Bizler 1974 Kıbrıs çıkartmasında savaş gemimizi bombalayarak batırmıştık. Kocatepe adlı gemimizin vurulmasıyla 54 askerimiz kendi askerlerimizce şehit edildiler.
Yine aynı Kıbrıs Barış Harekâtında paraşüt birliğimiz Rum birliklerinin ortasına indirildiler.
Bu iki olayda da kasıt olmamasına rağmen istihbarat zafiyeti vardı.
İki olayda da kendi askerimizi şehit ettik.
İki olayda da ciğerimiz yandı.
Ama hiç kimse kalkıp da “kendi askerini öldüren bir devlet” diyerek ülkeyi bölmedi.
Ya da Kıbrıs çıkartmasını yarıda bırakıp geri dönmedik. Aksine yolumuza devam ettik.
Ancak Selahattin Demirtaş Uludere cenazeleri toprağa verilirken fırsat bu fırsat diyerek "Bugün ülke bölünmüştür. Artık emin oldum. 50 bin defa da öldürseniz, bu toprakların adı Kürdistan'dır" demiştir.
Buna en kısa ifadeyle bilinçaltının dışa vurumu denir. Bir yerlerde Kürt vatandaşın burnu kanasa hemen “ülke bölünmüştür, katliam var” naraları atılıyor.
Klasik bir şartlanmanın şarlatanlığı söz konusu…
Fakat bilmeliyiz ki bu tür olaylar fitneye müsait konulardır. Ayrıma, düşmanlığa sevk edecek söz ve davranışlardan uzak durmak gerekir.
Hamasi konuşmalar, öfke patlamaları kusurun arka planda kalmasına neden olur ve sorunun gerçek boyutunun görülmemesine sebebiyet verir.
Yani tam bir karartma ve saptırma söz konusu olur.
Yaşanan buna benzer talihsizliklerde amansız tartışmalara, kalp kırmalara sebep olmamak gerekiyor.
Dilimizin, üslubumuzun yapıcı olması elzemdir. Muarızımızı köşeye sıkıştırmak ve mahcup etmek için özel bir gayret peşinde olmamak gerekir.
Çünkü biliyoruz ki birliği bozan iki büyük hastalık vardır: Biri münakaşa diğeri de mücadeledir.
İmâm-ı Âzam oğlu Hammad'ı itikadî konularda birileriyle münakaşa ederken gördü, hemen onu münakaşa yapmaktan menetti.
Oğlu: "Biz seni münakaşa yaparken görüyoruz, bizi neden ilmî münazara yapmaktan menediyorsun?" diye sorarken, İmâm-ı Azam: "Biz ilmî mevzularda münazara yaparken, arkadaşımız kayıp düşecek, yanılacak, diye başımızda kuş varmış gibi dururduk. Sizse münazara yapıyorsunuz, arkadaşınızın yenik düşmesini istiyorsunuz. Arkadaşının düşmesini isteyen, arkadaşını tekfir etmek istiyor, demektir. Arkadaşının Küfrünü isteyen kimse ise kendisi küfre gider" diye cevap verir.
Türk siyaseti üslup konusunda eksiklikler taşır. Oy ve taraf devşirmenin kaygısı yaşanır.
Ancak asıl olan hata yapanı güzel bir dille uyarmak gerektiğidir. Bakın Efendimiz (sav) şöyle der: "Dilini Müslümanları kötülemekten çeken ve hata edeni gücünün yettiği en güzel bir üslupla ikaz eden mümine Allah rahmet etsin."
Ve bunu tam yedi kere tekrar eder.
Hâsılı bölündük, katledildik gibi gereksiz ve aşırı ifadelerin ardı kan ve gözyaşıdır. Bu bağlamda herkes sorumluluğunu taşımalıdır.
mevlanatrb@gmail.com
twitter.com/mevlanacakiral