LONDRA, 30/07(BYE)--- The Times gazetesinin 30 Temmuz 2010 tarihli sayısında, yukarıdaki başlık altında yayımlanan başyazının ülkemizle ilgili bölümünün çevirisi şöyledir:
--David Cameron'ın İlk Önemli Uluslararası Ziyaretleri Kusursuz Değildi
Ancak Hedefleri İyi Seçilmişti ve Bir İstisna Dışında
Performansı da Garantiliydi--
Geçen iki hafta içinde David Cameron, ABD, Türkiye ve Hindistan'ı ziyaret ederken iki şey yapıyordu: Birincisi, uzun bir öğrenme yolculuğuna çıkmaktı, ikincisi ise, başbakanlığının gerektirdiği şeyleri belirlemekti. Bu iki öğenin de ne getireceği tahmin edilemeyeceği için, sonuç büyüleyici oldu.
Cameron'ın gezisinin en belirgin tarafı, her güzergâhının açık bir hedefinin olmasıydı. Türkiye'de ise Cameron, hükûmetinin, Türkleri önemli bir müttefik olarak gördüğünü göstermeye ve Türk hükûmetini İran ile iş birliği yapmaktan caydırmaya çalıştı.
Bu hedefler, açık olmamakla birlikte, iyi seçilmişlerdi. İran'ın nükleer silahları konusunun dış politikanın merkezine yerleştirilmesi de açık şekilde doğrudur ve Türkiye'ye açılımın İran'a yönelik hükûmet politikasının bir parçası olarak görülmesi de akıllıcadır.
Cameron gezisinin her güzergâhında başarılıydı. Tabii ki, bu başarının boyutlarını abartmamak lazım. Ancak en temel ilkeler değişmedi. Türkiye'de, siyasal İslam zemin kazanmaya devam ediyor. Yine de, Başbakan gündemini tamamladı, yeni dostlar edindi ve uluslararası bir şahsiyet olarak tarzını ortaya koydu.
Bu tarz rahatlatıcı bir dobralık ve iddialı olmayı içeriyor. Benzer şekilde, Türkiye konusunda diğer Avrupa hükûmetleriyle olan fikir ayrılıkları konusunda net konuşması, doğru bir hareketti.
Ancak Başbakanın dobra dobra konuştuğu zaman fazla ikna edici olamayacağını hesaba katması gerekir. Gazze'deki koşullar konusunda Türkiye'nin endişelerine cevap vermesi yanlış bir şey değildi ancak Gazze'yi bir "esir kampı" olarak nitelemesi, özellikle de nitelerken kullandığı tını yanlıştı. Yapılabilecek en iyi şey bu kelimelerin yanlış seçilmiş olduğunu söylemek olur. Ayrıca, Hamas'ın Gazze'deki felakete bulunduğu katkıdan bahsetmemek, diğer yönlerden etkili bir dış politika başlangıcında yapılan büyük bir hataydı.