Türkiye bölgesinde başta Suriye olmak üzere tam bir ateş çemberinin içindeyken son bir kaç gündür ne yazık ki içeride de gereksiz/zamansız bir çatışmanın içine çekilmiş durumda. Daha önce Uludere olayı ile başlatılan MİT’i itibarsızlaştırma operasyonu Mehmet Baransu’yu izleyen MİT görevlilerin polis tarafından göz altına alınması ve nihayetinde özel yetkili savcıların Hakan Fidan’nı ifadeye çağırması ile doruğa çıktı.
Tüm bunlar yaşanırken “dokundukları” her meselede olduğu gibi, bir anda kamuyounda bilinen ve bilinmeyen unsurları ile “The Cemaat” ın hukukçusundan yazarına, polisinden TV yöneticisine, nüanssız tek bir pozisyon aldığını gördük. Savcı/Emniyet operasyonunu MİT’in Ergenekon yapılanmasından temizlenmesi olarak lanse etmeye çalıştılar. Ancak hiçbiri makul bir çerçevede, Başbakan’a en yakın isimlerden biri olan ve göreve geldiği süreden itibaren Ergekon ve İsrail’in hedefi olmuş Müsteşar Hakan Fidan’ın terör şüphelisi olarak ifadeye çağırılmasını izah edemedi. Hele ki Fidan’ın geliş nedeninin MİT’i yeniden dizayn ederek içerdeki çürük yumurtaları ayıklamak olduğu da düşünüldüğünde, bu argümanın çok zayıf kaldığı görülebilir.
Açıkçası MİT’i KCK yapılanması ile eş gösteren bir hukuki sürecin Fidan üzerinden başlatılmasının manası çok da müphem gözükmüyor. Alenen hedeflenen şey Fidan’a görevden el çektirmek ve Erdoğan’ı da pasifleştirerek MİT’e savcı/polis eliyle yeni bir nizam vermek. Tabi bu nizam Erdoğan’ın istediği değil Cemaatin keyfiyeti ile şekillenecek bir nizam.
Peki Cemaat Başbakan Erdoğan ile karşı karşıya gelme pahasına neden Fidan’ı kendine hedef seçmiş olabilir. Fidan’dan neden bu kadar rahatsızlar?
Bir çok neden sayılabilir. Findan’ın müntesiplere MİT kadrolarında yer vermemesi, Kürt Meselesinin halline farklı bakış açıları ve daha da önemlisi Cemaatin “uluslararası pozisyonuna” muhalif, Suriye ve İran konusunda Fidan’ın yeteri kadair şahin bulunmaması.
Ancak birşeyin altını kalın kalemle çizmek gerekiyor. Mesele sadece MIT’le değil. Asıl görüntü Cemaat’in MIT üzerinden Başbakan Erdogan’ı TEST edip güç paylaşımı çabası ki bu hakikat bizi çok tehlikeli sulara götürür. Ve Türkiye’de dahil hiç bir demokraside siyasi sorumluluğu olmayan halk tarafından seçilmemiş bir grubun kendi maslahatlarının ihtirasları ile mevcut hükümet ile güç paylaşımına gitmesine izin verilmez/verilemez.
Artık Cemaate “güçlü” ama dostane bir uyarının vakti geldi diye düşünüyorum. Evet Cemaatin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bugüne gelinmesinde önemli katkıları oldu. Bu da kamuoyu tarafından takdirle karşılandı. Ayrıca Cemaat mensuplarının da her Türk vatandaşı gibi kamu görevlerinde yer alması olağan bir durum.
Ancak normalleşen Türkiye’de eğitim ve dini alanlar gibi asıl faaliyet alanın dışında bir güç arayışına girmek ve hiyerarşik olarak kendi maslahatını herşeyin üstüne çıkarmak Türkiye’nin son yıllarda ki kazanımlarına büyük bir zarar verir.
Bunu en iyi The Cemaat bilmeli.
KATAM, Kahire-Türk Araştırmalar Merkezi, Uzmanı
Kahire/MISIR
http://twitter.com/canacun
canacun@hotmail.com