Son Haberler
30.05.2012 Çarşamba 06:58
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

"Türkiye'yi 10 Üzerinden Değerlendirecek Olsam 6 Verirdim"
Posta Gazetesi Ankara Temsilcisi Hakan Çelik, "Amerika Birleşik Devletleri'nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'in bölünme yanlılarına söylediği "Eğer ayrılırsanız üçüncü dünya ülkesi olursunuz, Türkiye ise Batılı bir ülke olarak yoluna devam eder" sözü çok önemliydi. Belçika ve Çekoslovakya örneklerine bakarsanız, bölünme fikrinden ya da uygulamasından en çok zarar gören tarafın, ekonomik, soysal ve kültürel açıdan az gelişmiş kesim olduğunu görürsünüz. Kürtler umarım dünyadaki ayrılma pratiklerini iyi analiz ederek bundan dersler çıkarabilir." 01.08.2010 13:49


Bu söyleşimde çok zorlandığımı söyleyebilirim. Karşınızda dünyanın önde gelen liderleriyle röportaj yapmış bir kişi olursa zorlanmanızda normaldir. Hakan Çelik'ten bahsediyorum. Çelik, Posta'nın Ankara Temsilcisi. Aynı zamanda Türkiye'nin ilk özel radyocularından. Dünya'nın 100'ü aşkın ülkesinde gazeteci olarak bulunan Çelik, çeşitli ülkelerde seminerler ve konferanslarda verdi. "İyi bir röportaj çıkarsa dünyanın en uzak noktasına giderim." diyen Hakan Çelik'le; referandumu, Ankara'nın nabzını, nükleer santrali, radyoculuğu ve Türkiye'yi konuştuk. Okudukça düşüneceğimiz, düşündükçe katılacağımız işte o söyleşi;



Siz Türkiye'nin en çok satan gazetesi Posta'nın Ankara Temsilciliği görevinde bulunuyorsunuz... Şimdilerde ise, Ankara'nın gündeminde iki konu var: Terör ve Referandum. Ankara'nın nabzını nasıl değerlendirebilirsiniz?

-
Terör olaylarına neden olaylar ve referandumun konusu olan tartışmalar sadece bugün değil yakın gelecekte de Türkiye'nin gündemini oluşturmaya devam edecek. 12 Eylül'deki referandumdan "evet" de çıksa "hayır" da çıksa tartışma bitmeyecek. Referandumun her iki tarafı da birbirlerini Türkiye'ye kötülük etmekle suçlayacak. 12 Eylül'e kadar geçecek olan kısa kampanya sürecinde vatandaşlar eğer ikna olabilirlerse sandığa gidip oylarını belirli bir istikamette kullanacaklar. Ancak siyasetin asıl hesaplaşması gelecek yılki genel seçimde yaşanacak. Sonrasında da cumhurbaşkanlığı seçimi için büyük bir yarışa tanık olacağız. Bu yazdan itibaren 2,5 yıllık bir zaman diliminde Türkiye hop oturup hop kalkacak. Onu kesin olarak söyleyebilirim. 

Siyasilerin bu iki konu ve diğer konulardaki düşüncesi nasıl?

- Deniz Baykal gündemin çok yoğun olduğu şu sıralarda bir iki vücut hamlesiyle kalabalıkları yarıp "Ben buradayım" dedi. Deniz Baykal ile Mustafa Sarıgül arasında Ankara'da gerçekleşen sürpriz görüşme bana göre Türk siyasi tarihinin en ilginç buluşmalarından biri oldu. Çünkü daha düne kadar Sarıgül'ün de Baykal'ın da birbirlerinin adını bile duymaya tahammüllerinin olmadığı bir süreçteydik. Bu son görüşme Baykal ve Sarıgül'ün siyasetin ön cephesinde "Her an ilk beşe girebilecek" hazırlık içinde olduğunu kanıtlıyor.

Peki, sizce bu görüşme neden gerçekleşti?

- Baykal, Sarıgül ile görüşmeyi büyük ihtimalle "Ben hala buradayım ve önemli bir güç merkeziyim" mesajını vermek için istedi. Benzer durum Sarıgül için de geçerli. Mustafa Sarıgül'ün Ankara'da etkili olma hedefinden vazgeçip sadece Şişli'deki belediyecilik faaliyetlerine döneceğini beklemek yanlış olur.

Referandumdan sonra olası sürece dair tahminleriniz nelerdir?

