Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Ekonomik büyüme, bir ülkedeki mal ve hizmet üretiminin zaman içinde artmasıdır. Daha teorik bir şekilde tanımlamak gerekirse de; GSYH'deki (Gayri safi yurtiçi hasıladaki) artıştır. Son zamanlarda ülkemizin "büyüme rekorları" kırmasından ötürü kulaklarımız bu kavrama fazlasıyla aşina. Makro iktisadın vazgeçilmez konularından olan ekonomik büyüme, aynı zamanda devletlerin de en başta gelen hedeflerinden biridir. Bu kavram genellikle "bol iktisadi terimler" yüklenerek açıklanır ve bu da konunun anlaşılmasında sıkıntılara neden olur. Bizse, teknik terimlerle boğuşmayıp güzel bir karşılaştırmalı örnekle bu konu üzerine eğilelim. Bu örnekteki aktörlerimizse; Türkiye ve Güney Kore. * 1960 yılında Güney Kore tipik bir tarım ülkesiydi ve kişi başına düşen milli geliri 79 dolardı. Buna karşın Türkiye'nin kişi başına düşen milli geliriyse 358.6 dolardı. Türkiye, Güney Kore'ye bu alanda 4 kattan daha fazla bir fark atmıştı. İki ülkenin birçok kaderi gibi darbelerle olan kaderi de birdi. Velhasıl 1960 yılında iki ülkede de darbe yaşanmıştı. Bu darbeden sonra Güney Kore, önemli bir karar almış ve planlı kalkınma modeline geçmişti. Bu doğrultuda da 1962 yılında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı yürürlüğe sokulmuş; bunu ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü, beşincisi ve altıncısı takip etmişti. Türkiye de Güney Kore'den bir sene sonra planlı kalkınma modeline geçmişti. 1963 yılında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlanmış ve bunu ardılları izlemişti. * Bu atılımlar sonucunda 1980 yılındaki vaziyet ise şöyleydi: Güney Kore'nin kişi başına düşen milli geliri 1597 dolar, Türkiye'nin kişi başına düşen milli geliri 1539 dolar. Bu rakamlar, Güney Kore'nin 20 sene sonra aradaki farkı kapatıp Türkiye'yi geçtiğini gösteriyordu. Ve bu geçiş öyle bir geçişti ki, Türkiye'nin bir daha Güney Kore'yi değil yakalaması yanından bile geçmesi mümkün olmadı. Bugün Güney Kore'nin kişi başına düşen milli geliri 20 bin dolar civarındayken, Türkiye'nin kişi başına düşen milli geliri 10 bin dolar civarındadır. Yani Türkiye, 1960'larda milli gelir bakımından Güney Kore'den 4 kat öndeyken bugün 2 kat geride. Oldukça üzücü bir durum. Birçok konuda kader birliği yapmış ve ekonomide büyüme hamlelerini hemen hemen aynı zamanlarda gerçekleştirmiş bu iki ülke arasındaki fark nasıl böylesine açılmıştı? Şüphesiz, ekonomik büyüme konusunda izlenen stratejilerin ve iç dinamiklerin büyük önemi vardı. * Güney Kore, izlediği strateji gereği yatırım mallarına ağırlık verdi. Dünya pazarına yeni ürünler ortaya koyabilmek için yoğun çaba sarf etti. Bu nokta da hükümet, önemli miktardaki teşvikleriyle özel girişimcileri destekledi. Yerli markaların oluşmasını sağladı. Teknolojik gelişmelerden hiç kopmadı. Kaliteli üretim için işçilerin teknik eğitimlerine de büyük önem verdi. Hepsinden de önemlisi hiçbir zaman disiplinden taviz vermedi; böylelikle de yayımladığı kalkınma planlarını havada bırakmadı. *
Ekonomik büyüme, bir ülkedeki mal ve hizmet üretiminin zaman içinde artmasıdır.
Daha teorik bir şekilde tanımlamak gerekirse de; GSYH'deki (Gayri safi yurtiçi hasıladaki) artıştır.
Son zamanlarda ülkemizin "büyüme rekorları" kırmasından ötürü kulaklarımız bu kavrama fazlasıyla aşina.
Makro iktisadın vazgeçilmez konularından olan ekonomik büyüme, aynı zamanda devletlerin de en başta gelen hedeflerinden biridir.
