“Utanç yılları”nın acı tablosu…
Bu köşeyi sürekli izleyen değerli okurlarımız bilirler…
Yazılarımızda, ağdalı cümleler kullanmadan, kimilerinin yaptığı gibi “bakın ben neler biliyorum…” şeklinde narsizme ve egoizme yenik düşmeden; ne düşünüyorsak, neyi gündeme getirmek istiyorsak, eğmeden bükmeden onu satırlara dökmeye çalışıyoruz…
Günde en az 5-6 saatimiz okumayla geçiyor… Bunun bir saatlik bölümü(bazen daha fazla süre) gazete okuyarak geçiyor… İnternette, kişiliğine ve kalemine saygı duyduğumuz yazarları okumadan geçmiyoruz… Kitaplar zaten yaşamımızın ayrılmaz bir parçası…
***
Ülkemizde yandaş basın denilen ve bu sıfatı fazlasıyla hak eden gazeteleri ve köşe yazarlarını, hemen hemen hiç okumuyoruz… Eğer yazarın dürüstlüğünden ve karakterinden şüphe ediyorsak, hangi gazetede yazıyorsa yazsın, kesinlikle onları okumuyoruz..
Özellikle son yılların herkesçe bilinen! “ yiğit medya döneklerine(!)”, hiç tahammül edemiyoruz. Televizyon ekranlarında yüzlerini görsek dahi, derhal kanal değiştiriyoruz…
Medya yandaşlığının, bu kadar pespaye ve rezil olduğunun görüldüğü yıllar ve dönemler hatırlamıyoruz… Sayın Başbakan ve AKP iktidarı sayesinde; ülke medyasında böylesi gurur verici bir şansa(!) erişmenin de, acı tablosunu görmek ve içinde yaşamak bizlere nasip oldu…
***
Haber Türk gazetesinden üst manşete aldığı taze bir haber:
“Amerikan The Wall Street Journal gazetesi; ‘imparatorluk geri geliyor’ başlıklı tam sayfa yazıda; ‘Türkiye güçlü ekonomisi ve cesur Başbakanı ile bölgesel süper güç olma yolunda’ dedi.” (6 Aralık 2010)
Turgay Ciner herhalde yeni ihaleler peşinde koşuyor. Allah şansını ve parasını bol etsin! Ne diyelim? Şunu hiçbir zaman gözden uzak tutmamak gerek, elin gavuru eğer Türkiye’yi ve ülkemizi yönetenleri övüyorsa; bilin ki altında ülkemize yönelik önemli çıkar beklentileri ve hesapları var demektir…
Böyle sıradan ve inanırlığı her zaman tartışılan bir haberin, Gazete’nin birinci sayfasında ve manşet üstünde yayınlanmasının gazetecilik açısından tutarlılığı var mı? 30 - 40 sayfalık gazetenin, 25. sayfasında küçük bir haber olarak verilmiş olsa hadi olabilir dersiniz…
***
AKP’li eski bakanlardan Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’in Yolsuzluklar konusunda “O bakan benim” diye yaptığı wikileaks kaynaklı birinci sayfalık haberden tek bir satır yok.
Wikileaks’in yayınlandığı gizli belgelerde ne yazıyordu? “AKP iktidarında yolsuzluklardan bıkan bakan istifa etti.” Şener’de yaptığı basın toplantısında sözü edilen bakanın kendisi olduğunu açıkladı…
Yandaş basının birinci sayfalarını taradık, Şener’in açıklamasına yönelik Allah için tek bir satırlık haber yoktu…
Böyle gazetecilik olur mu? Sadece Cumhuriyet, sözcü, Yeniçağ ve Güneş gibi gazetelerin birinci sayfalarında haber hak ettiği şekilde birinci sayfalardan yayınlanıyor, yandaş basında eser yok!...
Şimdi ortada böyle bir gerçek varken, ABD’li küresel sömürü Firması 3M’nin Türkiye’de ihale almak ve yüksek fiyatlı mallarını satmak için, “Bazı kamu kuruluşlarına (belediyelere) bol keseden rüşvet dağıttım” açıklamasına bağlı, görevlendirilen 10 müfettişin yürüttüğü soruşturmadan, rüşveti alanlar açısından aydınlatıcı ve inandırıcı bir sonuç çıkacağına inanabilir misiniz?
Kimlerin ne kadar rüşvet aldığının belirleneceğinden ümidiniz olabilir mi?
AKP’nin, Eski Bakanı Sayın Abdüllatif Şener’e yaptığı bu çok önemli açıklamaya dayalı olarak sorması gerekmez mi? Hangi yolsuzluklar yapıldı diye… Sayın Şener çıkmış ortaya Türkiye yolsuzluk ülkesi anlamında ve söyleminde sözlerle çatır çatır konuşuyor. Hadi sorun hele, “hangi yolsuzluklardan söz ediyorsunuz?” diye… Sessizlik…
Bu vesile Sayın Başbakan’a biz de buradan sormuş olalım:
Bun 4-5 yıl önce kamuoyuna yönelik “yolsuzlukların damarına girdik” şeklinde çok iddialı ve heyecan verici bir açıklamanız olmuştu.
Damarda ki durum nedir Sayın Başbakan? O tarihten bu yana bu konuda tek bir açıklamanız olmadığı gibi son yıllarda “yolsuzluk” kelimesini dahi ağzınıza almaz oldunuz!..
Sevgili okurlar…
İşte hiçbir zaman cevabı verilmeyecek, verilemeyecek bir soru!
Ne demiştik?.. Yalnız ve güzel ülkemin “Utanç yılları”nda yıkıcı ve kahrolası çok şeyler gördük… Çok şeyler!... Hüzün tablosu olarak her daim gözümüzün önünde duruyor…
BURHAN ÖZBEY