“Talat Paşa’yı rakipleri ve hasımları ‘posta memurudur posta memurluğundan gelmiştir, tahsili yoktur,’ tarzında tariz (taşlama) ederlerdi. Halbuki o da diğerleri gibi zamanın tahsilini yapmıştı. Yani hukuk tahsil etmişti. Vaktiyle posta memuru oluşunun hatırlatılması, rakiplerinin kendisinde kolay kolay kusur bulamayışındandır.
(…) Talat Paşa siyasi kariyerine ufak bir memur olarak başlamış, 10 sene zarfında siyasi hayatın en yüksek kademesine, sadrazamlığa kadar ilerlemişti.
“Muhaliflerinin söylediği gibi Talat paşa, Cahil bir adam değildi. Fransızca biliyordu ve Fransız edebiyatına ve bilhassa 1789 ihtilalcilerine dair eserler okurdu.
1917 yılında Talat Paşa sadrazam (başbakan) olduktan sonra Sultanahmet’teki sadaret konağına taşınmamış; yaşamını ailesiyle birlikte Ayasofya’da ki kira evinde sürdürmüştür.
Talat Paşa, başbakan olarak dönemin etkin ve saygın aydın kuruluşu Türk Ocağı’ndaki konferansları da kendisine ayrılan maroken koltukta değil, üçüncü sıradaki sandalyede dinlemekteydi…”
Yukarıda ki satırlar, Eylül 2007’de Remzi Kitapevi’nden çıkan Prof. Dr Hikmet Özdemir’in “Üç Jöntürk’ün ölümü” kitabında yer almaktadır Sayfa: 32)
X
Talat Paşa sadrazamlık döneminde, aile yaşantısıyla, davranışlarıyla ve göstermiş olduğu özverili tutumuyla az rastlanır bir devlet adamı portresi çizmişti..Talat Paşa’nın hanları hamamları olmamış ve devletteki nüfuzuyla zenginleşme yoluna gitme gibi bir yaşamı söz konusu değildir.
Görevli gittiği iş gezilerinin dönüşünde, devletin vermiş olduğu harcırahların kullanmadığı bölümlerini, devletin kasasına iade edecek denli dürüst ve gerçek vatansever bir insandı.
Üzerinde durmak isteğimiz konu; ülke yönetimlerinde dürüstlüğün, alçakgönüllülüğünün, halka saygı duymanın devlete millete sadakatın ve gerçek vatanseverliğin işaretinin, söylemlerle değil, eylemlerle olduğunun vurgulanmasıdır….
X
Başbakan Tayip Erdoğan’ın “ayaklar baş olursa kıyamet kopar” şeklinde ki sözleri, yeni bir “ananı da al git ulan” söylemi denli toplumda bomba etkisi yaptığı gerçek.
Görüyoruz ki sözlerinden ötürü, pek çok kesimden Erdoğan’a yönelik yoğun tepki var. Doğrusunu söylemek istersek, Aysun Kayacı’nın söyledikleri yanında Başbakan’ın sözleri çok ağır oldu.
Sayın Başbakan’ın yenilir yutulur cinsten olmayan sözleri bize Sadrazam Talat Paşa’yı anımsattı. Mütevazı kişiliği ve dürüst yaşamıyla tarihte yerini almış olan Talat Paşa, sadrazamlığı döneminde de hiçbir zaman burnu büyük ve kendinden aşağıda bulunan kitleleri küçük görmedi.
O da Tayip Erdoğan gibi tabandan (Başbakanın deyimiyle ayaklardan) gelmişti. Talat Paşa sıradan bir posta memuru, Tayip Erdoğan ise babası gibi işçilikten (emekçilikten) gelmiş olan sabit gelirli bir çalışandı.
Son söz:
Bu açıklamaların ışığı altında, genel bir değerlendirme yapmak istersek şunları söylemek isteriz:
Siyasetçi, hangi konum ve görevde olursa olsun; konuşmalarında istediği kadar; kendini övüp göklere çıkarsın, eğer halkın gözünde ve vicdanında, aklanacak denli ak pak ve gerçek anlamda alçakgönüllü değilse, ne söylese boştur.
Devlet adamları söylemleri ve söyledikleriyle örtüşen yaşam biçimleri ve tavırlarıyla halktan not alırlar…
Abdestli, namazlı, oruçlu olmak ya da öyle görünmek; iyi, alçakgönüllü ve halka yakın yönetici olmanın ölçüsü ve kanıtı değildir…
Nice abdestli, namazlı, oruçlu zatı muhteremin ne denli çirkinlikler içersinde olduğunu zaman içerisinde gördük… Görmeye de devam ediyoruz… ”
BURHAN ÖZBEY