Son Haberler
29.05.2012 Salı 20:26
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

THE MIDDLE EAST : YOLUN SONU
05.07.2010 14:00

LONDRA, 04/07(BYE)--- Aylık The Middle East dergisinin Temmuz 2010 sayısında, Jon Gorvett imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan İstanbul çıkışlı haber-yorumun çevirisi şöyledir:

--İsrail'in Uluslararası sularda Türk Gemisindeki Barış Eylemcilerine Saldırısı Ankara ve Tel Aviv Arasındaki Dostluğun Sonunu Getirdi--

İsrail komandolarının Türk bayraklı Mavi Marmara gemisine saldırarak dokuz barış eylemcisini öldürmesinin ve Gazze ablukasını kırmaya yönelik bu uluslararası çabayı noktalamasının ardından, Türkiye kendini Tel Aviv'i hedef alan küresel protestoların tam ortasında buldu.

Öldürülenler Türk vatandaşıydı, ama öldürülenlerden çok daha fazla sayıda Türk heyecan ve umudunu bu konvoya bağlamıştı. Bir Türk ve İslamcı yardım kuruluşu olan İnsani Yardım Vakfı (İHH) Mavi Marmara'ya sponsorluk yaparken iktidar partisi AK Partinin çok sayıda üyesi de bu konvoya destek vermişti.

Uluslararası sulardayken 31 Mayıs sabahının erken saatlerinde bu gemiye yapılan saldırı büyük bir öfke dalgası yarattı. Türkiye, İsrail'in bu davranışını en ağır dille kınadı. Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, saldırıyı "insanlık dışı devlet terörü" olarak tanımladı. Saldırının ardından Ankara ve İstanbul'da da bu kentlerde yaşayan Yahudi vatandaşları değil, özellikle İsrail'i hedef alan protesto gösterileri yapıldı.

Türkiye daha sonra olayla ilgili bir uluslararası soruşturma açılmasını talep etti ve bunu başarmak için BM Güvenlik Konseyindeki sandalyesini kullanarak yoğun çaba harcadı. Ayrıca Türkiye, beklendiği üzere ABD'nin nihai karar tasarısını sulandırmasından dolayı yaşadığı düş kırıklığını da saklamadı.

İsrail'in davranışının dünya çapında kınanmasında başı çeken Ankara, bunu yaparken yeni ve çok daha etkin bir Türk dış politikasını da kamuoyunun gözleri önüne seriyordu. Hatta bu politikayı bazı Türk uzmanlar, bölgesel uluslararası ilişkilerde "bir paradigma kayması" olarak tanımlıyor.

Bu arada, Türkiye'nin İsrail ile uzun süreli ve komşu ülkelerle ilgili ortak güvenlik endişeleri üzerine inşa edilmiş dostluğu kesinlikle ciddi bir yara aldı. Aynı zamanda Türkiye'nin, İranlı Şiilerden diğer Arap devletlerindeki Sünnilere kadar, Müslüman Orta Doğu ile uzun süredir ihmal ettiği ilişkisi şimdilerde on yıl öncesi ile karşılaştırıldığında çok daha farklı.

--Yeni Bir Etkinlik--

Türkiye 1998 yılında neredeyse Suriye ile savaşa girecekken, şimdi Türk vatandaşları Suriye'ye vizesiz seyahat etmenin tadını çıkarıyor, ayrıca iki ülke arasındaki ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkiler de süratle gelişiyor. O yıllarda Türkiye, Kuzey Irak'a düzenli olarak askeri saldırılar düzenliyor ve bu bölgedeki Kürt grupların liderleriyle görüşmeyi reddediyordu. Şimdi aynı liderler Ankara'ya resmi ziyaretler yapıyor ve Iraklı Kürtlerle ticaret de hızla gelişiyor. Gene o zamanlar, İsrail ve Türkiye güvenlik konularında yakın iş birliği yapıyor, İsrail Türkiye'ye silah satıyorken Türkiye de İsrail'e eğitim alanları sağlıyordu. İki ülke, ortak deniz tatbikatları düzenleniyor ve hatta iddialara göre Türkiye'nin Kürt gerilla lideri Abdullah Öcalan'ın 1999'da yakalanmasında bile iş birliği yapılıyordu.

Tam tersine, Mavi Marmara saldırısından sonra Ankara, İsrail ile iş birliği yaptığı alanları gözden geçirdiğini ve bu ülke ile tüm ortak tatbikatları iptal ettiğini bildirdi.

İsrail'in politikalarına karşı çıkan tavrı ve eylemleriyle Türkiye, Orta Doğu'da ve bu bölgenin de ötesinde, kitlelerin sempatisini topladı. Aslında bu süreç çok daha önce, 2009'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Davos'ta Dünya Ekonomi Forumu'nu, İsrail'in 2008 sonunda Gazze'ye saldırısını yüksek sesle protesto edip terk etmesiyle başlamıştı.

Ankara merkezli USAK adlı düşünce kuruluşunda Orta Doğu uzmanı olarak görev yapan Bahadır Dinçer, dergimize şöyle konuştu: "İsrail, politikalarını 60 yıldır kimse karşı çıkmadan sürdürüyordu. Ancak bugünlerde Türkiye ayağa kalkıp İsrail'e bir şeyler söylüyor."

İsrail'in Gazze konvoyuna saldırısından sonra Türkiye'nin İsrail'i eleştirmesini körükleyen temel olgu halkın öfkesi olsa da Ankara'nın bu konumunun arkasında daha genel ve yeni bir etkinlik yatıyor.

Bu yeni etkinlik birçok etken üzerine bina edildi: Türk ekonomisi şu anda Akdeniz'deki en güçlü ekonomilerden biri ve dünyanın da 16. ekonomisi. Aynı zamanda, dünya da daha çok kutuplu bir hale geliyor ve pek çok kişi ABD'nin bölgedeki gücünün azaldığını düşünüyor.

