LONDRA, 09/03(BYE)--- The Times gazetesinin 8 Mart 2010 tarihli sayısında, Norman Stone imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun geniş özet çevirisi şöyledir:
--1915 Ermenistan'ına Geri Dönmek, Modern
Türkiye'yi Çin'in Kollarına Atmaktan Başka Bir İşe Yaramaz--
Ermeni trajedisiyle ilgili en güzel laflar, daha 20 yıl öncesinde İstanbul'un ana Ermeni kilisesinde 1894 yılında telaffuz edilmişti. Patrik Aşıkyan, "Türklerle bin yıldır birlikte yaşıyoruz ve çok iyi yerlere geldik. Bu imparatorluğun hiç bir yerinde nüfusumuz çoğunlukta değil. Milliyetçiler böyle davranmayı sürdürürse (o sıralar bir şiddet kampanyası başlatmışlardı), tüm milleti mahvedecekler." demişti.
Patrik haklıydı ve doğruyu söyleyen diğer ileri gelen Ermeniler gibi o da milliyetçiler tarafından öldürüldü.
Şimdi de ABD Temsilciler Meclisi komitelerinden biri, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin Türk kuvvetleri tarafından 1915'ten itibaren katledilmelerini "soykırım" olarak tanıyan bir oylama ile söyleyeceğini söylüyor.
Ancak, bu komite haklı mı? Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Ermeni ayaklanmaları da baş göstermişti ve Patriğin korkuları doğru çıktı. Bugünkü Türkiye sınırları içinde bulunan toprakların çoğunun üzerinde yaşayan nüfus, birçok cinayet ve yağmalama da içeren sefil koşullar altında sınır dışı edildi.
Bu bir soykırım mıydı? Hitler'in yaptığı türden bir soykırım söz konusu değildi. İşleri düzeltmesi için Ermenilerin liderine 1914 Ekiminde hükümet içinde üst düzey bir görev teklif edildi ama o, Türkçesi yetersiz olduğu gerekçesiyle bunu reddetti. Suçlamalarla ilgili olarak Türkler 1600 kişiyi yargıladılar ve bir valiyi de astılar. İngilizler de Türk arşivlerinde 1918-1922 yılları arasında yaptıkları araştırmalarda Türklerin suçluluğunu kanıtlayan belgeler bulamadılar. Büyük kentlerdeki Ermenilere zaten dokunulmamıştı. Daha sonra 1920 yılında ortaya çıkan belgelerin de sahte olduğu kanıtlandı.
Bunu soykırım olarak tanımlamak mümkün değil. Elbette dehşet vardı, ama Osmanlı İmparatorluğu Kafkaslar ve Balkanlar'da gerilerken, milyonlarca Müslüman (ve Yahudi) de bu dehşetten nasibini aldı. Osmanlı İmparatorluğu'nun kentli nüfusunun yarısı Kafkaslar ve Balkanlar'dan geliyordu ve bu ailelerin başına gelen felaketler ise çoğu kez Ermenilerin başının altından çıkmıştı.
Bu kararın Türkiye'deki etkisi ne olur sorusunun yanıtı, tamamen ters tepeceğidir. Evet, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonu korkunç bir dönemdi, genelde tüm imparatorlukların sonunun olduğu gibi: Örneğin 1947'deki Pencap.
Kökeni ne olursa olsun, Türkiye'nin doğusundaki nüfusun üçte biri hastalık, açlık ve katliamlar nedeniyle öldü. Ancak Osmanlı İmparatorluğu topraklarında kurulan tüm devletler içinde, Türkiye açık farkla en başarılı olanı; bunu görmek için bu ülkenin nüfus istatistiklerine bakmak yeterli. Mesela, Türkiye'de bir erkeğin ortalama ölüm yaşı, Rusya'ya oranla 10 yıl daha fazla.
Türkiye'nin bugünkü durumu da alışılmışın tersine, fena gitmiyor. Bu ülke ekonomik krizi atlattı gibi, zira bankaları birkaç yıl önce düzene girmişti. Ayrıca ihracat da canlanıyor. Bu da bugünkü hükümetin bazen kendisinden sitayişle bahsetmesinin nedeni.
Türk hükümeti dikkat çekecek derecede başarılı. Bu hükümet, yalnızca turistleri güldüren saçma enflasyonu yok etmekle kalmadı. Türkiye'nin yükselişinde rol oynayan Batı ile güçlü bağları, IMF ile ilişkileri ve çoğu yetenekli on binlerce Türk öğrencinin Batı'daki mevcudiyeti gibi temellerini görmemek mümkün değil.
Yine de her Türk Birinci Dünya Savaşı sırasında korkunç şeylerin vuku bulduğunu biliyor ve Kongrenin sadece Ermenilerin yanında yer alması Türkiye'de bir hakaret olarak kabul ediliyor.
Türk medyası karar hakkında yalan yanlış yazılarla dolu. Bazı Türkler, katliamların soykırım niteliği taşıdığını onaylıyorlar. Rahatsızlık verici "Modern Türkiye'nin Şifresi" adlı kitabın yazarı Fuat Dündar'a göre her ne kadar çocuklar öldürülmemiş olsa da, dönemin hükümetinde yer alanların bir kısmı gerçekten bir etnik birliği aklından geçirmiş.
Ancak genelde kanı bir tür aşağılama şeklinde: Bunlar kim ki haritada bile bulamadıkları bir ülkede 100 yıl önce olanlarla ilgili tafra yapıyorlar. Bu duygulara ABD'nin Irak'ta yaptıklarından duyulan öfke de ekleniyor.
Türkler pratikte tecrit edilmiş durumdalar ve Batı'nın yeni bir Haçlı Seferi düzenlediğini düşünmeye teşvik ediliyorlar. "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" sözüne ve buna benzer milliyetçi saçmalıklara inandırılıyorlar. Bugünlerde Türkiye Batı ile ilişkisine eskisi kadar ihtiyaç duymuyor, çünkü ticaret ve yatırım Rusya ve Orta Asya'ya kayıyor. Çinliler de Ankara'da çok aktif. Peki, 1950'de herkesin Batı için en iyi reklam olarak gördüğü bu ülkede bizim elde etmek istediğimiz bu mu?