Son Haberler
29.05.2012 Salı 20:28
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

THE WASHINGTON INSTITUTE: TÜRKİYE'NİN YENİ DIŞ POLİTİKA İSTİKAMETİ: ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNE ETKİLERİ
30.07.2010 14:00

ANKARA, 29/07(BYE)--- Merkezi Washington'da bulunan düşünce kuruluşu The Washington Institute for Near East Policy'nin 28 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Soner Çağaptay'ın ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinde yaptığı konuşmanın yukarıdaki başlık altında yayımlanan özet çevirisi şöyledir:

Türkiye hakkında doğru bir zamanda yapılan böylesi önemli bir toplantıya beni de davet ettikleri için Başkan ve Komite üyelerine teşekkür ederim. Sizlere hazırlamış olduğum açıklamanın bir özetini sunacağım.

Adalet ve Kalkınma Partisinin (AK Parti) yaklaşık sekiz yıllık iktidarının ardından bugün ABD-Türkiye ve Türkiye-Batı ilişkileri hangi noktada bulunuyor? AK Parti hükûmeti yakın zaman önce BM Güvenlik Konseyinde İran'a yönelik yaptırımlara ilişkin oylamada ret oyu kullandı ve Filistin yönetimine zarar vererek Hamas ile yakın ilişkiler kurdu. İsraillilerin dokuz Türk'ü öldürdüğü talihsiz filo olayının ardından İsrail ile ilişkiler hiç olmadığı kadar düşük seviyeye indi.

Aynı zamanda Türkiye'nin AB üyelik süreci de Fransa'nın muhalefeti ve AK Partinin Avrupa değerlerine yeterli bağlılığı göstermemesi gibi nedenlerden ötürü durmuş durumda. Atlantik'in bu yakasında yapılan kamuoyu yoklamaları, 2002 yılından bu yana Türkiye'de en çok nefret edilen ülkenin ABD olduğunu gösteriyor. Ankara ve Washington, Irak ve Afganistan konularında iş birliği yapmaya devam etse de, AK Parti hükûmeti ve Obama yönetimi, İran'ın nükleer silah çalışmaları ve Arap-İsrail barış süreci gibi kilit önemdeki konularda ihtilafa düşüyor. Son olarak Türkiye, Avrasya boru hatları politikası konusunda tam olarak iş birliği kurmuş değil. Ülkenin ekonomik çıkarları ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Başbakanı Viladimir Putin arasındaki dostluk, Ankara ile Washington'un arasını bozuyor.

AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde Türkiye'yi daha liberal bir demokrasi haline getireceğini ve bu amaçla AB üyelik sürecini devam ettireceğini taahhüt etmişti. Parti aynı zamanda ABD ve İsrail ile pragmatik ilişkiler kurulacağı ve bunun Türkiye'yi, Batı ve Orta Doğu ülkelerinin güvenini kazanan bölgesel bir güç olarak "merkez ülke" haline getireceği yönünde söz vermişti.

Olan şey şu: 2002 yılında AK Parti, Batı ile yakın ilişkileri geliştirdiği gibi, ABD ve diğer Batı ülkelerine açık bir şekilde darbe de indirdi. Bazıları AK Partinin yaptığı açıklamaları iç politika oyunları olarak eleştirirken bazıları böyle düşünmedi. Şimdilerde bu açıklamalar, Türklerin birçoğunun düşüncelerini şekillendiriyor. Birçoğu dünyayı, kendilerine sunulduğu şekilde veya hükûmetin anlattığı şekilde algılıyor. Aslında, Batı karşıtı açıklamalar AK Partinin dış politika vizyonunun periskopu durumunda. Bu vizyon Türkiye'yi, transatlantik toplumun bir üyesi olarak görmüyor.

Sayın Başkan, Batı karşıtı açıklamalar bizleri AK Partinin gizli dış politikası konusunda alarma geçirmelidir. Söz konusu dış politika artık ortadadır, denizaltı suyun üstüne çıkmıştır ve bu, Türkiye'yi ne AB üyeliğine götürmekte ne de ABD'ye yakınlaştırmaktadır.

Sayın Başkan, izin verirseniz öncelikle AB üyelik sürecinden söz etmek istiyorum. Eğer Türkiye'nin AB üyelik süreci 11 Eylül öncesinde durmuş olsaydı, o zaman bunun büyük bir ayıp olduğunu söylerdim. O günlerde Türkiye, AB'nin dışında kalmıştı ancak halen Avrupa'nın ve Batı'nın bir parçasıydı. Şimdilerde ise AB sınırlarını genişletirken ve el Kaide "Müslüman dünyası" ve Batı arasında bir savaş sürdürürken artık Türkiye'nin kendisini konumlandırabileceği bir gri alan bulunmuyor.

