UNAKITAN ÇÖMEZ’İN SUÇLAMALARINA SESSİZ KALAMAZ!
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Turan Çömez’in Oğlu Abdullah Unakıtan ve kendisi hakkında ki suçlamalar karşısında sessiz kalamaz. Daha doğrusu sessiz kalmak gibi bir tercihi olamaz.. Çünkü kendisi hükümetin bir üyesi ve ülkenin Maliye Bakanı’dır. Bulunduğu konum itibarıyla görevine dair uygulamaları ve özel yaşantısı açısından, hakkında olumsuz ve suç oluşturacak hiçbir şüpheye yer bırakmayacak denli ak pak olmak durum ve zorunluluğundadır.
Unakıtan, “ben ak pakım, herkes kendi işine baksın” ya da şahsı ve ailesiyle ilgili bir iddia konusunda soru soran gazeteciye verdiği “başka sorusu olan var mı” türünden yanıtlarla olayı geçiştiremez. Maliye Bakanı ak pak olabilir, kanıtlamadığı sürece Allah’tan başkası bilemez. O nedenle iddialar karşısında bunu kanıtlaması ve millete inandırması gerekir. AKP Balıkesir eski milletvekili Turan Çömez, geçtiğimiz günlerde Unakıtan ve oğlu hakkında son derece ciddi ve çarpıcı iddia ve suçlamalarda bulunmuştu.
Çömez, geçtiğimiz günlerde Çorumda bir yerel gazetenin (Manşet) düzenlediği “Türkiye nereye gidiyor” konulu konferansta yaptığı konuşma şöyle demişti:
"Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan, Bandırma’da bir ilçe tarım müdürüne ,orada açacakları fabrikanın bulunduğu alanın mera vasfında olduğunu söyleyip komisyonun toplanıp mera vasfının kaldırılmasını istedi. Aynı bürokrata birkaç gün sonra Abdullah Unakıtan, babasının selamını ileterek rüşvet teklif etti. Rüşveti kabul etmeyince de bürokrat ertesi gün görevden alındı" iddiasında bulundu.”
Çömez’in dile getirdiği iddia ve suçlamalar, çeşitli internet sitelerinde ve kimi yaygın medyada yer aldı. Her zaman olduğu gibi, hükümete bağımlı medyada, haberle ilgili tek kelime ve yorum çıkmadı. Böylesi bir iddia karşısında, iddiaya muhatap olanlarca, daha doğrusu suçlananlarca suskun kalınabileceğini düşünemiyoruz.
Bu satırların kaleme alındığı tarihe kadar (19 Aralık 2008) Çömez’in iddia ve suçlamaları ile ilgili, Maliye Bakanı Unakıtan tarafından kamuoyuna yönelik suçlamaya yönelik yanıt anlamında bir açıklamaya tanık olmadık.
Kemal Unakıtan’la yollarımız yıllar önce gençlik yılarımızda SEKA’da kesişti. Kendisi kuruluşun genel müdürü biz de başmüfettişi idik. Ecevit döneminde Sanayi Bakanlığı hükümette koalisyon olarak yer alan Erbakan’ın Mili Selamet Partisi’ne bağlıydı. O tarihlerde de bugün olduğu gibi, din motifli yönetim biçimi uygulamadaydı. Kuruluş binalarına açılan mescitler, takunyalı gösteriler, namazlı niyazlı sahte yaşamlar vs… almış başını gidiyordu.
O zaman top siyah top sakallı olan Sayın Unakıtan, kuruluşun genç genel müdürü konumuyla zaman zaman personele yönelik yaptığı toplantılarda; çalışanların her zaman dürüst, namuslu, güvenilir, milletin hak ve hukukunu koruyucu olmaları konusunda telkin ve tavsiyelerde bulunurdu. O tarihlerde oğlu Abdullah ya doğmamıştı ya da bir iki yaşlarındaydı. SEKA’nın lojmanlarında birlikte ikamet ediyorduk. Unakıtan ailesinin maddi açıdan mütevazi bir yaşam biçimi vardı. Özel arabaları yoktu.
Bundan yıllar sene önce, dürüstlük, namuslu olma, kul hakkını yememe gibi konularda hassas davrandığını göstermek isteyen ve bir devlet kurumunun genel müdürü olarak emrinde çalışanların, böyle olması gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunan Unakıtan’ın, bugün oturduğu Maliye Bakanlığı koltuğunda da ayni hassasiyeti fazlasıyla göstermesi gerekir.
Çünkü suçlanan kendisi ve çocuğu!..
Birlikte çalıştığımız iki seneyi aşkın bir süre içerisinde, ortaya koyduğu hassas tavır görüntüsü, böyle “vahim” bir suçlama karşısında Unakıtan’ın sessiz kalmaması gerektiği beklentisini ortaya koymaktadır.
Kemal Unakıtan kendisi ve oğlu hakkında ki suçlamalar haksız ve gerçek dışı diyorsa; iddiayı ortaya atan ve suçlamada bulunan Turan Çömez hakkında derhal dava açması ve suçsuzluğunun yani ak pak olduğunun yargı yoluyla kanıtlanması ve saptanması gerekir…
Bu yapılmadığı sürece, biz ve bizim gibi milyonlarca vatandaşın vicdanında Maliye Bakanı’nın suçsuz dahi olsa aklanması söz konusu olamaz!
Devlet adamları bu tür suçlamalar karşısında millet önünde son derece şeffaf ve açık olması gerekir.
Bilmem ne ülkesinin bilmem ne bakanı, yanında çalıştırdığı yardımcısının sigorta primini ödemediği ve geç yatırdığı için, bunun kamuoyunca duyulması karşısında derhal görevinden istifa edebiliyorsa ve demokratik ülkelerde buna benzer sayısız örneklerle karşılaşılıyorsa, ülke ve devlet adamları olarak bundan bizlerin ders çıkarması gerekir. Şapkamızı önümüze alıp düşünmeliyiz, biz neden böyle davranamıyoruz diye…
Aksi halde, demokrasi ile yönetiliyoruz, içimizde Allah korkusu var, namazında niyazında, Umre’si Haç’çı olan kimseleriz “vallahi billahi tu kaka şeyler yapmayız;” gibisinden sanal yaklaşımlarla hem çözümsüz kalırız hem de komik ve acınacak durumlara düşeriz. Toplumda yaratılan nefrette işin bir başka cephesi olur.
Sonuç olarak,
Sayın Unakıtan’dan kendisi ve oğlu hakkında ki “vahim” iddia ve suçlamalara yönelik vicdanları tatmin edecek bir açıklamayı, vatandaşlar olarak merakla beklediğimizi bir kez daha ve önemle vurgulayarak yazımızı noktalıyoruz.
BURHAN ÖZBEY