Ön bilgi olarak şimdiden söyleyeyim: Dış kaynakların bu konuda yazdıkları ile mutabık değilim.Türkiye’ye ve dile, tarihine yabancı olduklarından konunun derinliğine giremediklerini, başka şablonlara bakarak yeteri kadar anlamadıklarını düşünüyorum. Bir de, kendilerine Türkiye konusunda çeviri yapan, bilgi veren kaynakların etkisinde kaldıklarını sanıyorum.Türkiye kaynaklı araştırmalarda göremediğim bir konuya de işaret etmek istiyorum. Dış kaynaklar yaptıkları araştırmalarda anlatılanların arkasında NATO’nun, CIA’nın olduğuna işaret ediyorlar. Türkiye kaynaklı söylenenlerde ise, Olayların arkasında neyin olduğuna parmak basmıyorlar. Soyut bir “Derin Devlet”ten söz ediliyor.Avrupa’da modern dönemlerde başlayan göçmen hareketinde komünistler ve sol eğilimli göçmen ve onların kuruluşları çok etkindi.Federal Almanya’da FİDEF, Hollanda’da HTİB, İtalyan’ların Avrupa kuruluşu FİLEF, İspanyolların Coordinadora, Portekizlilerin CCPE, Belçika’da Clup Carcia Lorca ve CLOTİ, Faslıların Avrupa Kuruluşu KMAN, İsveç’teki SİOS, Luxemburg’daki ASTİ ve şu anda aklıma gelmeyen başka göçmen kuruluşları. Sosyalistler veya komünistler bu derneklerde etkindi. General Franco yönetimi de İspanya dışındaki İspanyollar arasında etkin olan bu kuruluşlardan rahatsızdı. 1938 – 1958 yılları arasında Belçika istihbarat kuruluşu olan SDRA’da (Service De Renseignement et d’Action) çalismis olan André Moyen göçmenleri izlemek ve onlara baskı yapmak için İspanyol ve Belçika istihbarat kuruluşlarının birlikte çalistigini söylüyor. Bu baskı, Türkiyeli göçmenlerin bulunduğu diğer NATO ülkelerinde de yaşandı. Avrupa ülkeleri, ülkelerinde yaşayan göçmenlerin geldikleri ülkelerin istihbarat kuruluşlarıyla daima ilişki içinde oldular.1990’da İtalya Başbakanı, NATO’nun gizli ordusu Stay- behind’ın diğer NATO ülkelerinde de bulunduğunu söylediğinde, Portekiz’de konu tekrar gündeme geldi.1953 – 1959 yılları arasında Portekiz’in NATO ilişkilerini yürüten Costa Gomes, “… NATO’nun bu yıllarda yapılan bütün oturumlarına Portekiz adına katıldığını ve böyle bir şey duymadığını…” söylemiş. Salazar dönemi dışişleri bakanlarından Franco Nogueira, “… böyle bir organizasyonun varlığından şüphe bile etmediğini…. “söylemis..
Konumuzun ozune donersek;Turkiye'nin soguk savas doneminden bu zamana kadar etkisinde kalan siyasetcilerimiz ve ulkemizi yonetenler dusmanlarimizi hep;Israil;Suriye,Irak,Iran;Abd;Rusya,Yunanistan diyerek milletimizi uyutmuslardir..
Oysaki ülkemiz,dört değil beş cepheden sarılmış durumdayken beşinci cepheyi hiç görmek istemedik. Bize en fazla zararı beşinci kol birlikleri verdiler. Biz ise çevremizdeki düşmanı o kadar büyüttük ki göremedik bu kolun içerideki faaliyetlerini. Düşmanın doğrudan saldırmak yerine aracılar kullandığı gerçeğine bir türlü alışamadık. PKK'yı sadece askere bıraktık. KCK'yı bu denli etkili olana kadar görmezden geldik. NATO adına kurulmuş gizli birliklerin faaliyetlerini ve bu birliklerin kime hizmet ettiğini hiç sorgulamadık.Darbeleri ve darbelere zemin hazırlamak adına yapılan kanlı eylemleri beşinci kol çalismasi olarak hiç değerlendirmedik. Değerlendirenler ise marjinal sayılarak dışlandılar aynı eller maharetiyle.
