Tehlikenin ayrımında olmayan halk…
Ne tuhaf ve hazin değil mi?
Günahsız ve çaresiz Türk halkı; neye oy verdiğini bilmeden 12 Eylül’de sandık başına gidip oyunu kullanacak… “Evet” ya da “hayır” diyecek(!)
Milletvekillerinin dahi referandumda oylanacak anayasadaki değişiklik maddelerinin tamamının ne olduğunu doğru dürüst bilmeden, değişikliğin ne getireceği ve ne götüreceğinin bilincinde olunmadan, yapılacak bir garip seçim(!)
***
AKP’nin 2002 seçiminden sonra sessiz ve derinden götürdüğü iktidar politikasının, “ülkeyi tam anlamıyla ele geçirme” planının artık açıkça su yüzüne çıkıp start aldığı bir süreç ve gerçeği yaşıyoruz…
Başbakan’ın 2002 seçimi öncesi, televizyonda Uğur Dündar’ın karşısında, iktidar olunca “dokunulmazlıkları kaldıracağız” söylemindeki pozitif yaklaşımı…
Daha sonraları…
“Acil Eylem” planı diye halka verdiği umutları…
“Yolsuzlukların damarına girdik” söylemleri ile ortaya koyduğu kesin tavırları…
AB aşkı ile yanıp tutuşmalarını(!)
Gözünüzün önüne getirin bir hele… Bir de 2010 Türkiye’sindeki Başbakan ve AKP’nin ortaya koyduğu fotoğrafa bakın…
İnsanın vay Türkiyem vay!
Vay Cumhuriyetim vay!... Diyeceği geliyor…
Meğer malum “Cemiyetin” çeteleşmiş militanları, son üç beş yıldır işbaşında imiş de haberimiz yokmuş… Hanefi Avcı kitabında yazınca neyin ne olduğunu tokat yemiş gibi iyice anladık…
Hep söyleniyordu…
Bu sahte ılımlığının, sakinliğin ve sahte uyumun arkasında bir “derin plan hazırlıkları” varmış da haberimiz yokmuş…
Askeriyenin, adliyenin, mülkiyenin önemli mevkilerinde görev yapan Cumhuriyet’in insanları, yıllardan beri, cemaatçi çeteler vasıtasıyla “hain dinlenme planlarıyla”, bir tuzağa düşürülüyormuş da, kimse işin farkında değilmiş…
Sen tele kulaklarla kişilerin aile mahremiyetlerine kadar derinlere gir, done topla sonra da bunları “avlarının”önlerine ser, “dediklerimizi yapmazsanız işinizi bitiririz” tehdit ve şantajıyla, hedef aldıklarına istediğini yaptır ya da onları pasifize et! Süt dökmüş kediye döndür!
Bunun dinle, imanla, Allah korkusuyla uzaktan yakından ilgisi var mı? Böyle yapanlar tam bir şerefsizdirler!..
Tanınmış polis şefi ve İstihbaratçı Hanefi Avcı, Fethullah Gülen cemaati devleti ele geçirdi diye, akıllara durgunluk veren 600 sayfalık bir kitap yazdı, yarım milyonu aşan satış sayısına ulaştı ama hükümetten, başbakandan beklenen davranış yok…
Adet yerini bulsun diye bir iki açıklama ve işin sessiz sedasız adliyeye intikalini öğrendik, sonrası “Deniz Feneri” davasında olduğu gibi ne olacağı belli olmayan bir belirsiz süreç başladı..
Çıktığı televizyonlarda, kendisine soru soran yüzde 90’ı yandaş takımından olan gazetecilerden biri bile, Başbakan’a kitapta yazılanlarla ilgili ciddi sorular soramıyor. Bırakın soruları; bu konuda tek bir soru dahi soramıyorlar…
Merkez medya denilen gazetelerin anlı şanlı köşe yazarları ve televizyon programcıları da; işimizden, yerimizden oluruz diye Başbakan’ın karşısında söyleşi programlarında süklüm püklüm oturup; “daha daha nasılsınız?” türü eften püften sorularla programı geçiştiriyorlar..
