Son Haberler
29.05.2012 Salı 20:23
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

THE DAILY STAR: TÜRKİYE'NİN DANS ETMESİ İÇİN AVRUPA'NIN ÇALMAYA DEVAM ETMESİ GEREKİYOR
30.06.2010 19:00

ANKARA, 30/06(BYE)--- Lübnan'da İngilizce yayımlanan The Daily Star gazetesinin 30 Haziran 2010 tarihli internet sayfasında, Leonidas Oikonomakis imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yazının özet çevirisi şöyledir:

Birkaç hafta önce The Wall Street Journal "Türkiye'nin Kansız İç Savaşındaki Ayak Oyunları" başlıklı bir makale yayımladı. Bununla, Türkiye'nin İslami eğilimli iktidar partisi -Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)- ile ülkenin kendilerini "Kemalistler" olarak tanımlayan ve dinle siyaseti tamamen ayrı tutmak isteyen laiklik yanlısı elitleri arasında devam eden soğuk savaş ortamı kastediliyordu.

Ne var ki, bu, siyasi İslam ile Türk laikliği arasında neredeyse bir asır önce başlayan soğuk savaştaki sadece son muharebeydi. İki tarafın tarihini ve birbirleriyle ilişkilerini anlamak ülkenin kendisiyle barışabilmesi için Türkiye'nin soğuk savaşını çözmek açısından önemli.

Bu, 1923'te Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden doğduğunda başladı. Modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hemen "kültürel devrimini" başlattı. İslamın devlet işlerinde yeri olmadığına inandı ve dini devlete bağlamak için bir mücadeleye girişti. Halifeliği kaldırdı, bütün dini okulları ve kurumları kapattı, Şeriat yerine İsviçre medeni kanununu, Alman ticaret kanununu ve İtalyan ceza kanununu getirdi. Atatürk ayrıca Arap alfabesini Latin alfabesiyle değiştirdi, eğitimi zorunlu yaptı, kadınlara oy kullanma hakkı tanıdı ve kamu kurumlarında dini sembolleri yasakladı.

Ancak Atatürk'ün "kültürel devrimi" yukarıdan dayatılan bir devrimdi ve hiçbir zaman çoğunluğa hitap etmedi.

Siyasi İslam ile Türk laikliği arasındaki ilk büyük çatışma Atatürk döneminde 1930'daki Menemen olayında bir grup Sufi isyan çıkardığında patlak verdi. İsyan bastırıldı ve elebaşları da nihayetinde ordu tarafından ya asıldı ya da hapse atıldı.

1938'de Atatürk'ün ölümünden ve 1950'deki ilk çok partili seçimden sonra siyasi lider ve müstakbel Başbakan Adnan Menderes ile Demokrat Partisi Arapça ezanı yasal hale getirip İslamı yeniden kamu hayatına dahil etme üzerine kampanya yaptı ve kazandı. Ancak Türk ordusu 1960'da bir darbe yaparak kendisini Kemalist laikliğin hamisi ilan etti ve Menderes'i Anayasayı ihlal ettiği gerekçesiyle tutukladı.

Siyasi İslam yeniden yer altına girdi ve ancak 1996'da eski Başbakan Necmettin Erbakan'ın ve Refah Partisi'nin seçilmesiyle yeniden ortaya çıktı. Bir yandan Müslüman çoğunluklu ülkelerle daha yakın işbirliğini desteklerken başörtüsü meselesini ilk olarak politik hale getiren Erbakan oldu. Ne var ki Refah Partisi de 1997'de ordu tarafından devrildi ve ertesi yıl yasaklandı.

Yasağa rağmen 2001'de Refah Partisinin reformcu kanadı Türkiye'deki siyasi İslamın günümüze kadarki en büyük başarısı haline gelecek olan AK Partiyi yarattı. Şu anki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Partisi 2002 seçimlerinde oyların çoğunluğunu kazandı ve hâlâ iktidarda. AK Parti Türkiye'yi AB'nin kapısına yaklaştırdı, en önemli meselesini başörtüsü yaparak dini siyasileştirdi ve söylemiyle ve politikalarıyla Türk toplumunun dönüşümünü üstü kapalı olarak teşvik ederek parti tabanında "mahalle baskısı"nı dini hale getirdi.

Sekiz yıl sonra Türk toplumu daha da kutuplaştı. Hükümetle yandaşları, Zaman gazetesi dahil ülkenin medyasının büyük bir bölümü zaten hükümet yanlısıyken medya, polis ve yargının kontrolünü Kemalistlerin elinden almak için mücadeleyi sürdürüyorlar.

Aynı zamanda, ülke Müslüman dünyasına odaklanıp kendisini geleneksel Batılı müttefiklerinden uzaklaştırırken Türkiye'nin dış politikasındaki kayma da gözden kaçmıyor.

Ancak sürdürülebilir bir ilerlemenin olması için Türkiye'nin iki tarafı kazanan ve kaybeden olarak kutuplaştırmadan kendi soğuk savaşını ele alması gerekiyor. Ne de olsa tango için iki kişi gereklidir. Ülkenin laiklik yanlısı elitlerinin Türkiye'nin dini tabiatını ve hassasiyetini kabullenmeleri gerekiyor ve İslamcı siyasi eylemcilerin de birçok kişinin İslamın devleti yönetme şekli değil de bir din olduğuna, bu yüzden de özel alanda kalması gerektiğine inandığının farkına varmaları gerekiyor.

AB ve Kopenhag kriterleri -demokrasiye saygı, hukukun üstünlüğü ve insan ve azınlık hakları ve işleyen bir piyasa ekonomisi- Türkiye'nin iki dünyasının nihayetinde buluşmasını sağlamanın en iyi yolu gibi görünüyor. Böylece ülke iki tarafın da uzlaşabileceği bir sosyo-politik çerçeve yoluyla kendisiyle barışabilir.

Bunun başarılması için AB'nin arabulucu rolünü üstlenmesi gerekiyor ki bu da, büyük bir sorumluluk gerektiriyor. Avrupa bu tangoyu çalan orkestra. Ve dansın sürdürülmesi için de müziğin çalmaya devam etmesi gerekiyor.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.