TÜKENİŞE GİDEN YOLDA GENÇLERİMİZ...
Her şey çok güzel... Ülkede harikalar yaratılıyor... Büyümede zirveyi aştık... Bulutlardayız... Köşeyi dönen dönene... (tabi kimlerin döndüğü malum...)
Ülkede hukuk, adalet tıkır tıkır işliyor... Savcılar, yargıçlar tam bağımsız... İktidarın kuklası olmaya zorlanmıyor, özgürce karar veriyorlar...
Deniz Feneri davası gibi asrın soygunu davasında, jet hızıyla kararlar verilip haksız yere(!) içerde tutulanlar, haklı(!) kararlarla özgürlüklerine kavuşuyorlar...
Ülkede herkesin yüzü gülüyor... Millet zenginlik ve refah içerisinde... açlık yoksulluk çekiyorum, evsiz barksızım diyenler varsa, inanmayın, külliyen yalan!..
Cumhuriyet bayramları gibi formalite törenler(!) bir çırpıda iptal edilip, yollarda arabaların, trafiğin önü açılmasında büyük adımlar atılıyor...
Peki... Asıl ülke gerçekleri nasıl?
Toplum bilimcilere göre;
Ülkemizin yirmili yaşlar gençliğini, ne yazık ki yitirmiş durumdayız”
Onları umutsuzluğun ve umarsızlığın karanlıklarına acımasızca gömdük!
“Yirmili yaşlar gençlerimiz kolay kolay insanca yaşayacakları bir iş bulamayacakları gibi, ev ve araba sahibi olmaları da olanaksız! Şöyle ya da böyle bir iş bulsalar dahi, çalıştıkları işlerden alacakları ücretle, ev kurmaları, konut ve araba sahibi olmaları olası değil… Tabi istisnalar ve arkası güçlüler hariç!...” Toplum bilimciler böyle açıklamalar yaptılar...
Peki neden bu duruma düşüldü?
Yirmili yaşlar gençliğini neden yitirdik?
Gençlerimiz işsiz, aşsız ve eşsiz bir dünyaya nasıl mahkum oldular?
Önlerinde onlarca yıllık uzun bir yaşam varken, çaresiz bırakılmış ve tükenmiş bedenlerini nasıl uzun yıllar ötesine sağlıklı ve mutlu biçimde taşıyabilecekler?
Gençlerimizi kim ve kimler böylesine çaresiz duruma getirdi?
Sorunun yanıtını aşağıda birlikte okuyalım.
“Türkiye’yi yönetenler; vatan millet söylemleriyle başlayan, çete ilişkileriyle süren, menfaat, kayırma, hesaplaşma, rüşvet, yolsuzluk gibi iddialarla büyüyen meselelere, her zaman, her koşulda, devletin koruması, valisi, adaleti, yasası, vekili ve polisi açıklık getirdiler.
Kanun hükmündeki duruşlarıyla ‘derin devlet’ ilişkilerini ya inkâr ettiler ya da yok saydılar.
Ortaya dökülen belgelerin, atılan imzaların sahte olduğunu söyleyip, fotoğrafları görmezlikten geldiler.
Derin devlet oluşumlarını ‘devlet sırrı’, faili meçhul cinayetleri ‘terörle mücadele’ olarak tanıttılar.
Herkesin ‘çete’ dediğine, ‘arkadaşlarım’ diye hitap ettiler
İşler yargıya intikal edince; ‘Devlet meselenin şuurundadır, takipsiz bırakmaz…’ ‘Araştırıyoruz, gereken neyse yapılacaktır…’ ‘Olay yargıya intikal etmiştir, suç cezasız kalmayacaktır…’
Arkadaşımızın bir suçu varsa, cezası neyse çekecektir’ şeklinde benzer adamlar, birbirine benzer beyanatlar verdiler.
Olaylara adı karışanlar ‘zamanı gelince konuşacağım’ diyerek ya birbirlerini tehdit ettiler ya da ‘konuşmam doğru olamaz, her şey devletin bilgisi dahilinde’ diyerek dokunulmaz oldular…
Bu yüzden hayatımıza her dönem ‘verdimse ben verdim’ diyen, ülkenin sahibiymiş gibi davranan siyasetçiler girdi.
Çetelerin önünü açıp, pasaportlar dağıtıp ‘kırmızı da veririz yeşil de’ diyen güvenlik görevlileri terfi ettirildi.
Hukuku, insanlık onurunu yok sayan, ‘her şeyi devlet için yaptım’ diyerek ülkeyi faili meçhul cinayetler mezarlığına çevirenler korundu.
Beş kuruşu olmadan banka açan, karapara aklayan, uyuşturucu paralarıyla varlık gösterenler kendilerini ‘işadamı’ diye tanıttı.
Belli ki bu gücü milletten falan aldıkları yok.
Bu güç iktidar olanın, parası olanın gücü… ( Derin Devlet Oldu Devlet – Belma Akçura – S:13 Güncel Yay.)
***
Hala merak ediyor muyuz, gençlerimizi ve geleceğimizi neden yitirdik diye? AKP döneminde çağ atlayan, “sessiz devrim(!)” yapılan bu ülkede
yirmili yaşlardaki gençlerimizin, daha doğrusu milyonlarca vatandaşımızın neden işsiz güçsüz ve çaresiz olduklarının hala merakı içinde misiniz?
Askerden döneli yıllar olduğu halde babalarından almış oldukları harçlıklarla günlerini geçiren ve iş bulmak için çırpınan (üniversite mezunu) gençlerimizin evsiz, barksız ve yuvasız olduklarını kim yadsıyabilir ve bu gençlere siyasi iktidar bundan sonra nasıl umut verebilir?
Çağ atlattık ya da “sessiz devrim” yaptık diye ekranlarda, meydanlarda kendilerini kahraman ilan edenler (!), çaresiz durumda olan milyonlarca gencin, insanımızın feryatlarına ne diyebilirler? Hiç!...
Büyümede harikalar yaratıyormuşuz... Sevsinler sizin büyümenizi...
BURHAN ÖZBEY