Tarifsizlik bitirecek bizi...
Sersemliğim tarifi olmalı, herkesin bir bakışta anlayacağı; yoksa inadına siyaset erbabları, değişmeyen ağızlarıyla, kıyamet fişeklerine kadar elleri havada yaşamaya devam edecekler; kürsüler arkasından, sırça köşkler tepesinden, yukarılardan bir yerlerden hitap ederek, kendini dinleyenleri andaval yerine koya koya...
Olsun ki hem; kim sersem, kim değil bilelim, iyice anlayalım...
Konuşanlar mı, dinleyenler mi?!.
Yüzsüzlüğün, utanmanın, kandırmanın, yalancılığın bir sıfatı olmalı işaret parmaklarıyla gösterilecek kadar aleni; yoksa binbir suratların, nice simalara hiç çekinmeden, hem de cepheden bakarak martaval okumaya çekinecekleri yok mahşer gününe değin...
Olsun ki bir sıfat; yüzsüzü, yalancıyı, sahip oldukları, temsil ettikleri hasletleri, gelecekler için mimliyelim...
Bir fırka, cemiyet yahut topluluk içinde körmüşcesine, sağırmışcasına, nicelik düşkünlüğü içinde bodozlama arka çıkmanın, yanlışlıkları, niyeti kötüleri ölümüne sahibiyetin bir rozeti olmalı; taht kavgalarında nice ağababaları ve onların şehzadelerini devirmiş, muhalif iktidar sevdalısı, ‘sevmeyi seven’lerin en çok bilineninin evvelce yakasına iliştirdiği ve kendine benzeyenlere örnek olduğu...
Rozetleri taksınlar ki; kim kör, kim sağır apaçık netleştirelim...
Kayık sahibi görsün ki; bir dahaki sandık seferinde, iyi kürekçi diye almasın yanına onlardan...
İhanetin okları olmalı ve; saplanınca böğrün canına acısı kolay çıkmasın, yarası daim izli kalsın...
Murdar o oklar saplanıp bitsin ki; hepimizin olan öteki oklara, altısına birden, yandaşlığımız, inancımız daim olsun...
Değinmeden geçemiyorum yine... Zoruma gidenlerin bini bir para bu ara...
İnanana saygının ahlaklı bir yüz mimiği olmalı; olmalı ki, hiçbir şeye inanmasa da mimiğin sahipleri, o ahlaklı, saygılı yüz mimiği hatırına saygıda kusur etmeyelim, geleceklerde geçmişleri yadederken...
Ve bunca olup bitene cevap; ‘edep’in bir ‘yahu’su olmalı...
Seyrolunanlara dili tutulanların yardımına yetişen...
Edep Yahu!..
Azıcık Edep!..
Allah aşkına Edep!..