Dünya bir han ise bizler de yolcuyuz. Handa kalırız bir süre. Ömrümüzün ve becerimizin elverdiği ölçüde de bir şeyler bırakırız arkamızda. Yaptıklarımızla iyi veya kötü anılırız dünya durdukça. Kimden geldikse ona döneceğimize inanırız. Ve hayatımızı da inandığımız ölçüde yaşamaya çalışırız.
Ölüm dediğimiz şeyin ise yüzü soğuktur. Her canlı ölüm söz konusu olunca suskundur. Çünkü çaresizlik vardır ölüm karşısında.
Zaten ölüm dayanınca kapıya dünyadaki her şeyimiz anlamsızlaşır. Hiçbir şeyin kıymeti kalmaz.
Ölenin ise arkasından itikadımız gereği asla kötü konuşmayız. Ölenin yaptığı nahoş şeylerden de bahsetmeyiz. Çünkü hem ölenin ailesini hem de sevenlerini üzmeye kimsenin hakkı yoktur.
Fakat “aması” var bazı şeylerin. Vefat edenin yaşadıkları ve yaşattıkları hiçbir zaman ölenin peşini bırakmaz.
Bir kesim, vefat edenin yaptıklarından hoşnuttur. Bırakılan eser (ler) geride kalanların beğenisini kazanmıştır. Rahmetle anılır dünyadan göçen.
Ama bazıları da bıraktığı bir eserden dolayı öleni asla unutmaz. Unutamaz. Çünkü kırgınlık ve haksızlık söz konusudur.
Cumhuriyet gazetesinde karikatüristi Turhan Selçuk da bıraktıklarıyla farklı dünyalarda ölümsüzleşen şahsiyetlerden biri olarak aramızdan ayrılmıştır.
Hani dedim ya “bırakılan eserler” diye. Turhan Selçuk adı belki de en çok 1957 yılında Milliyet’te çizmeye başladığı Abdülcanbaz isimli çizgi kahramanıyla anılacaktı.
Abdülcanbaz külliyatının bıraktığı etki, nostaljiyle birleştiğinde birçok kişi için unutulmaz bir eserdir.
Ama bir kesim ise Turhan Selçuk’u domuza türban takarak çizdiği karikatürle ile anacaktır. En kutsal saydığını inancına göre haram olan bir hayvanla eşleştirmesini unutmayacak incinen kalpler.
Ortada domuza benzetilen bir kadın var. Sonra da dinen kutsal sayılan başörtüsü…
Kadına yapılan saygısızlığı mı ele alsak, yoksa dine yapılan hakareti mi? Ya da siyaset için her ikisini hoyratça nasıl kullandığını mı düşünsek?
Nasıl ki Abdülcanbaz unutulmaz bir eser olarak bazı zihinlerde kalacaksa, “Türbanlı domuz” karikatürü de asla unutulmayacaktır.
Çünkü hiçbir siyasi mesaj hakaret yoluyla verilmemeliydi. Başörtüsü ister dini, ister kültürel, ister moda hassasiyeti olarak görülsün “Türbanlı domuz” karikatürü asla doğru bir çizim olmamıştır.
Hâsılı, bir tarafta “Abdülcanbaz” bir tarafta “Türbanlı domuz” durmaktadır. Ama başta dedik ya ölenin arkasından asla menfi konuşulmaz.
Bıraktığı eserlerle zaten koca bir tablo gibi herkesin meşrebine teslim olmuş bir şekilde karşımızda durmaktadır.
mevlanatrb@gmail.com