Bu kavram genellikle "bol iktisadi terimler" yüklenerek açıklanır ve bu da konunun anlaşılmasında sıkıntılara neden olur.
Bizse, teknik terimlerle boğuşmayıp güzel bir karşılaştırmalı örnekle bu konu üzerine eğilelim.
Bu örnekteki aktörlerimizse; Türkiye ve Güney Kore.
*
1960 yılında Güney Kore tipik bir tarım ülkesiydi ve kişi başına düşen milli geliri 79 dolardı.
Buna karşın Türkiye'nin kişi başına düşen milli geliriyse 358.6 dolardı.
Türkiye, Güney Kore'ye bu alanda 4 kattan daha fazla bir fark atmıştı.
İki ülkenin birçok kaderi gibi darbelerle olan kaderi de birdi.
Velhasıl 1960 yılında iki ülkede de darbe yaşanmıştı.
Bu darbeden sonra Güney Kore, önemli bir karar almış ve planlı kalkınma modeline geçmişti.
Bu doğrultuda da 1962 yılında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı yürürlüğe sokulmuş; bunu ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü, beşincisi ve altıncısı takip etmişti.
Türkiye de Güney Kore'den bir sene sonra planlı kalkınma modeline geçmişti.
1963 yılında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlanmış ve bunu ardılları izlemişti.
Bu atılımlar sonucunda 1980 yılındaki vaziyet ise şöyleydi: Güney Kore'nin kişi başına düşen milli geliri 1597 dolar, Türkiye'nin kişi başına düşen milli geliri 1539 dolar.
Bu rakamlar, Güney Kore'nin 20 sene sonra aradaki farkı kapatıp Türkiye'yi geçtiğini gösteriyordu.
Ve bu geçiş öyle bir geçişti ki, Türkiye'nin bir daha Güney Kore'yi değil yakalaması yanından bile geçmesi mümkün olmadı.
Bugün Güney Kore'nin kişi başına düşen milli geliri 20 bin dolar civarındayken, Türkiye'nin kişi başına düşen milli geliri 10 bin dolar civarındadır.
Yani Türkiye, 1960'larda milli gelir bakımından Güney Kore'den 4 kat öndeyken bugün 2 kat geride.
Oldukça üzücü bir durum.
Birçok konuda kader birliği yapmış ve ekonomide büyüme hamlelerini hemen hemen aynı zamanlarda gerçekleştirmiş bu iki ülke arasındaki fark nasıl böylesine açılmıştı?
Şüphesiz, ekonomik büyüme konusunda izlenen stratejilerin ve iç dinamiklerin büyük önemi vardı.
Güney Kore, izlediği strateji gereği yatırım mallarına ağırlık verdi.
Dünya pazarına yeni ürünler ortaya koyabilmek için yoğun çaba sarf etti.
Bu nokta da hükümet, önemli miktardaki teşvikleriyle özel girişimcileri destekledi.
Yerli markaların oluşmasını sağladı.
Teknolojik gelişmelerden hiç kopmadı.
Kaliteli üretim için işçilerin teknik eğitimlerine de büyük önem verdi.
Hepsinden de önemlisi hiçbir zaman disiplinden taviz vermedi; böylelikle de yayımladığı kalkınma planlarını havada bırakmadı.
Güney Kore'nin stratejisini, Eski TÜBİTAK Başkanı Prof. Namık Kemal Pak ve Prof.Dr. Ergun Türkcan "Türkiye-Güney Kore Kalkınma ve Teknoloji Politikaları" adlı çalışmasında çok güzel açıklıyordu: "G.Kore çok hızlı sanayileşerek, tarımsal bir hammadde ihracatçısı olmaktan çıkarak, bir kuşak içinde 5 milyon dolarlık demir cevherinden 24 milyar dolarlık elektronik malzeme ihraç eden, toplam ihracatı 100 milyar dolar(NOT:Bu çalışmanın yayımlandığı 2000 yılı itibariyle) civarında bir ekonomi haline dönüşmüştür.Bu nasıl gerçekleşmiştir.Bu tablo, çok bilinçli bir sanayileşme politikası, belirlenmiş hedeflere uyarlı bir teknoloji politikası ile birlikte devlet ve üreticiler tarafından uygulanırken, diğer yardımcı politikaların bu sistemi desteklemesiyle ortaya çıkmıştır."