Kötü haberlerim var: Ufukta Türkiye'nin AB üyeliği görünmüyor. Geçen hafta, Başkan Barack Obama AB'yi, Türkiye'nin Birliğe üyelik sürecini durdurarak ülkeyi bir ölçüde Batı'dan uzaklaştırmakla suçladı. Ancak gerçek sorun şu ki İslamcı AK Parti, liberal Batılı bir Türkiye hayalini paylaşmıyor. Ankara'nın üyelik girişimini her zaman için desteklemişimdir ancak Türkiye'nin yakın bir zaman içerisinde AB üyesi olamayacağının nedeni Avrupa'nın Müslüman bir ülkeye ilişkin çekinceleri değil Türk hükûmetinin Avrupa değerlerine duyduğu tereddütlerdir.

AK Parti, Batı yanlısı bir görünüşe bürünmesine rağmen AB üyeliğine ilişkin stratejik bir bakış açısına sahip değil. AK Parti AB üyelik sürecini yalnızca İslami imajını gölgelemek, Batı'nın meşrutiyetini kazanmak ve laik ordunun gücünü azaltmak için taktiksel bir hile olarak kullandı.

Bunun sonucunda Türkiye'nin reform süreci durmadı, geriledi. Hükûmetin, eleştirel gazetecileri darbe planı yaptıkları mazeretiyle hapse attırmasıyla Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Basın Özgürlüğü Endeksinde 20 sıra geriledi. Geçen sene yapılan bir ankete göre Türkiye 175 ülke arasında 122. sırada yer alırken, 2008 senesinde 102. sıradaydı.

AK Parti özellikle bağımsız medyayı hedef aldı. Bağımsız bir medya grubu olan Doğan Grubuna ait Milliyet gazetesinin, AK Partinin Almanya'daki bir İslami dernekle bağlantıları yönündeki iddiaları haber yapmasından sonra hükûmet, Doğan Grubuna şirketin değerini aşan düzeyde toplam 3.3 milyar dolarlık bir vergi cezası kesti. Hükûmet-medya ilişkileri bağlamında Türkiye, Avrupa'dan ziyade giderek daha çok Rusya'ya benzemeye başladı.

Bu eksiklikler göz önüne alındığında, Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy gibi Türkiye'nin AB'ye üyeliğini eleştirenler için öyle kolayca önyargılı denilip geçilemez. AK Parti stratejik bir AB katılım vizyonu benimseyip hızlı reformlarla Sarkozy'yi; Fransa, Müslüman karşıtı bir ülke olarak görülmesin diye itirazlarından vazgeçirebilirdi. AK Parti bunun yerine Avrupa'nın Türkiye'ye karşı garezi olduğu düşüncesine saplanıp kaldı.

Şimdi Sayın Başkan, müsaadenizle Orta Doğu konusuna dönmek istiyorum. AK Parti, AB sürecini bir tarafa bıraktığı dönemde dikkatini Orta Doğu'daki bölgesel ihtilaflara yöneltti. Bu noktada AK Partinin dış politikası ile ilgili bir sorun ortaya çıkıyor. AK Partinin Orta Doğu'daki tüm ihtilaflara dâhil olması ile partinin AB katılımına dair vaatleri arasında şöyle bir uyumsuzluk ortaya çıkıyor: Her şeyin öncelikli olduğu bir noktada aslında hiçbir şey öncelikli değildir ve AB'ye katılımı, iç ve dış politika önceliği yapmayan hiçbir ülke AB'ye girmemiştir.

AK Parti bunu böyle yapacağı yerde Türkiye'nin Orta Doğu politikasında 180 derecelik bir dönüş yaptı. İran, Suriye ve Sudan'a yaklaşırken İsrail'den uzaklaştı. Bu hamlenin arkasında bazılarının sandığı gibi ortak dini duyguların paylaşılmasından ziyade ideolojik bir dünya görüşü yatıyor. Başbakan Erdoğan ve hükûmeti, Samuel Huntington'ın haklı olduğuna, bir medeniyetler çatışması bulunduğuna inanıyor. Ancak onlar Batı'nın değil, İslamcıların tarafındalar.

AK Parti, "Türkiye'nin Batı ile eskiden beri süre gelen güçlü bağlarının bir yabancılaşma sürecini temsil ettiğine" inanıyor. Partinin dış politikasının uygulama bağlamında özeti şöyle: "Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından bu yana Müslümanlar, olumsuz bir durumun sonuçlarına katlanmaktalar ve AK Parti bu durumu düzeltmek için burada."

Ancak AK Parti, Müslümanlara karşı olan her türlü hatayı da düzeltecek değil. Çünkü AK Partinin dış politikasını İslam değil, -Müslümanları, Batı ve inanmayanlarla ebedi bir çatışma içinde gören siyasi bir ideoloji olan- İslamcılık yönetiyor. Dolayısıyla parti diğer İslamcıları, kendi Maniheist dünya görüşlerini paylaşmayan Müslümanlara tercih edecektir. Yani AK Parti İslamcı rejimlerin kardeş Müslümanlara yönelik kötülüklerini affedecek ve hatta savunacaktır, tıpkı Sudan'ın Darfurlulara yönelik soykırımı ve Tahran'ın kendi halkını baskı altına almasında olduğu gibi. Benzer şekilde laik Filistin yönetimi ya da barışçıl Filistin hareketleri yerine İslamcı Hamas ve onun şiddet yüklü amaçlarını destekleyecektir.

