Nefesim kesildi. Mutluluk beni hıçkırıklara boğdu ve bir halefinin başına tacı ellerimle kondurmuşcasına saat 21:00’deki gonk sesiyle düşmanlar içimi terk etti.
Tayyip Erdoğan, ferasetini, çalışma azmi ve kararlılığıyla millete paket olarak sundu. Ve bizde zevkle bu hediyeyi kabul edip, kurdelesini açtık. İçinden seçimden çok önce almış olduğu anlaşılan, konfetiler, simli süsler ve bayraklar çıktı. Bir galibiyet ki, kaplanın av olarak gözüne kestirdiği antilopa doğru hücum almışken, birden bir başka avcı tarafından vurulması ve yere yığılması zaferi. Bir zafer ki, udun şişkin gövdesini göbeğine yerleştiren muhalefetin, “bunda rahat edemiyorum” diye sazı eline aldığı ama bu kez de sapını kavramadığı bir hüsran.
Tayyip, yerle göğü birleştiren bir tabiatın uyumu. Yani toprağı ne kadar çekerseniz çekin semaya ulaşmıyor. Onun milleti için ektiği maydonozlar koparılıp yenilebiliyor. Su dışında buharlaşıp uçan bir şey yok. O da zaten ağzını havaya kaldıran kuş giller gibi tekrar milletine dönüyor.
Atının üzerinde kılmıyor namazını Tayyip. O at savaşmak içinse namazını kılıp çıkıyor. Laiklik endişesi güdenler “Allah Allah Allah!”diye milletin üzerine yürüyüp, Atatürk’ün dinini elinden almaya çalışıyor ve işte sonuç.
Başbakan, köyümün dili siyasete dönmeyen halkına da, holdinglerin yönetim kurulu toplantısına da damgasını vurmuştur. Çünkü o, Ekonominin üzerindeki sarı otları yakmış, aralarında dolaşan kenelerden bizi kurtarmıştır. Çünkü o, dış ülkelerde Osmanlının mehter marşını, Türkiye’nin İstiklâl Marşı ile birlikte söyletmek için korolar kurmuştur. Çünkü o, terörün çelik tırnaklarını, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dağlarına saplamıştır.
Ben ne yaptım? Onun yıldızların elini öptüğü karanlıklara ışık olmaya devam etmesi için…
Kırk yıllık DSP’li babamdan oy istedim. Hastanede yatan, oy kullanamayan yakınlarımın yerine geçmesi için, ilahi sistemi arayan kararsızları haklarını kullanmaya davet ettim. O ana kadar herkesi oy vermesi konusunda yönlendirdim. Taa ki, oy kullanma kabinine birlikte girdiğim oğlumun “hangi partiyi işaretlememi istiyorsan ona evet mührünü basacağım” diyerek iradesine başvurana kadar…O andan sonra onun sokaklarda oynarken, şapkalarıyla, bayrak ve broşörleriyle kurulan seçim standlarından ve seçim arabalarından yükselen şarkılardan ne yönde etkilendiğini öğrenmeye çalışmalıydım. Ve evet. Benimle aynı fikirde. AKP. Mührü aldı ve bastı. Bana da onun verdiğe karara sevinmek kaldı. Ondan da önemlisi onunla aynı fikirde olduğumu bilmenin gururu kaldı.
Sana güveniyoruz. Çünkü sen bizsin. Kendimize güveniyoruz. Ülkemizde güç sahibi olmak için altını ezmeye muktedir bir dişi değil, öyle görüneyim diye altın kaplamalı hiç değil, menfi arzularıyla altının söktürdüğü de değil, yolsuzluk olarak çürüğü altın gösterene değil, köklerden sinirleri alınmışa da değil, AK lambası Ağzına tutulduğunda kokusuz, sorunsuz ve bakımlı dişleri gören halkın altın olarak madalyayı boynuna geçirmesidir iktidarın. Ve parmağımdaki mürekkebi de, düğünümüzün kınası gibi görüyorum. Hiç şikayetçi değilim.
Hepimize hayırlı olsun.