Türkiye ise bilinen klasik metotlarla üretim yapmayı sürdürmüş, oluşturduğu kalkınma planlarına büyük oranda uymamış ve ithalata dayalı büyümeyi tercih etmişti. Bunların yanında Türkiye'deki hükümetler, özel sektöre yeterince teşviklerde de bulunmamıştı. * Yine "Türkiye-Güney Kore Kalkınma ve Teknoloji Politikaları" adlı çalışmada iki ülke arasındaki farkın sebebi net olarak ortaya konuyor: "Türkiye yaygın (ekstansif) bir sanayileşme modeli ile ithal ikameci, daha çok sermaye-yoğun, nispeten geri (kullanılmış) tekniklerle bol düz emek istihdam eden bir üretim yolu seçerken (geç sanayileşmenin ilk aşamalarında bu belki de tarihsel bir zorunluluk olabilir), G. Kore, belli bir süre sonra Dünya rekabetine girme zorunda olduğunu bilerek, ihracata yönelik yani dışa açık, sermaye-yoğun (az sayıda büyük çeşitli üretim yapan firma bunun göstergesidir), derinlemesine (entansif) bir sanayileşme yoluna girmiştir. Bunun doğal sonucu, ilerde teknoloji üretiminin ön hazırlığı olarak, selektif ve kitlesel "teknoloji transferi" yapmak, bunu kurumsallaştırmak ve kolaylaştırmaktır. Bu telif haklarından mesleki eğitime değin pek çok yeni hukuki düzenleme yaparak yeni kurumlar ve mekanizmalar oluşturmak anlamına gelir. Bunun için her ülke, kendi legal sistemine ve amaçlarına uygun araçlar yaratmıştır." * Sonuç olarak(örnekten de anlaşılacağı üzere) ekonomik büyüme demek; markalaşmak, dış pazara odaklanmak, disiplin ve zamanın ruhunu yakalamak demektir. Ekonomik olarak büyüme ve büyüyememe üzerine içimizi acıtan bir örnek oldu bu. Üzülerek söylemek gerekir ki; dün sağlam ve öngörülü ekonomik politikalar uygulansaydı, bugün Türkiye'nin durumu çok daha farklı olabilirdi. mertd_34@hotmail.com
Türkiye ise bilinen klasik metotlarla üretim yapmayı sürdürmüş, oluşturduğu kalkınma planlarına büyük oranda uymamış ve ithalata dayalı büyümeyi tercih etmişti.
Bunların yanında Türkiye'deki hükümetler, özel sektöre yeterince teşviklerde de bulunmamıştı.
Yine "Türkiye-Güney Kore Kalkınma ve Teknoloji Politikaları" adlı çalışmada iki ülke arasındaki farkın sebebi net olarak ortaya konuyor: "Türkiye yaygın (ekstansif) bir sanayileşme modeli ile ithal ikameci, daha çok sermaye-yoğun, nispeten geri (kullanılmış) tekniklerle bol düz emek istihdam eden bir üretim yolu seçerken (geç sanayileşmenin ilk aşamalarında bu belki de tarihsel bir zorunluluk olabilir), G. Kore, belli bir süre sonra Dünya rekabetine girme zorunda olduğunu bilerek, ihracata yönelik yani dışa açık, sermaye-yoğun (az sayıda büyük çeşitli üretim yapan firma bunun göstergesidir), derinlemesine (entansif) bir sanayileşme yoluna girmiştir. Bunun doğal sonucu, ilerde teknoloji üretiminin ön hazırlığı olarak, selektif ve kitlesel "teknoloji transferi" yapmak, bunu kurumsallaştırmak ve kolaylaştırmaktır. Bu telif haklarından mesleki eğitime değin pek çok yeni hukuki düzenleme yaparak yeni kurumlar ve mekanizmalar oluşturmak anlamına gelir. Bunun için her ülke, kendi legal sistemine ve amaçlarına uygun araçlar yaratmıştır."
Sonuç olarak(örnekten de anlaşılacağı üzere) ekonomik büyüme demek; markalaşmak, dış pazara odaklanmak, disiplin ve zamanın ruhunu yakalamak demektir.
Ekonomik olarak büyüme ve büyüyememe üzerine içimizi acıtan bir örnek oldu bu.
Üzülerek söylemek gerekir ki; dün sağlam ve öngörülü ekonomik politikalar uygulansaydı, bugün Türkiye'nin durumu çok daha farklı olabilirdi.
mertd_34@hotmail.com