ANKARA, 14/07(BYE)--- Lübnan'da İngilizce yayımlanan The Daily Star gazetesinin 14 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Rami G.Khouri imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun geniş özet çevirisi şöyledir:
İstanbul'u ziyaret ettiğinizde Türkiye'nin iç politikası, ekonomik gücü, bölgedeki ilişkileri ve uluslararası rolünü kapsayan evrim sürecinin günümüz Orta Doğusunun en büyük efsanelerinden biri olduğunu hemen anlayabilirsiniz. Türkiye ve geçirdiği evrimi doğru bir şekilde anlayabilmek, Amerika'nın sıkıntılarından, İsrail'in önceliklerinden, Avrupa'nın hassasiyeti, Arap ve Kürtlerin endişeleri ve İran'ın planlarından bağımsız olarak değerlendirmek önemli.
Türkiye ABD, NATO ve İsrail ile eskiden beri süregelen yakın ilişkisinden stratejik bağlantılar uğruna vazgeçmiyor. Aksine bu oyuncularla ilişkilerini dengeliyor ve tüm kilit aktörlerle (Araplar, İsrail, İran) sağlam ilişkiler kurup, hem bölgenin önde gelen güçlerinden biri olmaya soyunuyor, hem de uluslararası güven telkin ediyor.
Türkiye'nin geçirdiği çağdaş evrimin üçüncü safhasında olduğu söylenebilir. İlki 1990'larda, Soğuk Savaşın bitişini takiben ekonomik istikrar ve büyüme sağlanmasıyla ve şu anki iktidar partisi, ılımlı İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisinin zaferine yol açacak daha demokratik bir siyaset uygulamasına geçilmesiyle başladı. İkincisi, Amerika'nın bölgedeki hakim dengeyi radikal bir şekilde değiştiren ve İran ile Türkiye'nin daha fazla bölgesel nüfuz kazanmalarına neden olan 2003 Irak işgaliyle başladı. Ülke içinde yapılan demokratik düzenlemelerle anayasal demokratik sistem yavaş yavaş eskinin baskın gücü, ordu tabanlı seçkinlere karşı güç kazandı.
Şu anki üçüncü safhada ise Türkiye ekonomik gücünü bölge genelinde kurduğu iyi ilişkiler ve daha iddialı diplomasisiyle birleştiriyor. Bu değişiklikleri İstanbul'da havaalanına indiğiniz andan itibaren her yerde görebilirsiniz. İstanbul'da iş adamı ve turist trafiğinde görülen artış Suriye, Ürdün, Irak ve İran gibi komşu ülkelerle vizesiz seyahati başlatan akıllıca bir politikanın yansıması.
Havaalanına inmeden bile uçaktan, güçlü üretim ve ihracatın bir başka kanıtı olarak İstanbul limanında bekleyen yüzlerce kargo gemisini görebilirsiniz. AK Partinin seçimlerde elde ettiği zaferlerin en önemli sebepleri ekonomide ve orta sınıfta görülen büyümedir. Ekonomik refah Türkiye'nin bölgede düzelen ilişkilerinin de temelini oluşturuyor.
Son ekonomik rakam ve tahminler şaşırtıcı. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Türk ekonomisinin 2011-2017 yılları arasında ortalama yüzde 6.7 oranında büyüyeceğini öngörüyor. Bu rakam Türkiye'yi OECD'nin en hızlı büyüyen ekonomisi yapacaktır. Bu yılın ilk çeyreğindeki ekonomik büyüme, yıllık büyüme oranının yüzde 11'in üzerinde olacağını gösteriyor. Yatırım bankası Goldman Sachs Türkiye'nin 2050'de Avrupa'nın üçüncü, dünyanın ise dokuzuncu (şu an 16'ıncı) büyük ekonomisi olacağı tahmininde bulunuyor.
Ancak modern Türkiye'nin önünde siyasi ve diplomatik açıdan -İsrail ile yaşanan son gerilim, Kürt militanların yol açtığı güvenlik sorunlarındaki artış, hükûmetin bazı yargı organlarının yetkilerini kısıtlayan anayasa değişikliği teklifi yüzünden yaşanan siyasi mücadele gibi- hâlâ bazı engeller var. Anayasa değişiklikleri Eylül ayında yapılacak referandumla karara bağlanacak.
İsrail ile Gazze savaşı ve İsrail'in insani yardım gemilerine düzenlediği saldırı nedeniyle yaşanan gerilim, bölgede yeni bir oluşuma dikkat çekiyor. Çoğu Arap ülkesinin izin verdiği itilip kakılmaya, İsrail veya Batılı güçler tarafından hakarete uğramaya razı olmayan, tamamen bağımsız, Müslüman çoğunluklu ülkeler ortaya çıkıyor. Türkiye-İsrail arasındaki diplomasi kavgasının yakında biteceğini düşünüyorum çünkü her iki ülke de güvenlik, diplomasi, ticaret ve teknoloji gibi çeşitli alanlardaki ilişkilerinin stratejik öneminin farkına varacaktır.
Türkiye'nin İsrail ile bugünkü ilişkisi çok yönlü bölge stratejisinin sadece bir yönünü kapsıyor. Bu strateji kapsamında, İsrail'in Suriye ve İran gibi hasımlarıyla iyi ilişkiler geliştirilmesi ve diplomatik hareketlilik de yer alıyor. Tüm bölge ülkeleriyle doğrudan ilişkiler kuran, daha güçlü bir Türkiye'nin ortaya çıkışı olumlu bir gelişmedir. Türkiye'yi tamamen kendi yanına çekmek isteyenler bunun ancak hayalini kuracaktır.