TÜSİAD’IN KORKUSU AYAKKABI’NIN HİDDETİ
Korku kavramı büyük ölçüde acizlik ve teslimiyetçilikten ileri gelir...
Sorun olan kişi, kurum ve olay karşısında, geri çekiliyor ve korkuyorsanız; sorun objesiyle baş edemeyeceğiniz çekincesi, büyük ölçüde benliğinize yerleşmiş demektir…
Sonunda TÜSİAD Başkanı Arzuhan Yalçındağ AKP iktidarından korkulduğu mesajını verdi:
“Verginin Türkiye’nin demokratik saygınlığını zedeleyecek araca dönüşmesi hazindir”
Ülkenin büyük sermayeli İşadamlarının; gidişattan ve iktidarın icraatlarından korkar, ürker duruma geldiklerini, temsilcileri kanalıyla bu biçimde kamuoyuna duyurmuş olmalarını, artık bıçağın kemiğine dayandığının bir işareti olarak saymak sanırız yanlış olmaz…
TÜSİAD’ın AKP iktidarını gerçek yönüyle anlaması ve algılaması için aradan yedi sene mi geçmesi gerekiyordu?.. İşadamları olarak, ne zaman ki “tuzunuz ıslanmaya” başladı, çıktınız ortaya “toplumcu ağızla” uyarı ve mesajlar vermeye başladınız…
Ülkede herkes, nerdeyse tüm toplum kesimleri “korku” içinde iken “korkutulmuşken” ; sizlerin “korku dışında” kalmanız hakkaniyetle bağdaşır mıydı? Sonunda tanrının adaleti “sosyal adalet” tecelli etti. Siz de korku girdabına girdiniz. Ülkede artık hakça paylaşım var. “Herkes korkuyor!”
AKP iktidarı hiç olmazsa bir konuda sosyal adaleti sağlamış oldu… Tüm milleti kendisinden korkar duruma getirdi. Tabi iktidardan nemalananlar için “korku” söz konusu değil…
Bir zamanlar Eyüp Mezarlığı’nda öldürülen işadamı Üzeyir Garih, ölümünden birkaç sene önce Kocaeli’de Sanayi Odası’nın konferans salonunda bir toplantı sırasında kürsüden yaptığı konuşmada aynen şunları söylemişti:
“Büyük işadamları, sizlere sesleniyorum. Sadece, rant, kâr ve çıkar peşinde koşarak, doymaz bir iştiha ile hep kendinizi düşmeyiniz. İşyerlerinizde çalıştırdıklarınızın da, birer insan olduklarını, onların da geçindirmekle yükümlü çocukları ve aileleri olduğunu düşünün. Onlar da rahat, huzur ve güvence altında insan gibi yaşamak isterler. Hep bana hep bana demeyi bırakın. Aksi halde bir gün gelir o pahalı arabalarınıza binemez, lüks villalarınızda oturamaz, hatta sokağa çıkamaz duruma gelirsiniz. Bütün bunları bugünden düşünün ve ona göre hareket edin!...”
İşte o gün bugün olmaya başladı..
Halk fakirlik ve perişanlık içerisinde…
Ülkede yoksulluk gittikçe artan biçimde yeni kapıları çalıyor…
İşsizlik çığ gibi büyürken, şöyle ya da böyle işi olanlar da bir sonra gün acaba işimin başında kalabilecek miyim diye büyük endişe içerisindeler…
Okulları bitiren, vatan görevlerini yapıp ana baba evine dönen gençler ne iş bulabiliyor, ne de evlenebiliyor…
Nasıl da kandırıldı bu çaresiz millet AKP iktidarı tarafından!
“Acil eylem” plânı şovuyla 2002 sonbaharında göreve başlayan iktidar; umutlar saça saça, mavi boncuk dağıta dağıta “bekleyin hele üçüncü iktidar yılımızda cebiniz para görecek” masalıyla, sözde “yolsuzluklar damarı”na girdi(!)
Gelinen noktada durum ortada…
Ülkede telefonlar birer korku aleti durumuna dönüşürken; yazar - çizer olmak Donkişot olmayı gerektiren bir meslek haline geldi. Her türlü haksızlık karşısında, susan, hakkını aramayan, kadere razı olmuş insan tipi “model” oldu.
Sakın konuşmayın! Sakın yazmayın!, Sakın eleştirmeyin! Cumhuriyet’i Atatürk ilkelerini ve laikliği öyle uluorta savunmaya kalkmayın! Yoksa başınıza iş açar, kendinizi içerde bulunursunuz türü söylemler neredeyse “atasözü” haline geldi…
X
Hal böyle iken;
Dünya egemeni para babalarının kafalarına fırlatılan ayakkabıları; acaba açlık, yoksulluk ve çaresizliğin, bıçak kemiğe dayanmışlığını ve yaklaşan alarm derecesinde ki “sosyal patlama” tehlikesinin işareti ve zenginler kulübüne yazılan bir “dilekçe” mi saymak gerekir…
“AÇLIK” en büyük sorun iken; “AÇILIM” masalı birdenbire neden ortaya atıldı der siniz? Halk “AÇLIK” derdinde, hükümet “AÇILIM” öyküsüyle milleti oyalıyor…. IMF denilen “Dünya sosyal suç örgütü” ise, “açılım” kazaya uğrayıp “kapalım” a dönüşmesin diye, AKP hükümetine bol keseden borç kasasını açmanın acil hazırlığı içerisinde…
O halde… Yazımızı ne yazık ki güzel yurdumun her yerine sinmiş olan “hüzün sözcükleri” ile bitirelim.
Sus!.. Konuşma!.. Karışma, Eleştirme!...
Sessizlik!... Sessizlik!...
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com