Dinçer şöyle konuşuyor: "ABD, özellikle de Orta Doğu'da, hegemonya gücünü kaybettiği için, uluslararası sistemde bir boşluk oluştu. Dolayısıyla bölgenin yeni lider gücü olmaya en iyi aday Türkiye."

Orta Doğu aynı zamanda hem Türkiye hem de selefi Osmanlı İmparatorluğu ile uzun bir ortak geçmişe sahip bir bölge.

AK Partinin Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Suat Kınıklıoğlu dergimize şöyle diyor: "Türkiye, yüzyıllar boyunca etkinliğini sürdürdüğü ve içinde olduğumuz bir bölge olan Orta Doğu ile yeniden bütünleşiyor. Türklerin çoğunda bölgeyi ve buradaki rolümüzü algılayış biçimi temel bir değişimden geçti. Biz bölgenin ayrılmaz bir parçasıyız. Bölgedeki diğer oyuncularla birlikte Orta Doğu'yu Türkiye'nin istikrarlı bir komşusu yapmak için çalışacağız."

Bazıları, bunu Türkiye'nin daha güncel olan Batı yanlısı geleneğinden bir kopuş olarak yorumluyor. Gerçekten de Türkiye'nin önceki odak noktası olan ve 2004'te katılım müzakerelerinin başladığı AB'ye üyelik çabaları son yıllarda duraksamış gözüküyor. Ayrıca Türkiye 2003 yılında ABD'yi Irak'ı istila sırasında da desteklemeyi reddetmişti. Türkiye, son dönemde de nükleer yakıt konusunda Tahran'la iş birliğine girerek, bu konuda Brezilya ile beraber İran'la bir anlaşma imzalayarak Washington'u derin endişelere sürükledi.

Türkiye'deki birçok uzman, bu gelişmeleri farklı yorumluyor. Bunlar Türkiye'nin, salt coğrafyası gereği, birçok cepheyi aynı anda idare etmesi gerektiğini söylüyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da bunu "sıfır sorun" stratejisi olarak tanımlıyor.

Dinçer şunları söylüyor: "Türkiye'nin çok boyutlu bir dış politikası olması gerekiyor. Doğuda Kafkaslar, kuzey ve batıda Rusya ile Avrupa, güneyde İran ve Orta Doğu ile komşuyuz. Türkiye'nin yaptığı, tüm komşularıyla ilişkilerini normalleştirmekten ibarettir."

--Belirsiz Gelecek--

Böylece 2009'da Ermenistan ile ilişkileri geliştirmek amacıyla girişimler başlatıldı, Türkiye geçenlerde Atina'ya da Yunanistan ile ilişkilerini iyileştirmek niyetiyle büyük bir heyet gönderdi. Türkiye ayrıca, Kıbrıs meselesinde de bir çözümden yana olduğunu her fırsatta teyit ediyor. Ankara AB üyelik müzakerelerini devam ettirme konusundaki isteğini de belirtmeye devam ederken Fransız ve Alman liderlerinin bugünkü, Türkiye'nin AB'ye girmesine kesinlikle karşı çıkan konumlarının, ilerlemeyi engellediğini işaret ediyor. Bu arada, birçok Türk de AB ve Türkiye'nin İsrail'in barış konvoyuna yaptığı saldırıya çok benzer tepkiler verdiğini belirtiyor.

İstanbul merkezli düşünce kuruluşu TESEV'den Jonathan Levack, ABD ile ilişkilerin "bir süredir biraz kırılgan olduğunu" söylüyor ve "bu ilişkilerin daha da zayıflama tehlikesinden" bahsediyor.

İlişkilerdeki bu zayıflama, Türkiye'nin Brezilya ile birlikte İran'ın nükleer programı konusundaki ortak girişiminden önce de aşikardı. Mart ayında ABD Kongresinin önemli bir komisyonu, 1915'te Osmanlı Ermenilerinin katledilmelerini soykırım olarak tanıyan bir tasarıyı kabul etti. Halbuki Türkiye bunun bir soykırım olduğunu reddetmeyi sürdürüyor. Bu oylamanın sonucunda büyük bir diplomatik kriz yaşandı ve Türkiye, Washington Büyükelçisini geçici olarak geri çekti. Neredeyse her yıl tekrarlanan bir kavga haline gelen bu olay, Türkiye– İsrail ilişkilerinin bozulmasıyla bu yıl daha da kötü bir hal aldı. Geçmişte, Washington'daki İsrail yanlısı lobilerin büyük çoğunluğu Ermenilere karşı her zaman Türkiye'yi destekliyordu. Ancak bu sefer Kınıklıoğlu'na göre "İsrail yanlısı lobi kesinlikle Türkiye'yi desteklemedi".

Türkiye–İsrail ilişkilerinin geleceği şu an epey belirsiz görünüyor. Bazıları bu olayların unutulacağını ve ilişkilerin sessiz bir düzelme dönemi akabinde normalleşeceğini düşünürken diğerleri, İsrail somut adımlar atmadıkça bir düzelmenin mümkün olmayacağını savunuyor.

Dinçer şöyle konuşuyor: "Türkiye–İsrail ilişkileri eskisi gibi olmayacak. İki ülkenin yakınlaşması için büyük ihtimalle İsrail'de bir hükümet değişikliği gerekiyor. Bugünkü İsrail hükümeti çok radikal ve bölgesel güvenlik için de gerçek bir sorun teşkil ediyor."

Böyle bir değişiklik ihtimalinin olup olamayacağını zaman gösterecek. Ancak Türkiye'nin bölgedeki bugünkü rolü, her zamankinden daha büyük görünüyor.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.