmuş, doldurulmuş bu iki ‘önemli’ insanın Taraf Gazetesi’nde bir hafta arayla yayımlanan söyleşileri dikkatle okunup tahlil edilmeli.
Toplam dört günde okurla buluşan konuşmalar, bir nevi itiraflar serisi olarak, bütün teşkil ediyor kanımca.
Bu bütüne biraz yüksekten bakınca bir adam görüyorum:
Bir anda midesi bulanmış, kusmak için yerinden kalkıp lavaboya koşan bir adam!
Ne oldu sana diye sormak istiyorum?
- ‘Yediklerin’ mi dokundu! İyi misin?
Seni iyi gördüm!
Kötünün içinde, çok kötünün içinde iyi!
Samimiyetle söylüyorum: samimi olduğunu düşünüyorum.
‘Türkiye çok hızlı değişiyor, koca koca paşalar hukukun huzuruna çıkartılıyor, hesap veriyor, sıra bize de gelir, biz de dün sebep veya vasıta olduğumuz suçların/günahların hesabını vermek zorunda kalır mıyız’ gibi mübarek bir soru kapını tıklatmış olabilir.
Olabilir, bilemiyorum, orda yoktum!
Ancak, kışlada temizlikten sonra, giderek ‘çamur deryası medya’da da bir temizlik başlasın içten isteği görüyorum ve de
görmek istiyorum sözlerinde.
Buradan kalkarak toplumsal ifsadın da önünü alabileceğimizi, herkese bir kendine çeki düzen verme şansı/imkanı tanıyabileceğimize inanıyorum.
Sen de gördün ki ne kadar örtersen ört, ötelersen ötele gerçeği, bir gün karşına çıkacak.
İşte o vakit senin gerçekler karşısına çıkacak yüzün var mı yok mu?
İnsanlık ve adalet bununla ilgilenir.