“Ey su, ey gül su, senden yana sevdâ; sen hem su, hem süveydâ; sen, kalbimde hüveydâ!”
-Sunagil Güller Senfonisi-
Su,
Çok yorgunum. Yazı ve akl beni çok yordu. Zânnedilir mi ki, ben elimde kahve fincanıyla sözler dizerim? Ben, inanmadığım tek kelimeyi almam satırlarıma. Satırlarıma bak; alâmetler, kıyâmetler, kalbin yıkılışı, iç inşâlar… Yazı beni yordu diyorsam, salt, yazdığım cümleler düzeyinde anlama, yazının ve yazarlığın genel psikolojisi olarak fehmet. Kentinden büyük bir şâir, “Geçer Yâ İbrâhîm!” demişti. Sene 99, 13 yıl önceydi, ilk, elime kalemi aldığım, o yıl bugündür yorgunluğum geçmedi. Kaç vakttır beni içine almış, içinde beni büyütmüş, içini benle büyütmüşsün. Bu, o kadar hâkdır ki, beni hiç haberdâr etmemişsin. Bunu bildim, yorgunluğum biraz geçti. O kadar anlamlı, hafîfletici, serinletici ki, yorgunluğumu bir parça geçirdi.
Su,
İnsânın üçte ikisi sudur denilir. Haş iki o Matematikî kantarım yok, lâkin insânın çoğunun su olduğunu bilirim. Ve ey su, senden önce -Matematik hatrına, kadrına- üçte birimle, çoğumsuz, kendi çölümde yaşamışım. Ben, kuraklığımı, çok gözyaşından bilirdim, öyle değil, çöllüğüm senden imiş. Çölümün damarlarına su aktın, eski çöl artık bir Suna Bahçesi. Çölüm bir parça göle döndü ya; kendisinden yaratıldığım özüm toprak kaymasın deyû, Suna Ağacı ektim. Suna Ağacı ki, meyvesinde kevserî su huzmeleri, serincil katreler, eski çöl üzümleri…; toprağımdan sular devşirip, Cennet-âb yapan, suyumu, sulaklığımı dengeleyen sensin.
Senin gözlerin mâvi miydi? Yeşil mi?
İnsân bir yönüyle mâvi ile mayalandı, öyle yaratıldı. Yeşil, mâvinin neticesidir. Gözlerin mâviyse, insânın özünden; yeşilse, özün özündendir.
Su,
Mantığım bir Germany/Batı disiplini; küs filozoflar, kökten göğe felsefe; sesler karışık, biribirine girişik… Seninle topladım, tasavvûfun ipine dizdim, başına da seni imâme diye diktim. Sen, felsefeden çıkardığım hikmet, sen tefekkür; sen, tennûre giydirdiğim feylesof…
Su,
Kalbim; doğu kavimleri, peygamber şehirleri, şâir beldeleri… Sıcakkanlılığımda, kanımın sıcaklığında sen… Kâğıttan önceydi, derime, kemiğime işlendi sana yazılmış şiirlerim.
Daha önceleri, senin neşîdelerini güllere işlemiştim. Güller kül oldu; kül, toprağa karıştı. Toprakta biten güller, çiçekler, sana yazdığım sözlerdendir. Hesâp gününde gül u çiçekler dillendiğinde bunu senin kulağına diyeceklerdir. Ve biz zâten peygambere îmân ettik de, biribirimize emân verdik. Sözüm makâma ulaşıncaya kadar, sen, duâmın cevşeni; ben, duânın atomu; nötron-proton çekirdeğinin ekseninde dönen…; duânın cânlı kalışı bundandır.
Su,
Ciğerim, Afrika’nın hepsi… Rûhum, ciğerinden karadır; bedenim, ciğerinden açtır.
Ciğerim, ciğerinden yara. Cığaraya dönmüş ciğerlere, senin merhametin değmeli.
Senin ağlak bakışın; tel tel sert sinirleri gevşetebilir, yumuşatabilir davranış sistemlerini.
Ve hıçkırak gözlerin, çorak yüreklere ağlarsa, buğday başakları boy verir. Kalbin katığı duygudur; ekmek buğdaydandır; kalb, ekmeğine inansa, zulmetmeyecektir.
Ey su,
Sen, kalbimin mantığı, mantığımın kalbi…
Seninle aklım, duygulanıyor; kalbim düşünüyor.
Seninle bir anne oluyor ciğerim.
Ey su,
seni seviyorum demem,
hissettiklerim, sevgiyi aşıyor.
Beni yazmazsan, kendini tam yazamazsın diyenin gözü kırılsın!
Duâ Kelebekleri
Süveydâ Hüveydâsı
Cermen Mektupları
Yedi Dilli Yâr Sözleri
Dinleniş Zamânları
Amas Bağları Bestesi,
Niğde
İbrâhîm Feyzullah Suları
02 Şerbet 2012
Saât: 07:55