- 12 Eylül referandumundan sonra siyasetteki taşlar iyice yerine oturacak. 2011 genel seçimine giden süreçte Deniz Baykal, Mustafa Sarıgül ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun merkez sol siyasetin neresinde olacağı ortaya çıkacak. Benzer bir durum Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş AK Parti ilişkisi için de geçerli. Daha önce yazmıştım Kurtulmuş ve Recep Tayyip Erdoğan'ı seçime yönelik sürpriz bir işbirliğinin içinde görebiliriz. Çankaya için yapılacak hesapları da unutmamak gerekir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ne yönde karar vereceği, Erdoğan'ın eğiliminin ne olacağı siyasetin zirvesini şekillendirecek. Çok çekişmeli, bol sürprizli bir dönem bizi bekliyor.

"Ankara'nın Nükleer Güç Olma Planı" adlı yazınızda nükleer enerjiye karşı olduğunuzu belirttiniz ve dışa bağımlılığı enerji kapsamında eleştirdiniz... Bu konuyu biraz açar mısınız? 

- Nükleer enerjiye kategorik olarak karşı olmamakla birlikte bugünkü koşullarda Türkiye'de nükleer santral kurulmasının iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum.Akkuyu'ya kurulacak nükleer santralın kontrolü tamamen Ruslardadır. Böylesine stratejik bir konuda anahtarı tamamen başka ülkeye teslim etmek yanlıştır.

Peki, nükleer santralin ülkeyi kalkındıracağını düşünmüyor musunuz?
 
- Nükleer santral kurmak ve işletmek çok pahalı bir iştir. Buradan elde edilecek enerjinin ekonomik ve sosyal maliyetinin Türkiye için tahmin edilenden daha büyük olacağından endişeliyim. Nükleer atık çok büyük bir sorundur ve dünyada bunu çözebilen ülke yoktur. Bu meselenin gelecekte büyük dert olmasından kaygılıyım. Türkiye çok büyük oranda deprem kuşağındadır, nükleer santral gibi riskleri çok büyük olan bir merkezi yönetebilmek muazzam bir güvenlik kültürü gerektirir. Ben henüz bu kültürün Türkiye'de oluşmadığını düşünüyorum. Türkiye enerji verimsizliğini çözer ve enerji altyapısını iyileştirirse mevcut kaynaklarla hiçbir sorunla karşılaşmadan enerji ihtiyacını karşılayabileceğini düşünüyorum. Bununla birlike suya ilave olarak güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına daha fazla eğilmek gerektine inanıyorum.

Nükleer santralin Ruslara verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Nükleer santral kurmak ve işletmek çok ileri bir teknoloji gerektirir. Daha önce kurdukları santralar nedeniyle çok eleştirilen Rusların hangi teknoloji Türkiye'ye getireceği açık değildir ve kamu oyunda tartışılmamıştır. Yani kurulacak santralın nasıl bir santral olacağını Türkiye'deki birkaç kişi dışında kimse bilmiyor. Nükleer santral yapıp yapmamak dünyada referanduma gidilecek kadar kritik bir konuyken Türkiye'de bu mesele neredeyse hiç tartışılmadı.

Terör olaylarının arttığı şu günlerde, hükümetin başlattığı demokratik açılım projesini nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu terör sorunu sizce neden kaynaklanıyor?

- Demokratik açılım çabalarını destekliyorum. Türkiye'nin Güneydoğu meselesinin sadece askeri önlemlerle çözülemeyeceğini 30 yıllık deneyimimiz bize gösterdi. Türkiye'nin doğusu ile batısı arasında muazzam bir gelişmişlik farkı var. Pek çok sorun bu eşitsizliklerden besleniyor. Ekonomik gelişme sağlanır ve demokratikleşme alanında yapısal adımlar atılabilirse bölge halkının beklentilerinin büyük oranda karşılanacağını umuyorum.

"Tehlikeli Şeyler Oluyor" adlı yazınızda Türkiye'nin bölünme riski olacağından bahsetmiştiniz... Gerçekten Türkiye'nin bölünmesi gibi bir problem sözkonusu mu?

