Çok uzun zamandır ortaya çıkmamış duygularımız var; taşması sakıncalı, yanıp sönen kabarcıklı, şükür ki çok büyümeden patlayan köpüklü...
Ama biliyorum, bir fırsat verilse hüngür hüngür ağlayacağız, sel gibi akacağız; geceden gündüzü sıyırıp, gündüzden geceyi yüzüp...
Epeydir biriktirdiklerimiz var görüyorum; kapısını değil açmak, aralamaya çekindiğimiz...
Lakin farkındayım, bir kereliğine garanti verilse; hiç korkmadan hakettikleri gibi hesaplaşmayı çok isteyeceğiz...
Bugünün orta yaşlılarının, yumuk yumuk gözlerini hayata açtıkları günden beri kabaran yüreğin ruhumuzu sıkıştırmasından mustaribiz, hissedebiliyorum, o yaşlardayım...
Ve kestirebiliyorum, iltimas geçilse azıcık; acı, öfke, yazık ki kinle şişmiş sayısız siyah kırmızı balonlar uçurup rahatlatacağız ruhumuzu... Heyhat!.. Gel gör ki, o vakitler başımızdaki göğün rengini siyah kırmızıya boyamış olacağız!.. Kokusunu reyhandan, rayihadan, kimbilir nelere döndüreceğiz...
Kötünün kötüsünü isteyecek kadar olduk mu?!. Ne bileyim, ne söyleyeyim!..
Anlıyorum, içimiz öyle dolu ki, ötekinin içini acıtabiliyoruz lahzalık bakışla...
Göz göze gelmemesi, birinin ötekinin gözlerine bakmaması bundan...
Çok doluyuz, kendimizi çok tutuyoruz, bilincindeyim...
Farklı sebeplerden yılgın ötekine yakınlaşamamak bundan...
Ürkekliğimiz artıyor, korkularımız heyula gibi dikiliyor, yaralarımız büyüyor; her sabah, her akşam, kör vakitler, uyku zamanları, ikindi üstleri...
Artık omuzlarımıza ağır gelen, taşıyamadığımız bir şeyler var ve dibe doğru bastırıyor bizi ve aşağıdan hain eller asılmakta gittikçe daha pervasızca, aymazca...
Ah neyleyim, ne edeyim, kendime az bir aciz başımla!..
Çok ürkeğim bu aralar, çok titreğim; sır cilasının dökülmesinden endişeliyim sokağımın, semtimin, ülkemin...
Bir dökülürse, - Yaradandan muhafaza dilerim -; sabır nerede, mihrap ne yönde, bayrak kimin elinde, kıble hangi cephede, zafer işareti simgesi parmaklar ne istikamette hiç belli olmayacak...
Karışacak hepsi birbirine, karışacak çok fena...
İşte bunları hissediyorum her bakışımda aynada kendi çehreme, mahallede, caddede, gazetede, ekranda insanlarımın yüzüne...
Bırakın hüngür hüngür ağlayalım...
Allah, bu toplumun harcını karandan razı olsun diye haykırasım geliyor, içimden samimi bir büyük nidayla...
Ne olur müsaade edin ağlayalım hıçkıra hıçkıra...
Elbet rahatlatacaktır bizi, az da olsa...