WASHINGTON, 09/07(BYE)--- Washington'da Kongreye yönelik olarak yayımlanan The Hill gazetesinin 7 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Eğitim Enstitüsü Kurucusu ve Müdürü Kathy Kemper imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Yakın zamana kadar Türkiye ile ilgili konuların odak noktası, Türkiye'nin AB'ye girmek için gereken kriterlere ulaşıp ulaşamayacağı yönündeydi. Şimdi ise ciddi bir değişimle, insanlar şu soruyu soruyor: Türkiye'nin neden AB ile ilgili endişeleri olsun?
Türkiye kısa bir süre önce, yılın ilk çeyreğinde yüzde 11,4 ekonomik büyüme kaydederek Çin'den hemen sonra ikinci sırayı aldı ve ayrıca İsrail'in bölgedeki üstünlüğüne meydan okuyarak Orta Doğu'da "işe yaramaz" bir konumdan bölgesel güç konumuna yükseldi.
Batı uzun bir süredir, Türkiye'nin İslamiyet ile flört edişini, insan hakları ihlallerini ve demokratikleşmede başarısız oluşunu alay konusu yapmaktaydı. Ve öyle görünüyor ki son gülen Türkiye olacak. Uluslararası sistemin sarsıntıda olduğu ve dünyadaki büyük güçlerin ulusal zorluklarla mücadele ettiği bir dönemde, büyük kazanç sağlayacak olanlar demokrasinin inceliklerini önemsemeyerek nüfuzunu mütecaviz bir şekilde genişletenler olacaktır. Acı gerçek bu.
Kısa bir süre önce yayımlanan bir makalede, Türkiye'nin "İsrail, Rusya, Suudi Arabistan, İran ve Suriye ile ticari bağlarını geliştirerek bölgede baskın bir siyasi oyuncu olma hırsına zemin hazırlayan gerek sosyal gerek ekonomik alandaki esnek dinamizminden" övgüyle söz edilmekteydi.
Türkiye'nin mevcut güç arayışı ülkenin kurucusu Atatürk'ün mirasını anımsatıyor. Atatürk kusursuz değildi; günde üç buçuk paket sigara içmesiyle biliniyordu. Ayrıca anlatılanlara göre, eşi, içki alışkanlığı nedeniyle iki yıl süren evliliğin ardından ondan boşanmıştı. 58 yaşında sirozdan ölen Atatürk, ülkenin ulusal meclisini bertaraf edip muhalefet partileri ile işçi sendikalarını yasa dışı kılarak yasamayı ele geçirdi. Ve iktidardayken oluşturduğu saygınlık bugün dahi hâlen sürmekte. Rusya ve Çin dâhil olmak üzere, eski bir liderin resminin bu kadar yaygın kullanıldığı bir ülkeye henüz rastlamadım.
Ancak, bu kadar tartışmalı bir şahsiyet olmasına rağmen Atatürk'ün, Türkiye'nin ulusal istikrarı ve yurt dışındaki konumu için yaptıkları nadiren eleştiriliyor. "Aydın bir despot" olarak nitelendirebileceğiniz Atatürk, ülkesinin çıkarlarını acımasızca gözeterek ülkeyi ileriye götürdü ve bunu yaparken de Batılı bir liderin hesaba katabileceği endişeleri dikkate almadı.
Bu durum, sadece birkaç gün önce 4 Temmuz bağımsızlık gününü kutlayan biz Amerikalılar için ciddi bir mesaj. Her ne kadar demokrasinin en güçlü destekçilerinden biri olsam da Atatürk'ün orman kanunları konusunda Batılı mevkidaşlarından çok daha önsezili olup olmadığını düşünmekten kendimi alamıyorum. Liderlik çok farklı biçimlerde olabiliyor.