Unutulmak...
Ve unutulmayı sordu bana; bakışlarında geçmişin manidar süzülüşleri...
Kırpmadan gözlerini, derin, uzun ve içli...
Şerit şerit film kareleri akıcı mı akıcı, bazen net bazen belirsiz, kahkahalı, hüzünlü...
Bende de nedense, ölesiye dayak yemiş bir adamın huzuru...
Bir dolmuşum ve gücümde öyle sonlardayım ki; yanakları avuçlarımda kusar gibi konuşuyorum...
Önce iyi insanlar içindir unutulmalar... Sana iyilik yapanlar için...
Cezalandırmak hoşuna gider insanın, borçlu hissetmek istemez kendini kimseye...
Tabiatsızlığı işte beşeriyetin... Sanırım yaşadın...
Sonra çok sevenler, deli gibi aşık olanlar için...
Bir çırpıda dağları delik delik, denizleri yarık yarık edenler ne yapsa unutulurlar...
Adiliği işte kalpsizin... Okuyorum yüzünden, sallamana gerek yok kafanı...
Fedakarlıkta sınır tanımayanlar, karşılıksız önemseyenler, sınırsız dinleyenler, anlatanlar ve öğretenler için bir de...
Nankörlüğü işte zihinsizin... Kırışıklılarından anlayabiliyorum...
Kaybedilmez sanılanlar, terk etmez bilinenler, reddetmez diye düşünülenler, döneceği garanti zannedilenler içindir unutulmak...
Aptallığını görüyorum... Varma üstüne...
Mazlum, masum, mahzun, alçak gönüllü ve hoşgörüsü ufuksuzlar için bi de bi de...
Şunu da söylemeliyim lakin,; hatırlanmak gibi bir şey değildir unutulmak...
Anlattım işte neden unutulur insan...
Unutulanlar çok daha özeldir, hatırlananlara göre... Bu yüzden unutulan olmayı yeğlerim ya hep zaten...
Minnettarım beni unutan herkese...
Hadi toparlan, unutulmanın huzurunu yaşa...