Bu seçici dayanışma aynı şekilde Müslümanlara karşı Müslüman olmayanların yaptıkları kötülüklerde de geçerli, yeter ki bu Müslüman olmayanlar Amerika ya da Avrupa karşıtı olsun. Bu durum siyasi İslam'ın, "düşmanın düşmanı dosttur" şeklinde stratejik bir karar vermiş olmasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla Rusya kaç tane Çeçen öldürdüğüne bakılmaksızın oluru alıyor. Bu şekilde Türk-Rus ilişkileri gelişiyor.

AK Parti 2002'den bu yana düzenli olarak ABD'nin politikasıyla çelişen dış politika adımları atıyor. Parti Hamas'ı Ankara'ya davet etti ve terörist gruplar için para toplayanları destekledi. Sadece son üç yıl içerisinde bile İstanbul'da Hamas'a yönelik AK Parti destekli yedi konferans ve bağış toplantısı yapıldı.AK Parti bunlara ilaveten Suriye ile bir yakınlaşma içerisine girdi ve hatta Tahran'ın nükleer emellerini savunurken eş zamanlı olarak Sudan'ın Darfur'daki soykırımını da örtbas etti. Parti ayrıca uluslararası forumlarda İsrail'e şiddetle saldırdı; Suriye ile yeni ortak tatbikatlar düzenlerken İsrail ile olanları iptal etti ve yurt içerisinde Semitizm karşıtlığını destekledi.

Sayın Başkan, AK Partinin dış politika görünümünü değiştirmek için Washington'un yapabileceği muhtemelen pek az şey var. Aslına bakılırsa şimdiye kadar Washington'un izlediği politikaların bir kısmı, muhtemelen kasıtlı olmaksızın bu oluşumun güçlenmesine yardımcı oldu. Güya reforme olmuş İslamcı bir AK Partinin, Batı ile Müslüman ülkeleri arasında köprü oluşturacağına inanarak bazıları AK Partiyi bölgede bir özel temsilciymiş gibi desteklediler ve aynı zamanda partiyi, AK Partinin dünya görüşü hakkında en başından beri endişe duyanlardan korudular. 2002'de pek çok kişi AK Partinin Batı'dan Müslüman dünyasına uzanan bir kürsü olduğu fikrini kucaklarken şimdilerde AK Parti, siyasi olarak doldurulmuş "Müslüman dünyasından" Batı'ya uzanan bir köprü olarak görülüyor.

Orta Doğu'daki ihtilafların içine böylesi bir İslamcı katalizörün dahil olmasına izin vermek yıkıcı sonuçlara sebep olmuştur ve olmaya devam edecektir. Zira AK Parti her baktığı yerde medeniyetler çatışmasını görüyor ve hal böyleyken tarafsız bir arabulucu olamaz.

Sonuç şöyle Sayın Başkan: AK Partinin dış politika vizyonu başarısız olmuştur. Türkiye, Avrupa'dan uzaklaşmıştır ve bunu böyle yaparak bölgesel bir güç olamaz; sekiz yıllık AK Parti iktidarının ardından Türkiye, Orta Doğu meselelerinde güvenilir bir ara bulucu olamamıştır.

Gazze filosu olayına kadarki süreçte ABD yönetimi, inkardan tutun da Irak'ta Türkiye'nin desteğini almaya dair umutlara değin, pek çok sebepten ötürü Türkiye'nin Batı'dan uzağa sürüklenişini büyük ölçüde görmezden gelmiştir. Washington artık Türkiye'ye yönelik belirsiz bir tutumun sonuçlarına katlanamaz.

Sayın Başkan önümüzde bir yol daha var. Türkiye'de hâlâ çok partili bir demokrasi mevcut ve Türk halkının sadece üçte biri AK Partiyi destekliyor. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yeni, karizmatik sosyal demokrat bir lider seçtiğinden beri AK Parti, kamuoyu yoklamalarında puan kaybediyor. Bunun sonucunda da Gazze filo olayından bu yana AK Parti çok ateşli bir Batı karşıtı retoriğe başvuruyor ve kitle histerisini, popülaritesini artırmak için kullanıyor. AK Parti gelecek yılki seçimler öncesinde popülaritesini artırmak için popülist Batı karşıtı dış politikasını kullanmaya devam edecek.

Bu durum ABD'nin Türkiye'ye yönelik incelikli bir politika geliştirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu politika AK Partinin nüfuzunu azaltıp; bir yandan Türklerle ilişkilerini sürdürürken aynı zamanda AK Partinin politikalarına karşı gerçek bir savunma geliştirmeyi kapsamalıdır. Bunun alternatifi olan ve Ermeni kararını geçirmek ya da askeri ticareti engellemek gibi Türkiye'nin tamamını hedefleyen bir politika ise Türkleri İslamcıların kucağına iterek AK Partinin ekmeğine yağ sürecektir.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.