ÜLKE SERVETİNİN YÜZDE DOKSANI 88 BİN KİŞİDE
Siz bu ülkede, içinde hakaret olmadığı ve tümüyle yasalara ve hukuka uygun olduğu halde, kişiler ya da kurumlar hakkında, haklı da olsanız, basında rahat rahat eleştiri yazısı yazabiliyor musunuz?
Tabi kastettiğimiz “kişi” ya da “kişiler” sokaktaki sıradan vatandaşlar değil.
Mesela kimler?
Cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, büyükşehir belediye başkanları, müsteşarlar, genel müdürler, üst düzey bürokratlar, holding sahibi patronlar vs…
Evet yazıyorum/yazabiliyorum diyecek olanlar varsa, mutlaka arkalarında güçlü bir medya patronu ya da benzer bir güç vardır… Aksi halde günümüzde haklı da olsalar, yazdıkları yazıdan ötürü sıkıntıya girmeyecek basın mensubu, köşe yazarı yok gibidir…
Asgari ücret 530 lira dolayında..
Deseniz ki, Siz ey ülkeyi yönetenler; ülkede açlık sınırı bin liraya dayanmışken, garibana layık gördüğünüz 4 kişilik aile için aylığın 530 lira olması Allah’tan reva mı?
Her gün ekranlara çıkıp, ülkeyi şöyle kalkındırdık, insanımızı böyle mutlu ettik, “makro” dengeler (makro denge denilen garabet neyse…) son bilmem birkaç yılın en iyisi vs. vs. gibi nutuklar atmanın, doğrulukla, dürüstlükle, vicdanla ve takvayla uzaktan yakından alakası var mı?
Sizler ve çevrenizdekiler; iktidara gelirken mal varlıkları bazında hangi ölçeklerde idiniz? Bugün ne durumlardasınız.
Ne bereketli paralarınız ve ne akılcı yatırımlarınız varmış ve ne şanslı bir hayat çizgisi içindeymişsiniz, bunu bizim yarım aklımız bir türlü almıyor, hele şu mucizeyi nasıl yarattınız hele bir anlatın da biz de öğrenelim…
Böyle bir yazı yazsanız, hemen derler ki; “Sen kim oluyorsun? Anlımızın teriyle kazandığımız paranın, servetin hesabını, senin gibi baldırı çıplak bir basın mensubuna mı vereceğiz…” Sonrası tabii malum…
Arkanda gözü korkmuş, işini devletten gelecek paralara kurgulamış, bir daha ki seçime kadar ne yaparlarsa yapsınlar yönetim/yönetimler hakkında gıkını bile çıkarmayacak ve çıkarmamaya kararlı bir medya patronu varken; nasıl ortaya çıkar da “hodri meydan yapacağınız varsa göreceğinizde var…” moduna girebilirsiniz…
Bunu söylemekle, “susun”, “köşenize çekilin” , “etliye sütlüye karışmayın” diye bir tezi savunduğumuzu haşa düşünmeyin! Eğer dürüst ve doğru kişiyseniz, yaşam çizginizde başınızı öne eğecek zaaflarınız olmamışsa ve yoksa, her şeye karşın, gerçekleri yazmaktan asla kaçınmamalısınız!
Çünkü;
“Bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmalıdır” İsmet İnönü
Bu aralar Akgün Tekin’in “Türk basınında kayan yıldız – Haldun Simavi’nin Günaydın’ı” (Doğan Kitap – 1. basım 2006) kitabını okuyoruz. Geçmişte görev yapmış bugünlerde “üstat” mertebesinde saygın konumlara gelmiş gazetecilerin, köşe yazılarının, eski yıllarda neler çektiklerini ve hapislere varacak denli ne haksızlara uğradıklarını ibretle okuyoruz.
Bugün ülke koşulları ve dünya konjonktüründe gelinen nokta ve durumlar, geçmişe göre hassas ve kritik. Böyle bir ortamda herkese özellikle de vatansever basın mensuplarına daha çok iş düşmekte. O nedenle gazetecilerin, köşe yazarlarının haksızlıklar karşısında hiçbir zaman pes etmemeleri gerekir.
Otobüs duraklarında ki türbanlıların yanında, son yıllarda gününü 4 çarpı 4 jeeplerde geçiren türbanlıların gittikçe arttığını söylüyorlar.
Öbür yandan iktidar için en büyük oy deposu olmuş, gıdasızlıktan renkleri kaçmış, derileri kurumuş, sürekli yardıma muhtaç duruma getirilmiş başörtülü kadınlarımızın pek çoğu ise; Ramazanın başlangıcında “Oruç Baba” türbesinin etrafında, “oruç babadan” para istemenin utanç verici yarışında bir insanlık dramı yansıtmaktalar…
Peki tablo neden böyle?
Çünkü ülke kötü yönetiliyor. Ekonomi gittikçe çöküyor. Beş yılda yapılan 500 milyar Dolar’ı aşan dış borçla, borcu borçla kapatarak ülke ayakta tutuluyor.
Dünya devletleri sıralamasında ekonomi büyüklüğü 17. sırada görünen Türkiye tablosunun yanında; fert başına gelir dağılımında ise ülkemiz 90. sırada. Yani ülkede, gelirin paylaşımında korkunç bir adaletsizlik var.
Hemen her dönemde iktidara gelenler ne yazık ki çok az istisna dışında ülke yönetimine “Harun” gibi gelip “Karun” gibi gitmekteler.
Bir ülkede halk gittikçe fakirleşiyor, ianeye muhtaç duruma getiriliyorsa, bilinsin ki o ülkenin başındakiler ve çevresindekiler de hızla zenginleşiyor demektir…
X
Aşağıda değerli ve deneyimli bir meslektaşımızın internetteki “19 bin milyoner övünç mü utanç mı?” başlıklı yazısından bir bölümü, sizlerle paylaşmak istiyoruz. Lütfen okuyunuz ve gelirin hakça paylaşımı açısından nasıl bir ülkede yaşadığımız gerçeğini ibret ve üzüntüyle görünüz.
Görünüz de, ülkede her şeyi “toz pembe” gösterenlere olan güveninizi bir kez daha test etmiş olun.
“Bankalardaki toplam tasarruf mevduatının 216 milyar 306 milyon lira olduğu BDDK bülteninde yer aldığına göre 1 milyon ve üzerinde hesapta parası bulunan 19 bin 55 kişi aynı zamandaki bankalardaki toplam mevduatın da yüzde 40.9’una sahip. Yani 19 bin kişi bankalardaki toplam paranın yüzde 41’inin de sahibi. Ülke nüfusunun 72 milyon olduğu göz önünde tutulduğunda neredeyse nüfusun binde 2.5’una bile ulaşmayan bir grup insan, yani 19 bin 55 kişi ülkenin toplam mevduatının yarısına yakın bölümüne sahip. 10 Bin lira ve yukarısındaki mevduat hesabı sahiplerini de toplama katarsak, 88 bin kişi, bankalardaki toplam paranın yüzde 90’a yakın bölümünün de sahibi. 100 Bin kişi bile değil. 1 Milyon kişi bile değil. 72 Milyonluk ülke servetinin yüzde 90’a varan bölümü 88 bin kişinin.” ( Zülfikâr Doğan – Korhaber.com 10.Ağus.2009)
X
Başka söze ve yoruma gerek var mı?
Demek ki, lafla peynir gemisi yürümüyor…
Tabi mızrak da çuvala sığmıyor…
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com