Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Lig TV birilerinin dolduruşuna gelip Erman Toroğlu’nu şutladı. Ama Toroğlu gittikten sonra ne yapıp ettiyse boşluğunu dolduramadı. Hakan Ünsal-Feyyaz Uçar ikilisinin nasıl sırıttığını hatırlıyoruz. Pek kimselerin izlemediği sıradan bir programa dönüşmüştü yayın. Markus Merk de beklentilerin çok altında kaldı. Merk daha ilk haftalarda kendini bitirdi. Belli ki bazı aklıevveller hakemlerin üzerine fazla gitme, marka değerine zarar verme diye kulağına fısıldamış. İlk haftalardaki yorumlarında hakemlere toz kondurmama çabası içerisine girmesi, pozisyonları hakemlerin kararları doğrultusunda yorumlaması Türk Televizyonlarında Markus efsanesinin daha başlamadan sonlanmasına neden oluyordu. Televizyonculuk açısından onarılması güç büyük bir stratejik hataydı bu. İzleyicinin aklına ilk haftalardaki yorum tarzı kazınmıştı bir kere. Bu algıyı değiştirmek de kolay iş değildi. Sonraları Merk biraz toparladı; ama dedik ya o algı yerleşmişti bir kere. Lig TV ne yaptıysa bu Markus profilini değiştiremedi. Zaman zaman hakemleri doğradığı yorumlarını ön plana çıkarmaları bile bu algıyı yıkmaya yetmedi. Büyüka-Denizli-Merk üçlüsü de eski Maraton’un tadını vermedi. Hatta oyuncusu, komedyeni, futbolcusu, teknik adamıyla sosladıkları programlar bile eski formatı arattı. Denizli gidince de boşluğu Hakan Şükür’le doldurmaya çalışıyorlar.
ŞÜKÜR YOKSA KİM?
Şimdi herkes Hakan Şükür’e sallıyor. Ama kimse o programı doldurabilecek bir ismin olmayışını konuşmuyor. Evet, söyler misiniz o programı doldurabilecek, canlı yayına gelen teknik direktörlere hocam bugün çok şıksınız, şöylesiniz, böylesiniz diye cafcaflı laflar etmek yerine can alıcı sorular sorabilecek, gerektiği yerde yöneticisini, hakemini adam gibi eleştirebilecek, % 100 olmasa da kısmen objektif olabilecek, yayıncı kuruluşun ağırlığını kaldırabilecek kaç isim var koca Türkiye’de? Beraber bakalım isterseniz. Ahmet Çakar olmaz. Çünkü o da Toroğlu gibi arızalı. Dizginleyemezsin. Aman hocam çok ileri gittin, vitesi biraz düşür gibi uyarılar da yapamazsın. Dahası Çakar Toroğlu’ndan sonra kendisine yöneltilen teklifi de reddetmişti. Hem Çakar gelecekse Toroğlu’nun gitmesinin anlamı neydi ki? İkisi de aynı yapıda. Arıza diye Emre’nin gönderilip yerine Batuhan’ın alınması gibi bir durum. Başka? Önceki dönem tamam; ama son dönemlerde girdiği fanatizm girdabında Selçuk Yula’ya bile taş çıkartan Rıdvan Dilmen de yayıncı kuruluşun yorumcusu olamaz. Hemen akla gelen isimlerden birisi de Sergen Yalçın. Onun da başka dallara kaydığını ve halihazırda bir programının olduğunu düşünürsek o da olmaz. Peki kim? Kimselerin izlemediği Atilla Gökçe mi, yoksa Ömer Üründül mü?
MEDYANIN HALİ
Kimileriniz şimdi Toroğlu şöyle, Toroğlu böyle diyecek. Evet, ben de pek sevmem Erman Toroğlu’nu. Takıntılıdır bir kere, öz eleştiri kültüründen yoksundur. Ben burada hata yaptım demeyi pek yediremez kendine. Bel altı esprilere fazlaca yönelmesi kişiliği hakkında önemli ipuçları verir bizlere. Yani asla pir-ü pak bir insan değildir Erman Toroğlu. Ama yaptığı programları da bir şekilde izlettirir. Bu da ayrı bir meziyettir. Toroğlu’nun boşluğunun dolmaması spor medyasının ayıbıdır aslında. Halen pek bir okuyucusu olmayan Atilla Gökçe’lere köşeler tahsis edilir, yorumculukla uzaktan yakından alakası olmayan Gökmen Özdenak’lara programlar yaptırılırsa olacağı budur. Sanlı Sarıalioğlu, Osman Tamburacı, Adnan Aybaba gibi miadını çoktaaan doldurmuş isimler cirit atar bu medyada. 5 bin yıllık program formatıyla Faik Çetiner’in bile kapağı atacak bir yer bulabildiği bir yapıdır bu âlem. Bir türlü kendini yenileyemez spor medyası. Bugün Lig TV yorumculuk için medyada bir araba yazar-yorumcu tayfası dururken meclise kadar uzanma gereği duyuyorsa en başta spor medyası sorgulamalıdır kendini. Bir kaç kişiye mahkûm spor medyası. Ne yazık ki medyada köklü bir sürkilasyon olmadı. Böyle olunca da tatsız tuzsuz spor programları, okunmayan yazılar çıkıyor ortaya.
DEMİRÖREN & VATAN
CR7 Demirören’in davetlisi olarak tatilini geçirmek için Türkiye’ye geldiğinde o çok özel röportajını Demirören’e ait Vatan Gazetesi’ne vermişti. Ben de o dönem “CR7 & VATAN” başlıklı yazımda bu konuya değinmiş ve Vatan ve Milliyet gazetelerinde çıkabilecek röportajların sıkıntı doğurabileceğine değinmiştim. Ronaldo Demirören’in özel misafiri olduğundan bu röportaj doğal karşılanabilirdi. Ancak Beşiktaş’ın olası transferlerinin vereceği röportajlar veya bazı özel haberlerin bu gazetelerde çıkması her zaman sıkıntı doğurur. İki konu bu olaya tekrar odaklanmama neden oldu. Birincisi Beşiktaş Yönetimi’nin Van için yapacağı özel ziyaret ve (Başkan dahil) yöneticilerin kısa süreliğine de olsa sahaya çıkacağı özel haberi. İkincisiyse herkesin çok merak ettiği Metris günlerini Tayfur Havutçu’nun özel bir röportajla Vatan Pazar’a anlatması. Bu iki haber de, CR7 röportajı da Demirören’den tamamen bağımsız gazetecilik başarıları da olabilir. Ama akıllar bir defa bulanmayagörsün. Sonra Soru işaretleri çoğalırsa önünü almanız kolay olmaz. Demirören’in şirketleri olsun, yatırımları olsun her türlü haber Demirören’in gazetelerinde yer alabilir. Ama iş Demirören’e ait ol-ma-yan Beşiktaş’a gelirse gerisini düşünmek bile istemiyorum. Umarım tüm bunlar birer gazetecilik başarısıdır.
enginkonca@gmail.com