***
Başbakan’ın ve AKP’nin günlerdir çırpınışlarını görüyorsunuz.
Sabah akşam demiyor, halkı kendilerine çekmek için güdümleri altına aldıkları televizyonlarda ekranlara çıkıp durmadan konuşmalar yapıyorlar…
Adeta ülke sathında seferberlik ilan ettiler…
Var ya da yok olma savaşı gibi, mitingi alanlarında sanki meydan muharebesi yürütüyorlar…
Şiirler, ağlama ve gözyaşı sahneleri, alçaklar, şerefsizler diye suçlamalar… Her cümlenin sonunda “yaav!” ya da “yahu!” diye biten, sıradan insan ağızlı bağırmalar çağırmalar(!) gırla gidiyor…
Ne oluyoruz Allah aşkına?
Ülke dış devletlerce bir işgale mi uğradı da, sabah akşam camilerin ve minarelerin önünü bile miting alanına çevirmeler…
Her yere artık insanları “kusturacak” raddeye getiren “Evet” yazılı pankartları asmalar…
Devletin bütün olanaklarını, seçim malzemesi haline getirmeler…
Spor başarılarını bile yandaş televizyonlarda; basketçilerimizi Başbakan’ın yapacağı seçim konuşmasına alet ederek, vatandaşın oyunu alma taktik ve planları… Anlayabilmek olanaklı değil!.. Bir garip süreç…
Anayasa değişikliğinde hangi maddeler var, değişiklik ne getirecek ya da ne götürecek bilenlerin sayısı yüzde bir iki… Bilmeyenler ise yüzde 98-99.
Kim söylüyor bunu Gazeteci Fatih Altaylı ve aklı başında olan, sağduyulu herkes… Kimsenin neye oy vereceğini bilmediği “bir garip referandum!”
Son not:
Bu satırlar kaleme alınırken, Başbakan Erdoğan, Sabahtan beri elinde mikrofon, İstanbul’un çeşitli semtlerini dolanıyordu. Televizyonu günün hangi saatinde açsak, yandaş bir televizyonda canlı yayınlarda konuşmalar yaparken gördük…
Bir panik… Sormayın gitsin…
Tabi hayat memat meselesi, ya yok olacaklar ya da yarım yamakla da olsa ayakta kalabilecekler… Ucunda cumhurbaşkanlığı hesabı var… Dertleri çırpınışları bundan… Bunu bilmeyen mi var!
Sonuç:
12 Eylül akşamı evetler önde çıkabilir. Ya da hayırlar çoğunlukta olabilir…
Her iki sonuç da dünyanın sonu olmayacaktır…
Ancak, Evet çıksa bile Tayip Erdoğan hükümeti ve AKP’nin artık sonu gelmek üzeredir. AKP ilk seçimde yolcudur.
Bakın Abdullah Gül’ün görev süresini bile referanduma kadar belirsiz bırakıyorlar.
Evetler çok fazla çıkarsa süre 5 yıl, hayırlar fazla çıkarsa, yani Abbas’ın yolcu olduğu izlenimi büyük ölçüde kendini gösterirse, kaleyi boşaltmamak için süreyi 7 yıl diye belirleyecekler…
Olay bu kadar açık……
Son söz…
Sevgili halkım!
Diktatörlüğe doğru hızla gitmekte olan tehlikeyi hâlâ sezememişsen yapacak bir şey yok.
Her halk layık olduğu şekilde yönetilir…
İran örneği ortada… Gittik gördük facianın boyutunun ne olduğunu yerinde gözlemledik…
Günahsız ve çaresiz halkım, size başka daha ne söyleyebiliriz ki…?
BURHAN ÖZBEY