Son Haberler
29.05.2012 Salı 20:23
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

THE DAILY STAR : HİZBULLAH İÇİN SIKINTI YARATAN TÜRK KUŞATMASI
02.07.2010 19:00

ANKARA, 01/07(BYE)--- Lübnan'da İngilizce yayımlanan The Daily Star gazetesinin 1 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Michael Young imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun çevirisi şöyledir:

Hizbullah son haftalarda fena şekilde heyecanlı. Tehdit etti, kınadı, talep etti ve uyardı; bunların hepsi de partinin, hakim politik durum karşısında rahat olmadığını gösteriyor.

Öncelikle partinin Beyrut'tan Gazze'ye gönderilecek gemiler hakkındaki belirsizlikleri; ardından da İsrail ile kıyı ötesi petrol anlaşmazlığı konusundaki sert tavrı. Sonra da partinin çok yakında Amerika'nın karalama kampanyalarına karşı koyacağı ve ABD ile iş birliği yapan şahıslar, partiler ve kulüpler listesi hazırlayacağı vaadinde bulunan Hizbullah milletvekili Kamil El-Rıfai idi. Bu hafta muhtemelen Hizbullah'ın planladığı eylemlerle güneydeki köylüler yolları kapadı ve UNIFIL araçlarına saldırdı. Bu, bir Alfa çalışanının Mossad ajanı olduğu iddiasıyla tutuklanmasının ardından geldi. Bu da Hizbullah'ın, İsrail'in Lübnan telekomünikasyon sektörünü kontrol ettiği ikazında bulunmasına yol açtı.

Hizbullah'ın mesajı açık: "Düşman her yerde." Hayatta kalmak için düşmana ihtiyacı olan bir parti için bu anlaşılabilir bir şey. Ancak çok daha derinlerde bir şeyler var; Lübnan ve Orta Doğu'daki durumun partinin hoşuna gitmemesinin yarattığı keyifsizlik.

Türkiye'nin birkaç hafta önce Gazze filo olayına tepkisiyle Hizbullah'ın keyfi bozulmuş gibi görünüyor. Batı'da birçokları sadece Ankara'nın İsrail'e düşmanlığını görürken bölgeden görünen manzara farklıydı ve Arapların İran'ın artan gücü ya da daha nazik bir şekilde söylersek fonda Sünni Arapların Şii İran karşısındaki korkuları vardı.

Filistin meselesi, Hizbullah'ın en iyi şekilde bünyesinde topladığını iddia ettiği "direniş gündemi"nin kalbinde yer alıyor. 2005'ten beri Devlet Başkanı Mahmud Ahmedinejad İran'ın Araplar arasındaki meşruluğunu artırmak için Filistinlileri şahmeran olarak kullanırken Arapların kendi pasif rejimlerinin meşruiyetini bozuyor. Ancak şimdi Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan devreye girdi ve Araplar, hizipsel dürtüler etkisini gösterirken en önemli destekçileri olarak Türkiye'yi seçtiler.

Türkiye'nin Filistin cephesindeki itiş gücü Hizbullah'ın rahatsız edici bulduğu birkaç yöne gidilmesine yol açıyor. Evvela Erdoğan kısa süre önce, hareketin bir terör örgütü olmadığını söyleyerek Hamas adına konuşma hakkını üzerine aldı. Türkiye'nin Hamas lideri Halid Meşal'a ev sahipliği yapan Suriye üzerindeki nüfuzu gözönüne alındığında bu, Hizbullah'ın Filistinli İslamcı hareket ile ilişkisine yeni bir değişken ekliyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrullah, Gazze olayından sonra Beyrut'ta özellikle Başbakan Saad Hariri ve Velid Canbolat yandaşlarından gelen Türkiye'ye karşı ani coşkuyu da fark edemedi. Destekleri, zımnen ve hatta açıkça İran'ın Orta Doğu'da işleri ele alış şekline yönelikti. Lübnan'da ve bölgede Türkiye'ye "evet" demek İran'a ve müttefiklerine "hayır" demenin kısaltılmış şekli haline geldi.