- Türkiye'nin bu alanda yapacaklarının ayrılma ve bölünme isteklerinin önünü alabileceğinden emin değilim. Türkiye'de artık daha fazla insan bölünmeyi bir çözüm olarak konuşmaya başladı. Bu fikir beni rahatsız ediyor ve endişelendiriyor. Sonunda bu bölgede yaşayan insanların daha fazla acı çekmesine neden olabilecek gelişmelerin meydana gelmesinden kaygı duyuyorum. Bölünmenin bunu çok isteyenler başta olmak üzere hiç kimsenin işine yaramayacağını düşünüyorum. Amerika Birleşik Devletleri'nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'in bölünme yanlılarına söylediği "Eğer ayrılırsanız üçüncü dünya ülkesi olursunuz, Türkiye ise Batılı bir ülke olarak yoluna devam eder" sözü çok önemliydi. Belçika ve Çekoslovakya örneklerine bakarsanız, bölünme fikrinden ya da uygulamasından en çok zarar gören tarafın, ekonomik, soysal ve kültürel açıdan az gelişmiş kesim olduğunu görürsünüz. Kürtler umarım dünyadaki ayrılma pratiklerini iyi analiz ederek bundan dersler çıkarabilir.

Gazeteciliğinizin yanı sıra aynı zaman da Türkiye'nin ilk özel radyocularındansınız ve bu konuda Glasgow BBC'de çalışmışlığınızda bulunmakta... Televizyonun icadından bugüne dek radyoculuğun ikinci plana kaydığını düşünüyor musunuz?

- Radyoculuk bütün dünyada kan kaybetti. Televizyon ve internet ile rekabette kaybeden hep radyo oldu. Türkiye'de bini aşkın özel radyonun toplam reklam geliri büyük bir televizyon kanalı kadar etmiyor. Reklam pastasından internet mecrası daha fazla pay alırken, radyonun payı azalıyor.

Sizce, radyoculuk nasıl yapılmalıdır ve bu konuda nasıl gelişim gösterebiliriz?

- Radyonun temel işlevi güncel müzikleri dinlemek ve hızlı haber almaktır. Şimdi televizyonu bile cep televizyonunuzdan izleyebiliyorsunuz. Radyoların ayakta kalabilmeleri için ileri teknoloji kullanıp yaratıcı işler yapmasına ihtiyaç var. Sıradanlık radyoculuğun en büyük düşmanıdır. Mutlaka farklı ve çok iyi olmak zorundasınız. İçerik ve biçim değiştirerek de olsa iyi radyoların ve başarılı programcıların yollarına devam edeceğini düşünüyorum.

Radyoculukta başarılı bir kişisiniz... Ne zamandan beri radyoda programlar yapıyorsunuz ve radyoda devam eden programlarınızdan bize bahseder misiniz?

- Bugüne kadar pek çok radyo kurdum ya da kuruluşuna katkı sağladım. Gazetecilik ve televizyonculuktaki bütün yoğunluğuma rağmen 1992 yılından bu yana aralıksız olarak radyo programları yapıyorum. TRT Radyo 1'deki Haber - Yorum programım hafta içi her gün 12.00 - 13.00 arasında yayınlanıyor. Bu programa başlamamda TRT Ankara Radyosu'nun başarılı müdürü Amber Türkmen'in büyük katkısı oldu. Onunla birlikte bir projede yer aldığım için mutluyum. Diğer taraftan yarattığı geleneğe çok saygı duyduğum TRT Radyo 3'te her pazar akşamı saat 19.00 - 20.00 saatleri arasında Tren Yolculuğu adında bir müzik programı hazırlayıp sunuyorum. Bu programa adım atmamı da çok eski dostum ve radyoculuk arkadaşım Caner Beklim sağladı.

Fidel Castro ve Papa 16. Benediktus'un da aralarında bulunduğu dünyanın önde gelen liderleriyle röportaj yapma şansına kavuşmuş, tecrübeli bir kişisiniz... Bu röportajlar Hakan Çelik'in gelişmesinde nasıl bir rol oynayarak sizi bugünlere kadar getirdi?

- Röportaj, gazeteciliğin en zor ama en keyifli türlerinden biridir. İyi bir röportaj çıkarabileceğime inanırsam dünyanın en uzak noktasına kadar gidebilirim. Nitekim gittim de. Gazeteci olarak tanınmamda bu röportajlarımın etkisi oldu. Röportaj yaptığım insanların çoğuyla yıllar içinde dost olduk.

Dünyanın 100'ü aşkın ülkesinde gazeteci olarak bulundunuz ve o ülkeleri detaylı bir izlenim şansına eriştiniz... Oradan baktığınız zaman Türkiye nasıl bir ülke?

