ANKARA, 23/07(BYE)--- İsrail'de İngilizce yayımlanan The Jerusalem Post gazetesinin 23 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Caroline Glick imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun özet çevirisi şöyledir:
--Türkiye Kürtlere Karşı Suriye ile İşbirliği Yapıyor--
Orta Doğu'da değişim rüzgarları esiyor. Geçtiğimiz haftalarda basında yer alan çeşitli haberlerde Türkiye'nin, Suriye, Irak ve Türkiye'deki Kürtlere karşı bir mücadele kapsamında Suriye ile askeri işbirliği yaptığı kaydedildi.
Türkiye NATO üyesi. Batı dünyasının en iyi silah sistemlerine sahip.
Suriye İran'ın küçük ortağı. Çeşitli terör örgütlerinin resmi sponsoru ve kitle imha silahlarının yayıcısı.
Geçen eylülde Türkiye'nin İslamcı hükümeti İsrail karşıtı söylemini tırmandırırken Ankara ile Şam bir dizi ekonomik ve diplomatik anlaşma imzaladı. Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun o dönemde açıkça belirttiği üzere, Türkiye bu anlaşmaları sadece Suriye ile değil İran ile de yakın ittifak oluşturmanın bir yolu olarak görüyor.
Davutoğlu, "İran ile de benzer mekanizmalar ya da başka mekanizmalar kurabiliriz. Komşularımızla ilişkilerimizin sıfır sorun ilkesiyle azami işbirliğine dönüşmesini istiyoruz." dedi.
Görünüşe göre şimdi bu anlaşmalar askeri işbirliğinin önünü açtı. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad geçtiğimiz ay iki kez İstanbul'u ziyaret etti ve ardından iki hafta önce, Kürtlerin Yılbaşında Suriye güçleri ülkede Kürt nüfusun yaşadığı merkezlere yönelik bir operasyon başlattı.
Çarşamba günü El Arabiya, son haftalarda yüzlerce Kürtün öldürüldüğünü bildirdi.
Suriye resmi medyası ise 11 Kürtün öldürüldüğünü ileri sürdü.
Tutuklanan Kürtlerin sayısı konusunda da çelişkili haberler var. Kürt kaynaklar 630 kişinin tutuklandığını söylerken Türk basını 400 Kürtün Suriye güvenlik güçlerince tutuklandığını öne sürüyor.
El Arabiya ayrıca Suriye'deki operasyonun Türk ordusu tarafından desteklendiğini kaydetti.
Türkler Suriye'deki Kürtleri takip etmek için, Türkiye ve Irak'taki Kürtleri takipte kullandıkları aynı aracı kullanıyorlar: İsrail yapımı Heron insansız hava araçları.
El Arabiya'nın haberi yanlış dahi olsa, Türkiye İsrail yapımı silahları Suriye'nin hizmetinde kullanmıyor bile olsa, Suriye'nin bir şekilde Türkiye ile askeri işbirliği yaptığı gerçeği İsrail için tehlikeli. Geçtiğimiz 20 yıl içinde Türkiye ile ittifakı geliştikçe İsrail Türkiye'ye en hassas istihbarat toplama sistemlerinin bazılarını ve kendi geliştirdiği silahları sattı. Türkiye hızla İran eksenine dahil olurken İsrail şimdi, şayet Türkiye İsrail'in askeri ve istihbarat teknolojilerini ve cihazlarını İsrail'in düşmanlarıyla şimdi paylaşmıyorsa bile muhtemelen gelecekte paylaşacağını varsaymalıdır.
Açıkçası, İsrail'in bu durumda yapması beklenen asgari şey Türkiye ile tüm askeri bağlarını kesmesidir. Ancak şaşırtıcı ve üzücü bir şekilde, İsrail'in liderleri bunu fark etmemiş görünüyorlar. Tam tersine, İsrail Türkiye'ye gelecek ay dört Heron daha teslim edecek.
