LONDRA, 28/07(BYE)--- The Daily Telegraph gazetesinin 28 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Güneydoğu İngiltere Muhafazakâr Avrupa Parlamentosu üyesi Daniel Hannan imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:
--Ankara'ya AB'ye Üyelik Başvurusu Sürecinde Haksız Bir Anlaşma Sunuldu--
Dünkü konuşmasında David Cameron bunu dile getirmeyecek kadar kibardı ancak kendisini dinleyen Türk milletvekilleri mesajı aldılar: AB, Türkiye'ye haksızlık ediyor.
Avrupa hükûmetlerinin kendilerine göre tutarlı politikaları var. Fransa ve Avusturya bunu daha az dile getirse de, Almanya ile birlikte Türkleri Avrupa'nın dışında tutmaktan yanalar. İngiltere'nin öncülüğündeki bazı ülkeler ise, Türkiye'nin üyeliğini stratejik açıdan değerli buluyor.
Türk dostları, Ankara'nın Batı'ya yönelimini güçlendirmenin İslam dünyasındaki demokratları ve reformcuları teşvik edeceğini savunuyor: Mesela Türkiye araya girmeden İran'ın yatıştırılabilmesi zor görünüyor.
Türkiye konusunda kuşkucu yaklaşanlar ise, böylesi geniş bir Müslüman ülkeyi kabul etmenin AB'nin yapısını değiştireceğini söylüyorlar. Onların gözünde, Türkiye'nin nüfusu artarken eski Avrupa nüfusunun azalması durumu sadece daha da kötüleştirecek.
Ancak AB'nin üyelik sözü verip bunu yerine getirmemesi, sınırlarında yabancılaşmış ve huysuz bir İslamcı güç yaratabilir.
Cameron'ın konuşmasındaki eleştirileri, onun 'tam bir muhafazakâr partili' olmadığını gösteriyor. Ancak Cameron'ın, Türkiye'ye verdiği desteğin arkasındaki neden, tam anlamıyla bir Muhafazakâr Parti yaklaşımı. Türkiye, Avrupa'yı üç nesil boyunca Bolşeviklere karşı korudu ve belki de bir gün aynı görevi mücahitlere karşı yapması istenebilir. Bu nedenle Cameron, Türklere haksızlık edildiğini düşünüyor.
Eğer AB yetkilileri tam üyelik vermeyeceklerini baştan söyleselerdi, Ankara bu hayal kırıklığını hazmederdi. Ancak bunun yerine Brüksel, tutmak istemediği bir söz verdi ve azınlıkların statüsü ve 1915 Ermeni katliamlarının tarihi gibi ülkeyi küçük düşüren reformlar gerçekleştirmesini istedi. İslamcı sembolleri yasakladıkları zaman otoriter olmakla suçlarken, yasaklamadıkları zaman da kökten dinci olmakla suçladı.
Kıbrıs konusunda da Türkiye'ye haksızlık edildi. AB'nin birleşme planlarını reddeden Rumlar ödüllendirilirken, bunları kabul eden Kıbrıslı Türkler cezalandırıldı. Özellikle Lizbon Anlaşması ile kabul edilen ve nüfusu esas alan seçim sistemi nedeniyle Birlik tam üyelik vermeye hiç niyeti olmadığı halde, hâlâ Türkiye'den binlerce sayfalık topluluk müktesebatını hayata geçirmesini talep ediyor.
Türkler kendilerine uygulanan standartların farklı olduğunu düşünüyor. Türkiye'deki Ermenilerin mutsuz tarihinin AB ile alakası nedir? Belçika'nın diğer Birlik üyelerinden Kongo konusunda ya da Fransa'nın Cezayir konusunda özür dilemesi istendi mi?
Daha yakın zaman önce, Avrupa Parlamentosunda yapılan bir tartışmada Türkiye'yi kadınların politikada yer almasını desteklemediği için kınadıklarında, söz alıp Türkiye'nin ilk kadın başbakanını 17 yıl önce seçtiğini söylediğim zaman, Hristiyan Demokrat bir üye beni daha sonra kibarca kenara çekip asıl noktayı kaçırdığımı, Türkiye'nin tam üyeliğe kabul edilmemesi gerektiğine dair kararın çoktan verildiğini ve bütün bu tartışmaların nedeninin, bunu Avrupa'daki Müslümanları kızdırmadan yapmak için bir gerekçe aramak olduğunu söyledi.
Ben bir Türk olsam AB'ye karşı çıkardım. Dinamik ve Avrupa'nın aksine genç bir nüfusa sahip. En son ihtiyacı olan şey Avrupa Birliği ortak tarım politikası, Avro ve Brüksel'in diğer politikaları. Doğu'da yeni piyasalara açılma şansın varken kendini dünyanın küçülen bir ekonomisine bağlamanın anlamı var mı? Seni açıkça küçük gören insanların koyduğu kuralları neden uygulayacaksın?
Bu zamana kadar gördükleri muamele Türkleri, AB hevesinden vazgeçirebilir. Tarihe bakıldığında ise bundan zarar görecek olan, Türkiye'den çok AB'nin kendisi olacaktır.