Türk Telekom Arena’da yaşananlar bugün aynı tazelikte konuşuluyor. Adnan Polat’a öfkeli olanlar da var Tayyip Erdoğan’a ateş püskürenlerde… “Cem Yılmaz’ın reklamlarını neredeyse 18 kere yayınladılar!” diye sitem edip yaşanan gerginliği gündemine hiç almayanda (ilginç ama) var.
Başbakan Erdoğan’ın karşılaştığı ilk protesto değil aslında bu. Daha öncesinde de Abdullah Gül ile beraber basketbol müsabakaları sırasında ıslıklanıp, yuhalandılar. Hem de dünyanın izlediği bir organizasyonda. Hatırlayanlar var mı bilmiyorum ama o dönemlerde Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’e şu soru yöneltildi. “Protestolar için ne diyeceksiniz?” Cevabı “Demokratik toplumlar da olur böyle şeyler.” Oldu. O gün yapılan protestoları çok çirkin bulsam da kimsenin kimseyi sevmek zorunda olmadığını bildiğimden Sayın Abdullah Gül gibi düşünüyordum. Demokratik toplumlarda olurdu böyle şeyler… Yani dileyen dilediği gibi protesto edebilirdi Başbakanı, Cumhurbaşkanını...
Demirci Hasan ustanın Başbakan’ı protesto etme hakkının olması, çiftçi Emine teyzenin Cumhurbaşkanı’nı ıslıklaması elbette kulağa hoş geliyor. Birilerinin yuhalanması, ıslıklanması değil, halkın yönetime ayar verecek gücü kendinde bulabilmesidir kulağa hoş gelen. Dilekolay, senelerce bir hiç yerine konulan halk bugün Reis-i Cumhur’u da Başbakanı da yuhalayabiliyor. Yahu nereden nereye gelmişiz baksanıza. DP’nin kurulduğu günlerde “Biz şimdi Hasolarla Memoların ayağına mı gideceğiz?” diyen bir Chp zihniyeti ülkenin başındaydı. Bu zihniyet 1946-1950 yıllarında gerçekleşen hareketle kırıldı. O vakte kadar büyük şehirlerin caddelerinde dolaşmasına bile izin verilmeyen, horlanan, aşağılanan köylüler vardı. Seçim sebebi ile ayaklarına gelen farklı partilere mensup politikacıları dinleyen halk, siyasilerin kendilerini beğendirme yolunda harcadıkları çabayı biraz şaşkınlık içerisinde biraz da gururla seyrediyordu. Düşünün ki bugün aynı halk Başbakan’ı, Cumhurbaşkanını yuhalayabiliyor. Hal böyle olunca bu yuhalamalara, ıslıklamalara keyiflenmemek elde değil. Şahsım adına yine çirkin bulsam da protestoları, demokrasiye her cümlesinde yer veren bir Başbakan’ın daha bir hazır olması gerektiğini düşünüyorum yaşanacaklara. Dünü de aynı Cumhurbaşkanımız gibi olgunlukla karşılamalı ve üzerinde durmamalı. Peki bu yaşananların üzerine gidip uzatırsa ne olur? Şimdiye kadar halkın sesine kulak vermeyenlere ne olduysa ona da o olur.
Türk Telekom Arena’yı kim yaptı?
Bir de bu konu var gündemde. Kim yaptı? Bana sorarsanız hiç mühim değil kimin yaptığı. Protestolarla ilişkilendirilmesi de ayrı bir komik. Ne yani? Stadı Başbakan yaptı diye yuhalayan kitle af mı dileyecek? Velevki stadı Başbakan yaptı. İyi de bir işletmeye ya da şahısa yapmadı ki. Bir spor kulübüne yaptı. Ve bu spor kulübünün her görüşten, düşünceden taraftarı mevcut. İnananı var inanmayanı var, sağcısı var solcusu var, saçı uzun olanı var kısa olanı var, mini eteklisi var türbanlısı var… Say say bitmez. Şimdi bu karma yapı da herkesin Başbakan’ı sevmesini kimsenin beklememesi gerekir. Evet eleştirebiliriz. “Çirkindi”diyebiliriz. “Hoş olmadı” açıklamaları yapabiliriz. Hatta Sayın Egemen Bağış’ın tespitinde olduğu gibi “Nankör” de diyebiliriz. Ortada bir nankörlük olduğunu düşünüyorsak söyleriz elbet. Bu da demokrasiye ters değil. Ama Egemen Bağış’ın yardımcısı Yasin Ekrem beyefendi gibi
“'Böyle bir şerefsizlik yok. Nankörsünüz. Kimin sayesinde o stadta maç izliyorsunuz? Kim yaptı lan o stadı size. Gerizekalı kuş beyinliler.” | (Bu açıklamalarını twitter’ın da yayınlamıştır. Kaynak: Nihat Sırdar / Akşam)
Akla zarar açıklamalar yapmak hiç kimseye yakışmaz. Bu açıklamayı yapan Yasin Ekrem beyefendiyi Egemen beyin uyarması şart. Bu şahsi çıkışlar hem Egemen beye hem de Ak Parti’ye zarar verir.
Yusuf Önaç
http://www.twitter.com/geceuykusu