Ahmet Hakan’ ın teşekkür-nameleri de sanki ‘Ben neymişim ki, bakın beni kimler aradı’ anlamında bir gösteriden başka bir şey değildi. Çünkü orada ismi geçenlerin istisnasız tümü toplumda çok iyi tanınan kişilerdi. Tek bir ‘sade vatandaşın’ ismi geçmiyordu.
Gözümden kaçmış olabilir ama Ahmet Hakan’ ın kendisine ilk müdahaleyi, ameliyatını ve sonraki tedavilerini yapan hekimlerine, hemşirelerine ve diğer sağlık personeline teşekkür ettiğine de rastlamadım.
Ayrıca, bu ülkede belki yüzlerce köşe yazarı var ve mutlaka bunların hemen hepsinin başından da bir kaza veya ameliyat geçmiştir.
Bugüne kadar böyle onlarca insana teşekkür yağdıran ve bir kol kırığını ‘memleketin en önemli meselesi’ haline getirmeyi başarabilen bir köşe yazarı herhalde olmamıştır.
Böyle durumlarda yazarın köşesinde sadece doktorlarına ve yardımcılarına teşekkür etmesi yeterlidir; üstelik teşekkür dozuna da çok dikkat edilmeli, abartıya kaçılmamalıdır.
Ahmet Hakan şundan emin olsun ki, onu gerçekten acısını içinde duyarak arayan gerçek dostları zaten ondan böyle bir teşekkür beklemez, hatta bu tür bir listede yer almaktan hoşlanmazlar bile.
Bize köşesinde teşekkür etsin veya zamanı gelince ‘bir iyilik yapsın’ diye arayanlara teşekkür etmeye de hiç gerek yoktur.
Sitem-nameye gelince, orada özellikle Gülben Ergen ve Hülya Avşar dışında adı geçenler, çok önemli işleri, başlarını kaşıyacak vakitleri olmayan kişiler.
Bu insanların işleri yokmuş gibi, sıradan bir kol kırığı için sıradan bir köşe yazarını ne diye aramaları gerektiğini ben anlayamadım. Onların haberi bile olmadan sekreterleri tarafından formalite icabı gönderilecek bir geçmiş olsun mesajının önemini de kavrayamadım.
Hatta iyi ki de aramamışlar. Bence esas bizzat aramaları tuhaf olurdu.
Gelelim neticeye
Bu olayda çok daha önemli bir şey var. Bu, bildiğim kadarıyla Ahmet Hakan’ ın birkaç ay içinde ikinci kırığı. Onu en son Eresin Oteldeki fasıl gecesinde gördüğümde de kolu gene sarılıydı. Kırık mıydı, zedelenme miydi neydi, tam bilmiyorum.
Tabii ki tesadüf de olabilir, bazen kazalar arka arkaya gelebilir ama böyle durumlarda iki şey mutlaka araştırılmalıdır.
Birincisi, genç sayılabilecek yaştaki bir insanda kemikleri zayıflatan ve en küçük bir darbede bile kırılmasına veya zedelenmesine yol açan bir hastalık olup olmadığıdır. Zaten esas önemli olan da bu hastalığın tedavi edilmesidir. Kırık nasıl olsa bir türlü kaynar.
İkincisi ise bu kadar sık ‘biçimsiz’ şekilde düşerek bir yerlerini kıran kişi, şayet sarhoş olduğu için bu işler başına gelmiyorsa ‘dengesizlik’ yaratan hastalıklar bakımından da tetkikten geçmelidir.
Özetle, Ahmet Hakan teşekkür-nameler ve sitem-namelerle zaman yitireceğine bir hastaneye başvursun ve hem bir endokrinolog ve hem bir nörolog tarafından muayene edilip gerekli incelemeleri yapılsın.
Bir daha olmasın ama kolu kırılırsa da yen içinde kalsın.