- Gelişmişlik kriterleri ve refah düzeyi açısından Türkiye'yi 10 üzerinden değerlendirecek olsam 6 verirdim. Yani daha gidecek çok yolumuz var. Kalabalık nüfuslu büyük bir ülkeyiz. Hala kadınların büyük bölümünün okuma yazma bilmediği bir ülke görünümü veriyoruz. Gerçek bir mesleğe sahip insan sayımız çok az. Ulaşım alanında muazzam gelişmelere tanık oluyoruz. Ama hala dünyanın en kolay ehliyet alınabilen ülkesiyiz ve trafik kazalarında ilk sıralardayız. En başarısız olduğumuz alanlardan biri şehircilik. Ben altyapı ve çarpık kentleşme kriterlerinden baktığımda İstanbul'un dünyanın en çirkin şehirleri arasına girmek üzere olduğunu düşünüyorum. Ağaç kesen, denizleri kirleten ve çevresine çok kötü davranan bir toplumuz. Yağmur suları betonların arasından geçip toprakla buluşamadığı için büyük sellere dönüşüyor biz hala ders almıyoruz.

Hep kötü özelliklerimizi saydınız... Hiç mi iyi özelliğimiz yok?

- Pratik ve azimli olmak gibi çok iyi özelliklerimiz var. Türk insanı kolay unutsa da çabuk öğreniyor ve uyguluyor, değişen durumlara iyi intibak ediyor, krizlere karşı güçlü bir şekilde koymasını biliyor.


Ekin Gün
HaberX
E-mail:
ekingun@gmail.com

YORUMLARINIZ
H.K. - 15.08.2010 17:36
Selim Han Efendi, epeydir buraya goz atma firsati bulamadigim icin gec te olsa dusuncelerimi aktariyorum. Umarim okuma firsati bulursunuz.

