Kapanmış, sürgülenmiş bu da yetmezmiş gibi kilitlenmiş
kapılarında geçmiş zamanın,
açık bir yaraya dönüşen ruhum, duygularım ve düşüncelerim
her geçen gün kan kaybederken,
kapayacak bir kabuk aramanın yorgunluğu omzumda
ağırlığınca belimi büküp,
açık yara için sıcak, soğuk, rüzgâr, kir kısacası her şey tehlike
arz ederken düşlerimi, umutlarımı ve dahi sevme inancımı
kaybetmişliğin ezikliği
dayanılmaz acılara sevk ettiğinde
içimdeki kalabalıktan kaçıp yeryüzünün herhangi bir coğrafyasında gizlenmek istediğim
anlarda savaşların en ateşli, en yok edici bölümlerinde sığınacak bir korunak, kurtarılmış bir bölge,
çok bunaldığımda ruhumun nefes aldığı bir uğrak yeri
bellediğim cebimdeki son adresin
bütün olasılıkların imkânsızın sınırlarına duhul ettiği noktada
yitirilmiş bir cennete dönüştüğünü fark ederek
sükut-u hayale uğradığımdan beri,
yakamozları sönmüş gönül sahillerimde
içini sadece kirli tuz taneciklerinin dolduracağı
bir midye kabuğuyum
BEN;
tek başına kalakalmış…
İşte tek cümlelik hayatım…
Coğrafya dersinde elindeki küre şeklindeki dünyayı döndürerek ders anlatan öğretmeni dinleyen öğrenci gibiyim. Dışarıdan bakıyorum dünyaya.
Sadece bakıyorum.
Anlatılanların işime yaramama ya da duyduklarımın canımı acıtası bir gerçek olma ihtimalinden olsa gerek hiç de hevesli değilim öğrenmeye... Sadece bakıyorum.
Bir ölünün gözlerinden bakıyorum sanki. Donuk ve Mat…
Tek renk görüyorum; siyah…
Beyazları sansür edilmiş siyah beyaz bir film izler gibiyim.
Bir varmış, bir yokmuş zamanlarında adını bile unuttuğum başka renkler de varmış…
Bir de rivayetlere göre “Rengârenk” varmış çok eski efsanelerde…
Kim bilir?
Belki de birilerinin uydurmasıdır.
Kim bilir?
“Uzak diyarlarda bir yerlerde çiçekler de var”
dememiş miydi insanoğlu?
Kırmızı güller örneğin...
Birbirine gül verirmiş bazı insanlar: Romeo ve Juliet, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi…
Ama niçin verdiklerini bilemiyorum; salağım belki de...
Ancak hepsinin “eskiden”le başlayan cümleler içinde geçmesi
ilgimi çekiyor sadece.
Sadece
Sanki hayatı tek cümleye sığacak bir adamın BEN yazarken alfabeden 3 harf alması bile
israf-ı kelam.
Sanki.
Neyse zil çalsa da gitsem artık…
Kim taşıyacak acaba beni?
O neyse de kim yıkayacak?