Türkiye 2011 yılının finalini dehşet ve ürperten bir olayla kapattı. Olayı çok manidar bir şekilde Türkiye haber sitelerinden değil CNN internet haber sitesinden öğreniyorum. Gözlerime inanmakta güçlük çekiyorum. Ama daha sonra bu ülkenin benim ülkem yani Türkiye olduğunu hatırlıyorum ve normaldir diyorum. Çünkü bu çapta olmasada, onlarca kimbilir yüzlerce bu türden kalleşliklerin hedefi haline gelmiştir bu topraklar. Bu topraklardan, bu milletten ve tarihinden, bu milletin geleceğe uzanan ümit tomurcuklarından rahatsızlık duyanların kin ve nefretleri bitermi?. Yıllarca Türkiye`nin sınırlarını ateşe veren ateşperestler Türkiye`yi bir türlü yakmaya muvaffak olamadı. Allah (cc) Türkiye`yi ateşin içindeki İbrahim (as) gibi korudu. Bu kaçıncı ihanet, bu kaçıncı zılgıt, bu kaçıncı tezgah, bu kaçıncı aynı delikten ısırılmak, bu kaçıncı rezalet, bu kaçıncı acı?
Bu olayların bir muhatabı bir sorumlusu yokmudur bu ülkede? Uluderede sanki 35 tane koyun ölmüş. Yahu, koyun ölse hesap sorulacak bir çobanları olur. İnsan bunlar insan hemde masum insanlar. Daha önce de onlarca benzeri bir yığın tuzak, yalan ve tezgahla yapılan karakol baskınlarında da aynı şeyleri yaşadık. Yetkililer, “çok üzgünüz, olaya el koyduk, araştırılıyor, inceleniyor, irdeleniyor, analiz ediliyor” diyorlar her haince olay sonrası bozuk plak gibi. Peki sonuç ne? Koca bir hiç. Sonuç itina ile sümen altı ediliyor. Bugüne kadar bu türden hangi olay sonuçlandırıldı? Kim veya kimler hak ettiği cezaya çarptırıldı? Bütün bunları organize edenlerin kuklalarının çok küçük bir kısmı içerde beş yıldızlı otel gibi sözde hapishanede yaşıyorlar.
Orada evladını kaybeden bir yiğit oğlu yiğit, bir vatan evladı bütün Türkiye`ye en manidar cevabı ve mesajı vermiştir. 17 yaşındaki oğlunu kaybeden Abdulaziz Encu “Ben bu dağlarda vatanım için bacağımı kaybettim. 99 yılında Düğün Dağı’nda PKK’nın döşediği mayına bastık. Amcam olay yerinde öldü. Benim bacağım koptu, bir Mehmed de yaralandı. Dağda bir serum vardı, bacağım koptuğu için bana taktılar. Çıkarttım serumu ‘O gençtir, ona takın, ben yaşlıyım’ dedim. Biz bu fedakarlıkları çocuklarımıza bir şey olmasın diye yaptık. Şimdi çocuğum, 17 yaşındaki Salihim’in tabutu geldi. Ben bu devlete bu kadar hizmet ettim. Olmayan bacağımla gönüllü koruculuk yapıyorum. Bunlar yetmezmiş gibi hem çocuğumu kaybediyorum hem de yalnız bırakılıyorum. Çocuğumun tabutunun üstüne bayrak astılar. Hükümet meydanı boş bıraktı. BDP’lilerin propaganda alanı oldu. Bu görüntüyü görünce ciğerim yandı. Bizi sahipsiz bıraktılar...”
Neden hükümet o bölgenin bütün milletvekilleriyle oraya çıkarma yapmadı? O insanlar size oy verirken iyiydi. Neden halkınıza sahip çıkmadınız? Sizler milletin vekiliydiniz aslınızın neden arkasında durmadınız? Yoksa Hasip Kaplan ve bir kaç çapulcudan mı korktunuz? Siz kimin vekilisiniz? Yoksa Ankara`nın milletvekilimisiniz? Unutmayınız ki vekili vekil yapan millettir ve asıldır.