KCK-PKK'nın yıllardır hazırlık yaptigi serhildan (ayaklanma) provasinda tampon bölge olabilecek bir korucu köyü daha Besinci kolun mahir ve sinsi faaliyetleriyle ortadan kaldirildi.Maalesef tetiği de oyuna gelen masum vatanperverler çekti. Henüz istihbarat konusu aydınlatılmadı ama kurumlara da toz kondurmuyoruz. MİT'in başina tanıdık bir başkan atanması MİT'i savunmanıza tek basina gerekçe olabilir mi?Terörle mücadelede ilk
kez bu kadar sonuç alıcı operasyonlar yapılırken aydınlığa en yakın noktada en büyük ve acı eylemleri görmemiz normal mi? Tedbirleri artırıp, içerideki hainlerin peşine düşmemiz gerekirken biz kalkıp gazetecilerle uğraşiyoruz. Apo çoktan devreden çikti, örgütün kurmay başkanlığını beşinci kol birlikleri(derin devletin Gladio hancer timleri) doğrudan devraldı. Sahayı ve sizin kurumlarınızın nasıl işlediğini sizden daha iyi bilen kimi içerde kimi dışarıda büyük bir ekibe karşi mücadele ediyoruz. Bir kaymakamın yaptığını hükümeti temsil eden hiçbir adam yapamadı. Temsil ettiği devletinin yapması gerekeni yapmak adına ölümü göze alıp harekete geçen kaymakam kadar yürekli bir bakan çikmadi…O an Turkiye’de siyasetcilerimiz bu durum karsisinda stratejik bir hata yaparak orgutun ekmegini yag surup;orgutun oksijenini kesecekken medyaya malzeme cikti..Yazik,Yazik utanc verici bir durum..
Peki Dogu’da hep Orgut’un faaliyetlerinden soz ediyoruz,peki derin devletin samaroglanlarinin faaliyetleri?Jitem ve Hizbullah bitti mi? Karanlık Odalarda planlar yapan ve uygulayanlar ortadan kalktı mı? Faili meçhullerdeki karanlık henüz aydınlanmadı.Hançer Timi'nin ve benzerlerinin faaliyetleri açıklığa kavuşturulup bölge rahatlatılmadı..
Size sadece ufak bir ornek;http://www.ahaber.com.tr/Gundem/2012/02/18/o-komutani-oldurenleri-acikladiOrgeneral Eşref Bitlis;Albay Rıdvan Özden ;Albay Kazım Çillioglu
Supheli olumleri)..(Gelecek 2. yazimda bu konu ile daha ayrintili yazacagim.Allah izin verirse ve nasip ederse..
(Cem Ersever'in öldükten sonra kanında saptanan halüsinojen maddeler ölmeden önce onun zihninin kontrol edilmeye çalisildigini mı gösteriyor?
Derin devlet bazı kaynaklarda devlet yetkisini şu veya bu biçimde kullanan kişi veya kurumların meşruluk sınırları dışına taştıkları zaman siddet kullanmaları halinde ortaya çikan bir oluşum" olarak; bazı kaynaklarda ise, "devlet görevlilerinin eşkıya yöntemleriyle yetkilerini, kullandıkları kaynak ve imkânları 'gizlilik' zırhından istifade ederek devleti korumak için değil, kendilerine çikar sağlamaktir. Peki, kökleri, İttihat ve terakki yönetimi tarafından kurulan gizli istihbarat ve askerî operasyon örgütü olan Teskilat-i mahsusa'ya kadar uzanan derin devlet nedir?
Diger yandan;On yıllık çetin bir mücadelenin son dakikasında kaybeden taraf olunmamalıdır. Cumhurbaşkanlığını en çok kim hak ediyor diye sorulsa elbette ki milletimiz Erdoğan'ı gösterecektir. Ancak Erdoğan'ın da köşke çikmadan önce, devlet içinde karanlık planlar yapan bu derin devletinin samaroglanlarini deşifre edip temizlemesi gerekmez mi?
Okuduklarım ve arastirdiklarim bana gösterdiği başka bir şey de, Gladio tipi olayların açığa çikmasi için politik iradenin zorunlu olması. Bu tür örgütlenmeler ve onların eylemleri adli iradeyle çözülemiyor. Çözülür gibi oluyor ve sonra tarihin karanlık koridorlarında kayboluyor. Siyasi iradenin başlattığı parlamento araştırmaları olayların üzerindeki örtüyü kaldırabiliyor veya adli soruşturmanın sonuca varmasına yol açıyor.
Ne demis Hz Mevlana;
Surette kalırsan putperestsin. Her şeyin suretini bırak, manaya bak.
Hacca giderken hac yoldaşi ara. Ama ha Hintli olmuş, ha Türk, ha Arap.
Onun şekline, rengine bakma; azmine ve maksadına bak.
Rengi kara bile olsa değil mi ki seninle aynı maksadı gdüyor, aynı senin rengindedir, sen ona beyaz de.
Twitter/Alperhan Bysn