Sinema krizim tutmuştu yine. Harry Potter izlesem, saçma sapan efektler ve boyutlar arasındaki mantıksızlıkta kalacaktım. Karayip Korsanları ise hayal çağımızın çok çok gerisinde kalmıştı. ‘Anneler Günü’ isimli film, günün anlam ve önemine hiç mi hiç uymazdı. Ve evet başından beri aklımın ilk sırasında yerini alan ama "Çocukluğun alemi ne?" diyerek geri adım attığım filmi izlemek için hazırdım artık...
Çocukluğumda en sevdiğim ve yaşaması ihtimal dahilinde olmayan küçük,mavi yaratıkları konu alsa da manasızlığına bir gün olsun inanmadığım, ‘ŞİRİNLER’ ile buluşma vakti gelmişti. Bugüne kadar hiçbir sinema filmi beni kendisine zamklamamıştı, hatta öyle ki bu yapıştırıcının niye tutmadığını anlamak için kendime zeka testi uyguladığım bile olmuştur. Tamam, bütünüyle entegre olmazdım demiyorum ama illaki kaçamak bakışlarım, salonu yoklamalarım veya perdede kendi hayatımı seyre daldığım olurdu.

Şirinler, beni şirinledi. Tüm çizgi film geçmişini bir sinemada toplamış gibiydi, bütün kahramanları tek tek hatırlama şansı buldum, favorim her zamanki gibi, sakar ve somurtgandı.

Şirinlerin yaşadıkları mantar köyünden çıkıp, insan içine karışmalarının ironisini de keşfetmek isterdim her zaman. Ayrıca şirinler üzerindeki şehir efsanesi yani “Kızıl Bayrak altındaki sosyalist adamlar” söylentisinin yerini bulup bulmayacağını da, bir erişkin beyni ile analiz etme fırsatı buldum. Ve aslında para olmadan komünal bir yaşam süren şirinlerin, komünist olan yaratıcısı Peyo’nun emperyalist düzenle verdiği mücadelenin bir parçası olduğunu düşünmek çok zor.
Tabi ki, Gargamel baş rolde, onlardan alacağı tek bir done ile sihirlerini birleştirecek ve kötü emellerine ulaşacak....Fakat Gargamel’in neden Şirine ile özellikle ilgilendiği hep bir merak konusuydu benim için, meğerse Şirine kendi büyüsü ile ortaya çıkarttığı ama şirin babanın sihir fermantasyonu ile kendi ailesine kattığı bir şirinmiş. Artık, Gargamel’in kendi üretimi olan Şirine’yi(Şirine bu yazının temasında 'Kürtlük' kavramına karşılık geliyor) geri kazanma gayretini daha iyi anlıyorum…Şirinlerin Gargamel tarafından köylerinden kovulunca, kendilerini Central Park’ın göbeğinde bulma hikayelerini, ve sonra Büyük Elma’da mahsur kalan Şirinlerin, Gargamel izlerini bulmadan köyün dönüş yolunu bulma arayışlarını anlatmayacağım…
Buradan bağlamak istediğim nokta…Kötü büyücü Gargamel’in, kendi doğasını yaratmış ve o doğada kimseye zararı bulunmayan canlılardan ne istediğini anlamak için ne kadar zorlandıysam, PKK’yı anlamakta da aynı derece zorlandığımı belirtmek..
Eylemlerine 1983’te pusuya düşürüp, 13 askeri öldürerek başlayan, silahla geldiği noktada bağımsızlığını da silahla alacağına inanarak kendi ocağına düşürdüğü ateşten bir canavar yaratan ve bu canavarın dünya üzerinde saçtığı tehlikelerden en başta kendileri korkan insan topluluğu.
Filmde Gargamel şirinlerin peşine düştüğünde, vakumlu bir elektrikli süpürge ile sokakları temizleyen işçi adamın elinden aleti alıp, şirinleri tek tek bu makineye çekmeye başlamış, sonra yaptığı bu hırsızlık neticesinde hapse atılmıştı. Peki Gargamel rahat durmuş muydu? Hapishanede, kendisi gibi bir takım varlıklara musallat olmasıyla bilinen bir güveden yardım istemiş ve kartallarla kendisini kurtarmaya gelmesini söylemişti. Güve, fıtratı kendisine benzeyen kötü büyücüye verdiği sözü tutmuş, fakat kartallarla değil sineklerle kendisini uçurarak oradan kurtarmayı başarmıştı.
Bizim İmralı’daki Gargamelimiz de öyle değil mi? Kendisine yardımcı olan bir çok güve var ve yönettiği örgütün merkezi dışında hayatında pek bir şey değişmedi.
Bu film ve şehitlerimiz hala bana Gargamel’in niyetini ve aslında ne istediğini söylemeye yetmedi. Zira Gargamel, şirinleri çoğaltma, onları yaratma, onların efendisi olmakla neyi başarmış olurdu ki? Amacı, şirinleri yemek olsaydı o zaman yiyebileceği tek şeyin bu olmadığını, onları yakalama planlarından daha önce keşfederdi. Sanıyorum bildiği tek gerçek, şirinlerin değdiği her maddeyi altına çevirecek bir iksirin son malzemeleri olmaları... Fakat bilmediği şey, bu memleketin taşı toprağı altın ve bu altın, öyle toprakların altından süzülüp de gelmez, fışkırır ve gözünü kör eder, bilmez mi ki?
Kedisi yani Azman gibi görünen gerillalar ise “kötü işçi aristokrasisini” temsil ediyor..Hayatını Gargamel’e hizmet etmekle geçiren, efendisi ne verirse onunla yetinen, asla sesini çıkarmayan, sorguya kalkışmayan bir zavallı…Çünkü biliyor ki yaptığı şeyin hayvani tarafını bile sorgulamaya başlarsa, kendisinden nefret edecek. İşte o zaman intihar eylemcisi olmak bile onu kendine getiremeyecek.
Umuyorum ki, Allah, Gargamel’in kötü büyüsünden korusun bizim yurdumuzu. Umuyorum ki, azmanlar yaşadığı ve doğduğu toprakları pisletmesin…ve umuyorum ki bütün insanlık onlarla birlikte şirinlensin…
hulyaokur@haberx.com