Daha da kötüsü, üst düzey yetkililerin açıklamaları ve eylemleri, liderlerimizin hala Türkiye'nin tamamen kaybedilmediği yanılgısını sürdürdüklerini gösteriyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Gabi Ashkenazi bu ay başında Knesset Dış İşleri ve Savunma Komitesine hitaben yaptığı konuşmada, Türk ordusuyla ilişkilerin önemli olduğunu ve muhafaza edilmesi gerektiğini söyledi.
Today's Zaman gazetesi yazarı Abdullah Bozkurt ise geçen hafta, Ashkenazi'nin Türk hükümetinin politikalarıyla Türk ordusunun politikaları arasında bir ayırım olduğu iddiasının gerçeklerle bağdaşmadığını yazdı.
Bozkurt şunları yazdı: "Ashkenazi Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile kurduğu kişisel ilişkiye dayanarak işaretleri yanlış yorumluyor olabilir. Kuvvet komutanları ülkenin güneydoğusunda terör olaylarının artması konusunda çok daha endişeli ve bazı subayları yasadışı faaliyetlerle suçlanırken karşı karşıya oldukları yasal sorunlarla oldukça meşguller. Yüksek rütbeli subayların istediği son şey, İsraillilerle yakınlaştıklarına dair bir izlenim vermektir."
Commentary'nin son sayısında Michael Rubin tarafından aktarıldığı üzere Bozkurt'un bahsettiği "yasal sorunlar", hükümetin Türkiye'nin laik yapısını yıkma mücadelesinin bir parçası.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İslamcı hükümeti, Türkiye'nin laik cumhuriyetinin anayasal olarak atanmış garantörleri olarak orduyu hedef almış durumda.
Bu durumu kabul etmek ve İran ile Suriye müttefiki olan bir Türkiye'nin oluşturduğu tehlikeleri asgariye indirmek yerine İsrail hükümeti ve üst düzey askeri liderlerimiz Türkiye ile ittifakı hala diriltmeye çalışıyorlar.
İsrail, Türkiye'nin düşman saffına katıldığı gerçeğini reddederek Türkiye'ye açıkça hak etmediği bir güvenilirlik sağlıyor. İsrail ayrıca NATO üyesinin İran ekseninde oluşturduğu tehdidi en aza indirmek için diplomatik ve diğer adımları da atmıyor.
Türkiye'nin dosttan düşmana dönüşmesi İsrail'in liderlerinin alması gereken önemli dersler olduğuna işaret ediyor. Birincisi, İsrail komşu ülkelerdeki olayları etkilemek konusunda çok sınırlı bir kapasiteye sahip.
Türkiye'de olanların İsrail ile bir ilgisi yok ve her şey Erdoğan ve hükümetinin İslamcı devrimciler olmasıyla alakalı.
Türkiye'deki gelişmeler Orta Doğu'da daimi ittifak diye bir şey olmadığının kanıtı. Herşey değişime açık. Türkiye bir zamanlar istikrarlı bir yer gibi görünüyordu. Ordusu ülkeyi laik bir demokrasi olarak korumak üzere anayasal olarak güçlüydü. Ancak AK Parti devriminden yedi yıl sonra ordu kendini bile koruyamıyor.
İsrail tüm yumurtaları aynı sepete koymamayı öğrenmeli. Bir yönetim bir gün İsrail'e yakın diye bu, ordusuna ertesi gün İsrail askeri teknolojisine açık erişim sağlanması gerektiği anlamına gelmiyor. Ya da bir rejim bir gün İsrail karşıtı diye bu İsrail'in ortak çıkarlara dayalı bağlar geliştiremeyeceği anlamına gelmiyor.
Hoşumuza gitse de gitmese de değişim hayatımızın bir gerçeği. Değişimle en iyi başa çıkan taraf kazanacak.
Liderlerimiz bu gerçeğin farkına varmalı ve politikalarına buna göre yön vermeli.