Daha genel olarak, Türkiye -bütün bu zaman Tahran ile dost kalıp hatta uluslararası olarak onu savunurken- İran'ı yerinden eder ve kendisini Filistin davasının başlıca sözcüsü görürse bu Hizbullah için ne anlama gelir? Somut anlamda, iş İsrail'e gelince Türklerin bölgedeki savaş ve barış meselelerinde daha fazla söz hakkına sahip olacağı anlamına geliyor. Ayrıca İran, Suriye ve Hizbullah'ın eylemlerinin Türkiye'nin çıkarlarını nasıl etkileyebileceğini daha yakın inceleyecekler anlamına geliyor. Bu, Hizbullah için işleri karmaşık hale getiriyor, zira birdenbire partinin, Lübnan'ı İsrail'e karşı caydırıcı olarak İran'ın yararına kullanma özgürlüğü azalmış oldu.

Hatta içeride de durum değişti. Hizbullah son haftalarda Hariri mahkemesinin partiye karşı olası iddiaları kullanma yönünde bir iç girişimin Sünnilere karşı Mayıs 2008'dekine benzer yeni bir saldırıyı tetikleyebileceğini homurdanıyor. Ancak bu bugün ne kadar gerçekçi? Çok da değil. Hariri, Türk kartını tamamen kullandı ve Sünni yerel ve bölgesel dayanışmanın Filistin lehine ve İran'a karşı birden sağlamlaşması Hizbullah'ı büyük ölçüde kısıtlıyor.

Ve böylece Hizbullah, yeni oyuncular kendi sembollerini çalarken kaygıyla izliyor. Türkiye yeni bir güç olarak ortaya çıkarsa bu Suriye'nin İran'a bağımlılığı için ne anlama gelecek? Ilımlı İslamcılar liderliğindeki arsızca Müslüman bir Türkiye'nin seçenek rolünü ele geçirdiği, Sünnilerin hakimiyetindeki devletlerle iş birliği fikri, hâlâ Körfezin zayıf ülkelerini İran hegemonyası için açık alan olarak gören Tahran açısından güven verici bir şey değil.

Bu, Hizbullah'ın aniden ortaya çıkan paranoyak enerjisini açıklıyor. Sağ ve soldaki tehlikeleri suni bir şekilde abartarak parti, hem Şii toplumunda hem de Lübnan toplumunda İsrail'e ve ABD'ye karşı savunma yapan öncü kuvvet olarak kendisini yeniden konumlandırıyor. Hizbullah ihtilaflardan besleniyor, ama Erdoğan ihtilaf kartını partinin elinden alıp bunu Hizbullah'ın rekabet edemeyeceği ve İran'ın kaybedebileceği bir masada oynamakla tehdit ediyor.

Her şeyden önce Hizbullah, İran'a yönelik bir İsrail veya Amerikan saldırısına karşı misillemede bulunma özgürlüğü konusunda kaygılı. Türkiye, İsrail'i eleştirebilir ama diplomatik ilişkilerini koparmadı. Lübnan-İsrail ihtilafını önleyecek bir ara bulucu rolünü üstlenirken bir yandan da Suriye'yi kontrolde tutmak için Şam üzerindeki etkisini kullanabilir.

Türkiye, geçen hafta görev süresi uzatılan UNIFIL'e dahil. Güneydeki köylülerin uluslararası güç üzerindeki baskıyı artırması bu karar ışığında tesadüf değil gibi görünüyor. Partinin Türklere kafa kafaya saldırmaya gücü yetmez ama BM misyonunu halkın gözünde düşürerek Hizbullah, Türklerin, nihayetinde özellikle de BM ile birlikte oynayacağı, İsrail ile Lübnan arasında ara buluculuk gibi herhangi bir rolü baltalayabilir.

"En yakınındakinden kork" der atasözü. Hizbullah hiçbir zaman Türklerin sıkıntı yaratan kuşatmasıyla karşı karşıya kaldığı zamanki kadar istikrarsızlaşmamıştı.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.