Bu ülkenin güngörmüş akil adamları yıllarca ve her fırsatta uyardılar.
“Aman ha!” dediler…
“Toplumsal infial yaratacak sözlerden ve eylemlerden kaçının!”
“Türk ve Kürt etle tırnak gibidir; iç içe yaşıyoruz. Ülkenin her karış toprağında, ortak yaşam alanlarında aynı havayı soluyor, ticaretten sosyal hayata her şeyi paylaşıyoruz. Biz bu ülkenin ortak sahipleri ve eşit vatandaşlarıyız…” dediler…
“Ağzınızdan hesaplanmadan çıkacak yanlış sözler, hesaba kitaba dayalı olmayan ani hareketler toplumda infiale neden olur; maazallah ülke genelinde halk çatışmalarına sebebiyet verirsiniz.” dediler…
Eh, dinleyenler, kendilerine pay çıkarıp dikkat edenler de olmuştur mutlaka…
Pekiyi…
Ya sizler ne yaptınız?!
Türk ve Kürt faşistleri…
Sürekli milliyetçi duygulara hitap ettiniz. Yaraya merhem sürmek yerine, durmadan kaşıdınız ve kanattınız…
Bir kısmınız gazetelerde köşe sahibi, bir kısmınızın adının önünde profesör, doçent, doktor unvanı olan akademisyen, bir kısmınız emekli diplomat veya bürokrat, bir kısmınız da emekli general.
Her Allah’ın günü TV ekranlarında ahkâm kestiniz. Bilumum unvanlarınıza rağmen ağzınızdan çıkan sözler lümpene yönelik ve lümpence sözler oldu: Küfür, hakaret, suçlama, saldırı, küçümseme, hezeyan, yaftalama, karalama, kışkırtma, tahrik…
Yaraya merhem, derde deva, sadra şifa bir şeyler ara ki bulasın…
Şimdi, İnegöl ve Dörtyol’da meydana gelen olayların bile vahametinin farkında değilsiniz…
Neymiş efendim?
Açılım projesi bu olayların baş sebebiymiş!
Açılım projesi barışa yönelik bir projeydi; akan kan dursun, analar ağlamasın, evlere ateş düşmesin, ocaklar sönmesin…
Sen, evet sen hamşo!
Barış için ne yaptın?
Hangi katkıyı sundun?
Barış projesinin içi boşmuş!
Ciddi misin?
Daha ağızlar açılmadan kapıları kapatıp, taştan duvarlar örmedin mi?
Muhataplarla yan yana gelip tek kelime konuşmadığına, bilgileri görüp: “Bu yanlış, bu doğrudur. Bu da bizden size akıl ve katkı olsun" demediğine göre; projenin boş ya da dolu olduğunu nasıl anladın?
Bırakın palavra sıkmayı…
Akil adamlara kulak verin ve ülkeyi büyük bir felakete sürüklemeyin…
Susun…
***
27 Nisan e muhtırası AKP’yi yeniden iktidara getirmek için yazılmışmış!
Breh breh!
Ne yaman, ne acar bir politikacı çıktı bu eski sigorta müdürü!
Yahu!
Böyle bir iddiaya pişmiş tavuklar bile uygun bir yerleriyle gülerler… Gülüyorlar da zaten…
Mademki öyle bir amaç taşıyordu: Başta Baykal olmak üzere bilumum CHP’liler ve CHP medyası neden zil takıp oynamıştınız?
Açığa düştün Etro Kemal Efendi…
Künde atmaya kalkarken paça-kazık yedin…
Bu komik iddiana CHP medyasındaki tescilli, yani kayıtlı CHP üyesi yandaşların bile sahip çıkamadılar.
Baş arzuhalci bile sustu…
(Baş istidacı daha uygun olurdu. Gene de Mehmet Altan’ı kutlamak gerek.)
Hayır kampanyasındaki uyduruk sebepleri halkın yemediğini görünce, yeni bir bahane uydurma çırpınışlarıdır bunlar…
Başka bahaneler bul…
Gülünç olma…
***
Eski cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in sık sık anlattığı bir fıkra vardı. Belki tam olarak aklımızda kalmadı ama en azından ana temasında bir sapma olmaz.
“ Bir adam, adliye binasında hâkimin ve savcının gözü önünde bir cinayet işler. Mahkemeye çıktığında da ilk sözü: ‘Hâkim Bey, bir avukat istiyorum’ olur. Hâkim: ’Her şey bizim gözümüzün önünde oldu. Avukat gelince ne söyleyecek?’ Sanık: ‘işte ben de onu merak ediyorum ya!’ diye cevap veriyor.”
Bir şeye bahane mi arıyorsunuz! Merak etmeyiniz; ziyadesiyle bulanlar çıkar…