ÜLKEM TÜKENİYLOR MU?
Yapılan telkinler şu yönde:
“Durum iyi değil ortalık karışacak”
“Aman etliye sütlüye karışmayın yarın ne olacağı belli değil.”
“Sakın telefonlarda şunu bunu eleştirmeye kalkmayın dinlenebilirsiniz”
“Görmüyorsunuz, solcusu, sağcısı kılık değiştirdi, herkes dindar görünmenin çabasında, Donkişotluk yapmaya kalkmayın”
“Fazla konuşmayın, sivri yazılar yazmayın sabaha karşı kapınız çalınır, ne olduğunu anlamadan kendinizi apar topar savcılıkta bulursunuz.”
………..
Herkes, her şeyden ürker ve korkar oldu…
Kimse yarınına ve geleceğe güvenle bakamıyor…
Kocaeli’nde Büyükşehir Belediyesi (seçim yatırımı olarak) 250 işçi alacağını ilan etti - oysa kadroları ağzına kadar tıka basa yandaş dolu idi - ilk günde 10 bin kişi iş başvurusunda bulundu.
Üniversiteli genç kızlar ve erkekler; belediyeye işçi olarak girmek için uzun kuyruklarda saatlerce bekleyerek asgari ücretli işçiliğe kabul edilmenin umudu peşinde koştular…
Eğitim görmüş, yaşama umut ve heyecanla atılmak isteyen pırıl pırıl gençlerin, nasıl “biçare” durumuna getirildiğini; televizyon ekranlarında ve günlük yaşamda gördükçe, güzelim ülkemiz böyle mi olacaktı diye içimizden zaman zaman haykırmak geliyor…
Çevremizde, tanıklarımız ve yakınlarımız arasında, üniversitelerde çeşitli dallarda eğitim görmüş, diploma sahibi olmuş gençleri; işsiz güçsüz çaresiz olarak baba evine sığınmış durumda gördükçe, ülkemiz milyonlarca genciyle gerçekten tükeniyor mu diye ciddi anlamda endişeye kapılıyoruz.
Yaşını başını almış emekli babalar görüyoruz.
Evlerinde 30 lu yaşlara dayanmış bekâr işsiz kız ve erkek çocukları var.
Anne -Baba evinde sessiz ve umutsuz yaşamlarını tüketiyorlar.
Anneleri babaları ise, sabır abidesi gibi durgun, düşünceli ve asık suratlı insan portreleri olarak, yaşama tutunmaya çalıyorlar.
…………….
İşte o günler çoktan geldi çattı.
Hangi günler?
Toplum bilimciler (sosyologlar) üç beş yıl öncesine kadar ne diyordu?
“Ne yazık ki yirmili yaşlar kuşağını yitirdik. Bu kuşak yaşamlarında iş, ev ve araba sahibi olamayacak. Şöyle ya da böyle bir iş bulsalar dahi, ev ve araba alabilmeleri olanaklı değil.”
Bugün Türk gençliği, Atatürk’ün, ülkeyi emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin gençleri; maalesef işsiz, aşsız, evsiz ve UMUTSUZ!...
Kötü günler bu boyutta mı kalacak?
Ekonomik anlamda kötülüğün, çökmüşlüğün derinliğini görmüş değiliz. İntiharların, cinnetlerin, cinayetlerin, soygunların okyanusuna henüz girilmedi.
Milyarlarca lira borç batağı içinde ki kredi kartı mağdurlarının; gittikçe katlanan borç bilânçosu, henüz gerçek boyutuyla toplumsal yaşamda kendisini göstermedi. Ağır faizlerin getirdiği yüklü borç dağları; ne feryatlar ve perişanlıklar getirecek ilerde acı içersinde göreceğiz.
…………..
Aklımızda hep ayni soru?
Ne oldu güzel ülkemize?
Kimler düğmeye bastı ve hangi yıkıcı oyunlar plana alındı?
Bu işte bir “Gata külli” yaratanların arkasında ki güçler (hainler) kimler?
“Deniz fenerlerinin” kararttığı aydınlıklardan kaçan “gemicikler”, hangi kurtarıcı limanlara sığınıp kendilerini gizleyebiliyorlar.
Bu mahir gemilerin kaptanları(!), personeli, tayfaları kimler?
Sözün kısası…
Ülkemiz tükeniyor…
Birileri hızla ülkemizi, insanımızı ve umutlarımızı tüketiyor…
29 Mart seçimleri mutlaka bir dönüm noktası olmalı.
30 Mart sabahı vatanın her yerinde Atatürk şarkıları ve marşları söylenmeli.
Ülkeme sahip çıktım, geç de olsa uyandım diyen insanların, sabah mahmurluğunu yansıtan taze bilinçleri o gün geldiğinde her yere dalga dalga yayılmalı.!...
Umut…
Umudun bittiği yerde her şey biter.
Ülkemizi göz göre göre tüketmeyelim!...
Çünkü VATANSIZ VATANSEVER OLUNMAZ !
BURHAN ÖZBEY