Ünlü yazarlar ve lüks tatiller
“Ünlü şanlı” gazetelerimizin, yeri doldurulmaz “ünlü şanlı” pek çok köşe yazarı; hemen her gün kaleme aldıkları vatan millet edebiyatlı yazılarıyla örtüşmeyen kişisel yaşamlarının vazgeçilmez bir parçası olan lüks tatillerinden yavaş yavaş dönmeye başladılar…
Kimileri, kaldıkları tatil beldelerinde henüz keyiflerini bozmadan, yazılarını mail yolu ile göndermeye devam ediyorlar… Ne olacak, ünlü bir medya patronunu şöyle ya da böyle kandırıp, gazetesinde bir köşe kaptıktan sonra “köşe yazarlığı” da iş mi yani…
Oturduğun yerden bol bol ahkâm kesmekten para almıyorlar ki!
Salla sallayabildiğin kadar, vatan millet aşkına her şeyi…
Ama yazdıklarını, söylediklerini, savunduklarını, topluma verdiğin mesajları kendi yaşamında uyguluyormuşsun, uygulamıyormuşsun hiç önemli değil! Ona bakan kim? Sen keyfine bak!
Ne demişler hocanın dediğini yap yaptığını yapma…
Olmaz dostlar olmaz!...
Bu ülkede önce gazeteler ve gazeteciler düzelmez hizaya gelmezlerse, başkaca şeylerin kolay kolay düzeleceğini, halkın huzura kavuşacağını hiç düşünmeyin.
Toplumun gözü, kulağı olan basın, önce “adam gibi bir basın” olmalıdır… “Adam gibi basın”, pek tabi ki halka gerçekleri yansıtan, halkın her zaman ve her koşulda yanında olan basındır!
Okur, önce okuduğu köşe yazarına saygı duymalı ve güvenmelidir…
Peki bu nasıl olur? Yazarın “adam gibi adam” olması ile olur! Adam gibi adam olmanın her yerde, her meslekte tanımı aynıdır ve bellidir. Dürüst olacaksın, namuslu şerefli olmayı yaşam biçimin haline getireceksin, aldatmayacaksın, ihanet etmeyeceksin, satılık olmayacaksın!...
Yıllardır, adı sözde büyüğe çıkmış kimi köşe yazarlarının yazdıkları yazıların başlığına dahi bakmayız. Çünkü içimizden gelmez. Yediği haltlar tüm topluma yansımış, “düzgün olmayan bir yazarın”, okunacak ve inanılacak köşe yazıları yazamayacağı gerçeğinden yola çıkarak, fotoğraflarına bile inanın “nefretle” bakmaktayız…
Sen, nereden, nasıl geldiği belli olmayan şaibeli yüz bin dolarla oynayacaksın, üç beş yüz dolara para bile demeyecek duruma geleceksin, sonra da kakıp köşende, açlıktan sürünmekte olan bu halka gariban halk edebiyatı yapmaya kalkacaksın. Yemezler!..
Hiç kimse üstüne alınmasın ve bize kızmaya kalkmasın!
“Zengin” köşe yazarı ya da gazeteci olmaz!
Bir iş adamı ve sanayici boyutunda varsıllık içinde olacaksın, sonra da bilmem hangi boyalı basının hangi köşesinde, mütevazi yazar görüntüsünde, bize, bu halka ahkâm kesmeye kalkacaksın… Bazı şeyleri yutturmaya kalkacaksın!
İnandıramazsın dostum inandıramazsın…
Geçmişin onurlu şiarlı kimi gazetecilerine bir bakın, pek çoğu ancak geçimlerini sağlayacak bir gelirle ömürlerini geçirmişlerdir. İçlerinde Kemal Ahmet gibi, gecelerini gazete duvarlarının tahta masaları üzerinde geçirmiş ve sersefil yaşama veda edenlerde vardır…
Açtılar, yoksuldular ama şerefli gazetecilerdi…
Bugün böyle şeylerin önemi yok ama asıl olan o!
Demiyoruz ki, tüm zengin gazeteciler, insanlıktan, adamlıktan uzaktırlar ve onun bunun uşağı olarak servetlerini yapmışlardır. Ancak, “pek çoğun” yanında “pek azın” önemi olmadığı için, kurunun yanında kimileyin yaşta yanabiliyor…
Gazete bayiinin önünde, askıda ki gazetelerden hangisini alacağını daha doğrusu seçeceğini bilemez durumda kalmış okurlar toplumu olduk… Hangi gazeteye satın almak için el uzatsanız, çoğu tek bir holding patronuna ait. Bir başka gazeteyi elinize alsanız o da öbür holding patronunun gazetesi… Ortada yirmi otuz gazete var, iki ya da üç medya patronuna ait…
Bunun dışında kalanlarsa, zor koşullar altında, gerçek anlamda yayın yapmanın çabasındalar ama, olanakları o denli kısıtlı ki, okura ulaşmada ve tercih edilmede büyük sıkıntılar içindeler…
Sonuçta kazanan kim oluyor?
Tabi ki mevcut düzende anlı şanlı holding medyası…
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com