1) Sorun, dusunme, ozelestiri yapma konusunda olmasi gereken yere maalesef gelemedik.
2) Davranis konusunda iyi orneklere ihtiyacimiz var. Buyuk sorumlulugu olan populer medyamizin bu konuda yarardan cok zarari var. Buyuk bir vebal altinda olduklarinin farkinda bile degiller.
3) Acinacak hallerimize soyle bir baktigimizda, sorunun bir kisminin tarihsel kalinti degil hatta genetik bile olabilicegi akla geliyor. Anlami, egitici degeri olan torelerimiz aktivitesini maalesef kaybetmis durumda.
4) Davranislara terbiye, olcu getiren ve ilk olarak ailede verilmesi gereken Din layikiyla verilemiyor. Cunku bu konuda daha suurlu Osmanli tipi aile buyuklerimiz pek kalmadi.
5) Zaaflari olan insanin etkilenebilecegi, yon tayin edebilecegi ilahi bir olcut olan Dinimizin, anlam olarak yorumlanmasi belki eksik, belki de etkili bir sekilde topluma verilme metodlari yetersiz.
6) Gelenekci dindar cevreler, akla-bilime onem verdiklerini iddia eden cevrelerce hor goruluyor,. Din ve akil-bilim-teknoloji baglantisini koparmaga calisan devamli gerginlik yaratan provokator unsurlar var.
7) Ilerlemeler kaydedilmis olsa da toplumsal duzen ve standardlarin yukseltilmesi konusunda oto-kontrolun yerlesmesi icin serefli-haysiyetli insanlarin en azindan serefsiz ve haysiyetsiz insanlar kadar cesaretli olmasi gerekir. Bunun ornekleri yok degil.
8) Toplumsal duzen ve standardlarin yukseltilmesi konusunda teknoloji de etkin bir rol oynayabilir. Carpici trafik ornegindeki sorunu teknoloji ve cezai kararlilik halleder. Bir cok noktalara gizli guvenlik kameralari koyulmus durumda. Belki biraz daha masraf yapmakla bunlar trafik ihlalinde bulunanlari plaka numaralarindan aninda tespit ederek cezalandirmada kullanilabilir, mesela kirmizida geceni aninda plaka numasiyla tespit etmek cok kolay. O cagda yasiyoruz. Ihlalciler ceza yedikce kanunsuz davranislarini duzeltmek zorunda kalacaklardir. Suurlu dindar olan bir insan ihlalde bulunmaz. Bulunsa dahi ikaz edildiginde dovme gibi olumsuz bir tepki veremez. Her turlu ihlalcilerin ekseriyeti dini temeli olmayan, egitimsiz barbar ruhlu olan insanlarimizdir. Bunlara cezai sartlar kararlilikla tatbik edilmelidir. Dinsizin hakkindan imansiz gelir derler. Teknoloji burada tek disi kalmis canavar etkisi yaptikca dine-imana geleceklerdir.
9) Benzin istasyonlarinda bireysel olarak yakit doldurmama konusu zamanla ortadan kalkacaktir. Su anda itiraz edilecek buyuk bir olay olmamasi gerekir. Turkiyede issizlik orani azaliyor olsa da halen yuksektir. Bu is de bir cogu icin ekmek kapisidir. Ayni durum cop kamyonlari etrafinda calisan temizlik iscilerinde de vardir. Gelismis ulkelerde bu isi cogunlukla tek basina sofor veya en fazla tek bir yardimcisiyla yapar. Bizde ise bunlarin sayisi 3’ten asagi degildir.
10) Hindi-Turkey meselesine kafayi pek takmamak gerek. Ingilizce, dunya’da en yaygin olarak kullanilan bir dil haline gelse de tek bir Ingiliz dilinde bu cifte anlam vardir. Onu da belki biraz tarihsel rekabette oldugumuz Ingilizlerin biraz da kustahligina vermek gerekse de isin icinde baska sebepler de olabilir. Bizde bazilari itiraz etse de Selcuklunun-Osmanlinin, tarihi emsallerimiz arasinda genelde birer Turk imparatorlugu oldugunu bilmeyen yoktur (Ancak ozellikle osmanli zamaninda turkluge sovenistlige kacacak kadar kendi aramizda hic kimse vurgu yapmazdi. Sadik olunan, saygi duyulan dini bilgilerin etkisiyle boyle bir kultur gelismemisti). Bazi kaynaklara gore, Hindi dedigimiz hayvan aslinda Bati’ya Turkler tarafindan tanistirilmistir. Ingilizler Noel’de geleneksel olarak, severek yedikleri hindiyi ilk olarak Turklerde gorup aldiklari icin bu ad ile yoresel bir iliski kurulmustur. Ilgilizler bize turkey demiyor. Turk-Turkish diyor. Kendi aralarinda birbirlerinde turkey dediklerinde ise hir cikabiliyor. Onlarin kulturlerinde olan bir unsurdur bu. Fazla buyutmemek gerek. Rahatsiz olanlar varsa AB’ye girdigimizde bu konu da bir gun ele alinabilir ve medeni bir sekilde hal yoluna konur.
SELIM HAN - 13.08.2010 05:07
ARKADASLAR SORUN ASLINDA HAREKET TARZIMIZDA, YASAMIMIZDA HERSEYIMIZDE BIREYSEL DUSUNCE DEN COK TOPLULUK NE DER MANTIGINA GORE HAREKET ETMEMIZDEN KAYNAKLANIYOR.
BUNA DA BASIT VE CARPICI BIRKAC ORNEK; TRAFIK ISIGINA UYMAYAN BIR KISIYI UYARDIGINIZDA DOVULME POTANSIYELIMIZ VAR MI? YOK MU? YADA YERE COP ATAN BIRINI UYARDIGIMIZ DA?
HERSEYIMIZ HAVA NE DESM KI, MESELA BIZDE NEDEN BENZIN ISTASYONLARINDA MILLET YAKITINI KOYMAZ? MESELA HEP KENDIMIZI DAHA DAHA BIRSEY GIBIYMIS GIBI GOSTERMEYE CALISIRIZ. BILEMIYORUM BELKI DE BU TARIHSEL BIR KALINTI MI NE ACABA? ADAMLAR BIZE BAKARAK HINDI YE TURKEY BOSUNA DEMEMISLER, BIRAZ KENDIMIZE IYI BAKIP NEYIMIZIN IYI VE NEYIMIZIN DE KOTU OLDUGUNA BAKMAMIZ GEREKIYOR.
H.K. - 03.08.2010 23:59
Amma yaptin Aytac kardes!

Tam tersi! Kim demis Turk toplumu teknolojiye dayali sosyal davranis ve degerleri benimseyememis? En pratik ornegi, herkesin elinde bir cep telefonu! Vatandas genelde “kaza ve kader”e inanir, bazen suursuz da olsa bunu aklinda tutar cunku bu imanin sartlarindan biridir. Ayrica, Bati toplumu “kader” gibi bir kavrami aklindan atmis mi ki musluman Turk toplumu bu konuda elestiriliyor? Ornegin, onlarin sozluklerinde “fate”, “destiny”, “faith” gibi kelimeler yok mu? Amma yaptin Aytac kardes!..
ahmet aytac - 02.08.2010 08:07
Turk toplumunun en buyuk hatasi teknolojiye dayali yasam tarzinda, teknolojiye uygun olan sosyal davranis ve degerleri yaratip benimseyememesidir. Onun icin kaza ve kader Turk insaninin aklindan henuz cikarilip atilmis olan bir gercek degil.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1