Hükümet ve yetkilileri yaptıkları açıklamada gayet rahat. Öyle ya TSK hükümetin emrinde, Polis öyle, MİT öyle ama bütün bu ve benzeri hadiseler gösteriyorki hükmet Ankara`ya bile hakim değil. Ankara`ya hakim ol(a)mayan bir iktidar hala hainleri sınır ötesinde arıyor.
Bu ülkenin ta göbeğindeki hainler kafaya koyduğunu yapıyor ve hemde ellerini kollarını sallayarak yapıyor. Bu milletin gözlerinin içine bakarak yapıyor. Mesele çok basit. Vatandaş şöyle diyor. “Sayın Başbakan şunu yapamıyormu? Genelkurmay başkanını, MİT müsteşarını, ilgilileri çağırıp size 24 saat mühlet. Bu işin içinde, önünde, arkasındaki hainleri istiyorum. Bu cümleyi kuramayan bir Başbakan ne iş yapar bu ülkede. Etrafında örülen yalan duvarlarını ne zaman parçalayıp kendiniz olacaksınız sayın Başbakan”. Bu arada Türkiye`nin en önemli dinleme ve istihbarat Genelkurmay GES Komutanlığı bütün teçhizat ve ekibi ile MİT`e devredildi. Neyi çözecekse bu değişiklik.
Sayın Bülent Arınç açıklama yapıyor, ama halk bu açıklamalara artık inanmıyor. Sahip olduğunuz bütün krediyi kaybediyorsunuz. Konuşmak, özür dilemek, tazminat ödemek yetmiyor. Bu millet sizlerden icraat bekliyor. İhanet şebekelerinin önce Ankara`dan başlayarak ses ve soluklarını, nefeslerini kesmenizi bekliyor.
Bu olayı sadece yanlış istihbarata bağlamak olabilecek en büyük saflık olur. Türkiye son dönemlerde özellikle İran, Suriye ve İsrail tarafından bir kuşatılmışlık yaşıyor. Sıfır sorun teorisi çuvalladı. Öyledir herşey kitaplara yazıldığı kadar kolay olsaydı meseleler daha farklı olurdu. Pratik, teorik kadar kolay olmuyor hele böylesine vahşi kurtlar sofrasında. Daha önce de defaatle söyledim. Asırlık bir devlet geleneği olan Türkiye günlük siyasetle yol almaya ve günü kurtarmaya çalışıyor. Bu gidiş gidiş değil. Bu yol yol değil...
Keşke sayın Arınç ve Hükümet yetkilileri başta hükümeti, sonra TSK`yı sonrada diğer ilgili kurumları koruma gayretlerinin onda biri kadar olsun bu olayın hakikatının orataya çıkması için gayret gösterebilselerdi. Evet doğru, durup dururken bu ülkenin hakiki vatan evlatları askerleri ve istihbaratçıları yine bu ülkenin evlatlarını katletmez. İyi de bu ülkenin değişik kurumlarının içine sızmış hainlere neden bir kere olsun gözünüzü çevirip bakmazsınız? Neden bu asırlık hakikate sırt çevirirsiniz? Neden bu sızıntıların kaynaklarının üstüne yiğitçe at sürmezsiniz? Tek sazınız sözünüz, hükümetin masum olduğu, TSK`nın pak olduğu MİT`in hak olduğu. Hükümet, TSK, MİT çok pak olabilir, öyledirde. Ama Turhan Çömez`i neden bu kadar çabuk unutursunuz? TSK`nın MİT`in içine sızmış en üst rütbeli hainleri nasıl görmezlikten gelirsiniz?
Hükümetin bu türden olaylara yaklaşımı kökten değişmedikçe, öldürücü bir virüs taraması yapmadıkça, meselelere daha şumüllü bakmadıkça bu ihanetin hakikat perdesini aralaması asla mümkün olmayacaktır...