<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->
UTANMAZLIK VE ARSIZLIĞIN SINIRI YOK!
“Yemin etmeni gerektirmeyecek kadar sözlerine sadık ol.” Dale Carnegie
“Birini aldatan öbürünü de aldatır.” Stefan Zweig
“Ok düz olmasaydı doğru gitmezdi” Yusuf Has Hacib
***
Yaşamınızda, kimi önemli sıkıntılar geçirdiniz.
Böyle bir zamanda biri çıkıyor, sıkıntılarınızı aşmada size yardımcı oluyor, destek veriyor… İyilikler yapıyor…
Ne yaparsınız?
Bu insana karşı minnet duyarsınız.
O kişi sizin için iyi ve saygın bir insandır…
Değer verirsiniz, saygı beslersiniz..
Ancak, bir gün geliyor bakıyorsunuz ki…
İyilikler yapmış asaletli bu kişi(!)
Yaşamda en kutsal saydığınız değerlerinize saldırmış..
“Dönek”, “ahlâksız” bir kimse olarak karşınıza çıkıyor…
Artık o kişinin, sizin için asaleti, mertliği kalır mı?
Geçmişte yaptığı iyiliklerin bir anlamı olur mu?
Sizin için, şükran duyulacak insan mıdır artık o?
Böyle bir durumdan sonra…
O şahıs sizin için yaşamınızda ki en haysiyetsiz kişi olmaz mı?
***
Bunu neden yazdık?
Bir zamanlar, saygın, güvenilir, mert, dürüst bildiğiniz kişiler…
Mevcut düzende bir bakıyorsunuz karşınıza “değişmiş” olarak…
Seviyesiz, üç kağıtçı, dönek, soyguncu ve toplum düşmanı yaratıklar olarak çıkıyorlar…
Böyle kişilere toplumsal yaşamda nasıl davranılması gerekir?
Göstermiş olduğu “gerçek yüzü” neyi hak ediyorsa ona göre değil mi?
***
Yakın tanıdık çevremizin…
Dost ve arkadaşlarımızın yakındığı konuların başında ne geliyor biliyor musunuz?
İnsanların, bir süre şu ya da bu nedenle ilişki kurdukları ve düzeyli sandıkları kişilerin; haksız maddi çıkarlar uğruna “dönekliği!”
Kiminle konuşsak…
Birbirini ya da karşısındakini “döneklikle” “ahlaksızlıkla” suçluyor…
Görüyoruz ki, toplumda bireyler arasında ki güven unsuru büyük ölçüde yara almış durumda…
***
Bakıyoruz, daha kısa süre öncesine kadar…
AKP’li Büyükşehir Belediyesi’nin “lale dikme” faaliyetlerini, en ağır ve acımasız biçimde eleştirenler…
Devletin trilyonlarının har vurup harman savrulduğunu orada burada iddia edip vitrinleyenler…
Bu yüzden Belediye yönetimine söylemedik söz bırakmayanlar…
Köprülerin altından sular geçip kendileri “rant havuzuna” dalınca…
Bakıyorsunuz ağır biçimde suçladıkları Belediye’nin; kente ektiği lalelerle, şehri cennete çevirdiğini…
Şehri, çevreyi güzelleştirdiğini…
Hiç utanmadan düne kadar söylediklerini unutarak…
Ağdalı, övgülü sözlerle vitrinlerine taşıyorlar…
Pes doğrusu (!)
Duyuyoruz ki…
Belediye Başkan’ı nezle olsa…
Ya da yolda giderken ayağını hafifçe burksa…
Koşarak ayağına gidip, ne kadar üzüldüklerini(!) ve kederlere büründüklerini saygıyla arz ediyorlar(!)
Bilmiyoruz, o yeri dolmaz başkanlar(!) bu tür yakınlaşmaların pek çoğunun sahte ve çıkara dayalı olduğunu…
Egosuna ve duygularına yenik düşmeden…
Gerçek yönüyle (kim sahte kim gerçekçi) algılayabiliyor mu?
***
İşte bu olmuyor!
Kısa süre öncesine kadar, onun bunun yanında…
İşyerinde ve çevrende…
AKP’yi, Büyükşehir Belediye Başkanı’nı ve yönetimini…
Kahramanlık gösterileri yaparak, en ağır sözlerle yerden yere vur…
Devletin parasını insafsızca ona buna dağıtıyor ve harcıyor diye ağır biçimde suçla… Doğrudur öyle yapıyorlar…
Ama aradan üç beş ay geçmeden…
Tam tersi olarak bu kez de AKP’den sağladığın “tatlı çıkarın” uğruna…
Kesene para yağdırdığı için, öve öve göklere çıkar!
Böyle bir rezillik içersinde olan kişi ya da kişilere…
Geçmişte aldanıp da adam yerine koymaktan ötürü kendinizi suçlamaz mısınız?
Seviyesiz kişi ya da kişilerin zamanında gerçek karakterlerini nasıl da anlayamamışım diye, nedamet duymaz mısınız?
Böylelerinin yüzünü görünce kusacağınız gelmez mi?
***
Halen okumakta olduğumuz bir kitap var.
Deniz Kavukçuoğlu’nun Literatür Yayıncılıktan çıkmış olan kitabı.
“İnsan suretleri” ni, okumanızı öneririz…
Kitapta ağırlıklı olarak yukarda tanımını yapmaya çalıştığımız “günümüz dönekleri”nden söz ediliyor. Örnekler ortaya konuluyor ve öyküler anlatılıyor…
Bir zamanların parkalı, marşlı, postallı sosyal demokratlarının, bugün nasıl “holding sahibi sosyal demokrat” ve “iktidar yanlısı” olduklarından söz ediliyor.. “Ben gelişerek değiştim (!)” diyen bugünün dönmüşlerine (!) mesajlar verme anlamında hatırı sayılır değinmelerde bulunuluyor…
Neylersiniz?...
“Döneklik”, günümüzde artık “mazeret” değil “maharet” olarak algılanır oldu… Utanmazlık ve arsızlıkta…
BURHAN ÖZBEY