TEBRİZ’DE GÖRÜP YAŞADIKLARIMIZ
Tebriz’e yaptığımız gezi ile izlenimlerimize devam ediyoruz.
Tebriz’de konuştuğumuz Azeri Türkleri; “Kara çarşaflılara” rozet takarak onları partisine kabul ettiği için Deniz Baykal’a çok “kızgınlar…” Öncelikle bunu söyleyelim…
Tayyip Erdoğan’ın da ülkenin başbakanı olarak, ABD dayatmalı “ılımlı İslâm”a yönelik dinsel ideolojisine ve bu yöndeki yönetsel uygulamalarına, önemli ölçüde tepkililer…
Tayyip Erdoğan’ın İslâm ideolojisine dayalı amaçları doğrultusunda, Türkiye’yi din devleti yapma yönünde ciddi çabalar içerisinde olduğuna inanıyor Tebriz’li sevgili ırkdaşlarımız…
Çünkü onların yaşadığı kentte ve ülkede fars kökenlilerin pek çoğu; kara çarşafla sokağa çıkıyor, ömürlerini “gömüldükleri karanlıklar” içerisinde geçiriyorlar. “Kara taassubu”, kara çarşaflarıyla yaşatmaya devam ediyorlar… Tabi Azeri Türkleri bundan rahatsızlar…
İnanarak çarşafa bürünenler yanında, Humeyni’nin devamı sayılan Ahmedinejad’ın, yani “mollaların” dayatmasıyla “karalara bürünenler” de çok.
Tebriz’in Azeri Türklerinin kadınları ve kızları ise; büyük çoğunlukla başlarını sadece yarı yarıya kapatıyorlar. Önlerinde görünen saç perçemleri, onları daha zarif ve şık hale getiriyor… Tebriz’li genç kızların ve kadınların farklı güzelliğini de, burada söz etmeden geçmenin haksızlık olacağını düşünüyoruz…
X
Tebriz havalimanına indiğimizde, pasaport kontrolü için kuyrukta beklerken duvarlarda, panolarda, ışıklı levhalarda yazılanları anlamadığımız ve bilmediğimiz için hiçbirini okuyamayınca; yaşamda “kara cahil” olmanın ne denli zor bir şey olduğunu, o zaman daha iyi anladık.
Çünkü yazılanlar, Arap harflerinden oluşan Fars’ca ifadelerdi. Sorduğumuzda böyle söylediler…
Pasaport kuyruğunda bekleyenlerin kulağımıza gelen konuşmalarından da bir şey anlamayınca ve de onlara tek kelimeyle bile derdimizi anlatamayacak durumda olmamız nedeniyle; bu kez de sağır ve dilsiz olmanın da ne denli zor bir durum olduğunu anladık.
Pasaport kontrolünden sonra bavulların açılıp içlerinin kontrolü için kuyrukta beklerken, Türk olmamızın yararını gördük. Orta yaşlarda esmer az saçlı bir görevli yanımıza gelerek, bize buyurun beklemeyin geçin jestinde bulundu…
Bizi havalimanında karşılayan Tebriz’li tanıdığımızla birlikte, kente gitmek üzere bineceğimiz taksiye doğru yürürken, sanki çevrede mazot kokusu var hissine kapıldık. Bu Tebriz’in (İran’ın) petrol kenti olmasının beynimize yerleşen olgusunun dışa yansıyan psikolojik durumuydu sanırız..
Kalacağımız yere doğru taksiyle giderken, gözlemlediğimiz dikkat çeken üç şey; yollar, arabalar ve evler oldu.
Yollar, gidiş geliş olmak üzere geniş ve bakımlıydı.
Trafikte seyreden araçlar; çoğunlukla İran üretimi markalardan oluşuyordu. Pekçoğu çok kullanılmaktan ötürü albenisi kalmamış vasıtalardı... Şehirde kaldığımız süre içerisinde, yollarda gösterişli ve pahalı dış ülke yapımı arabalara pek rastlamadık desek, sanırız abartmış olmayız. Varsa da kolay kolay rastlanmayacak denli az olmalılar…
Evlere gelince; Tebriz’de kent merkezi dışında, çok katlı bina (ev) görmedik. Varsa da iki üç katlılara göre çok azdı. Evler genelde, 3,5-4 metre yükseklikte, dış kaplaması mermer ya da mermer görüntüsü veren malzemelerden yapılmış duvarlarla çevrili avlusu olan, birbirine bitişik binalardan oluşuyor. Gördüklerimiz çoğunlukla iki, üç katlı evlerdi. Girişler tek bir dış kapıdan yapılıyordu.
Tebriz’in (belki de İran’ın) önemli özelliklerden biri de; bırakın konutların tamamının neredeyse parkların bile doğalgazla ısıtılıyor olmasıydı... Tabi parklarda böyle bir durum söz konusu değil ama binaların dışında avluda bulunan tuvaletlerin tahret musluklarından bile, doğalgazla ısıtılmış sıcak sular akıyordu.
Hane başına ödenen doğalgaz, su ve elektrik paralarının; her biri için, en fazla aylık 5-6 dolar civarında olduğunu öğrendik. Devletin bu yöndeki katkısı, tüketicilerin üzerindeki mali yükü, bu üç kalemde önemli ölçüde azaltıyor…
Tebriz’de (İran’da) 9 litre benzinin bir dolara satıldığını söylersek; sanırız, konuyu daha anlaşılır biçimde aktarmış oluruz. Elektrik üretimi de doğalgazla yapıldığından, elektrik ücretleri de tüketiciye ucuz olarak yansıtılıyor.
Tebriz çok geniş alana yayılmış ve yerleşim birimleri arasında, aralarında boş alanların da bulunduğu kilometrelerce mesafeler olan bir kent.
Bu durumun nedenini sorduğumuzda, 50’li yaşlarda ve uzun süredir inşaat işleri ile uğraşan bir Tebriz’liden; yönetimin; toplumda, çalışanlara iş olanakları yaratılması açısından, çok katlı binalardan ziyade az katlı ve geniş alanlara yayılan binaların yapımını plân haline getirildiğini öğreniyoruz.
Kaldığımız evin 8-9 yaşlarında ki ilkokula giden sempatik kızı Sanaz’ı, öğlene doğru bizler salonda çay içip sohbet ederken montunu giymiş, çantasını eline almış kapı önünde ayakkabılarını giyerken gördük.
Ev içerisinde başı açık dolaşan kızcağız baktık başında beyaz bir başörtüsü ile okula gidiyor… Şaşırdık. İran’ın baskı ve molla yönetimi, o yaşta çocuklara bile başını örtme zorunluluğu getirmiş...
Küçük kıza akşam eve döndüğünde, “bugün okulda hangi dersi okudunuz?” diye sorduk, “Kur’an” dedi. “Peki okulunuzda hangi günler Kur’an dersi var?” diye yeni bir soru sorduk. Verdiği yanıt; “hergün”dü…
Bir sonraki yazımızda, Tebriz’de görüp yaşadıklarımıza devam edeceğiz…
BURHAN ÖZBEY