UZUN YAZ Kİ…
“Uzun yaz ki bir şeyler var sanılsın…”
Sevgili okurlar:
uzun yazsaydık, yazımızın başlığının açılımı da böyle olacaktı.
Yeri geliyor yazmak durumunda kalıyoruz.
Neyi yazıyoruz?
Devlette 25 yıl süreyle, müfettişlik, başmüfettişlik ve teftiş kurulu başkanlığı görevlerini kesintisiz yürüttüğümüzü.
Yazılarımızı sürekli okumak lütfunda bulunan sevgili okurlarımız sanırız anımsarlar ki,
biz bu 25 yıllık görevimizin özellikle son yıllarını, 10 – 15 senesini,
büyük bir tatminsizlik,
umut kırıklığı ve hüsran içerisinde tamamlamışızdır.
Çünkü siyasetin pençesinde gittikçe erozyona uğratılması yönünde yozlaştırılıp tüketilmesini, içimiz yana yana,
kimi yazılarımızda açıkça ortaya koymuş ve okurlarımızla paylaşmıştık.
Son yıllarda, yani 20- 25 yıllık sürede,
Özellikle de AKP iktidarı döneminde, en işlevsiz (daha doğrusu işlevsiz hale getirilmiş) mesleklerden biri de, müfettişlik(denetçilik) mesleği olmuştur.
Müfettişlerce yazılan, düzenlenen raporların uygulanması,
pek çok zaman, karar verici makamların takdirine,
daha doğrusu “keyfine” bırakılmıştır…
Yıllarca teftiş ve soruşturma raporları yazdık, düzenledik.
Onlarca ve yüzlerce sayfa tutan raporların tamamının, ilgili makamlar tarafından, “dikkatle” ve “önem verilerek” okunduğunu hiç görmedik.
Ekleriyle birlikte çoğu zaman yüz sayfayı aşan bir raporun,
sunulan makam tarafından okunması,
okunmuş olması nadir görülen bir durumdur.
Tabi uygulayıcı yani karar verici makamların işine gelen raporlar için bu söz konusu değil…
Uzun yazılmış olan raporların okunması,
hemen hemen hiç görülmediğinden, meslekte “politize” olmuş,
“yanlı” ve “partizanca” tavır ve duygular içerisinde,
görev yürüten müfettişlerin başvurdukları yöntem;
çoğu zaman, özellikle soruşturma raporlarını uzun yazarak,
ve gereksiz ayrıntılara girerek,
olayda önemli şeyler varmış gibi göstermek suretiyle,
gerçeği gözlerden kaçırmak olmuştur.
Mesleğini dürüstçe yürüten saygıdeğer meslektaşlarımızı, bu değerlendirmenin dışında tuttuğumuzu belirtmek isteriz.
Bütün bunları neden yazıyoruz?
2455 (ya da 2544) sayfalık Ergenekon davası iddianamesi, öncelikle şunu açıkça söyleyelim ki; çok uzun yazılmış olması ile dikkat çekmiştir.
Nitekim uzun olması,
pek çok gereksiz ayrıntının,
iddianameye “gereksiz” yere girmiş olduğunu da göstermektedir.
Kimi ayrıntıları basında çıkan yazılardan okuyunca,
anladık ki iddianame, anlam verilmeyecek biçimde uzatılmış,
icap etmeyen ayrıntılara girilmiş,
bu nedenle de inanırlığını da yitirmiş…
En azından vatandaş olarak bizim kanaatımız bu yönde oluştu.
“Uzun yaz ki, bir şeyler varmış sanılsın…”,
Sanki bu ilkeye örnek teşkil eden bir uygulama olmuş.
BİR ADLİ OLAY
Geçtiğimiz günlerde,
yaşadığımız bir olay nedeniyle, yaptığımız şikayete bağlı olarak,
bir ilimizin adliyesinde savcı karşısına çıktık.
Şikayet dilekçemiz bir sayfa kadardı.
Aradan 6 ay geçtikten sonra, savcı tarafından davet edilmiştik.
Davacı olarak ifademiz sırasında gördük ki, bizde oluşan kanata göre,
sayın savcı verdiğimiz dilekçeyi okumamış.
Sorduğunda dedik ki;
“Savcı bey, şikayetimiz dilekçemizde belirttiğimiz gibidir.”
Savcılığa 6 ay kadar önce vermiş olduğumuz dilekçe de önünde duruyordu.
Dosyada sayfaları karıştırırken,
sert bir üslupla, bize döndü ve dedi ki;
“dilekçenden bir şey anlaşılmıyor, anlat bakalım şikayetin nedir?”
Hoppala!...
Şöyle dese anlayacağız, “dilekçenizi okudum, şikayetinizin nedenini öğrendim ancak bazı konularda ek ve ayrıntılı (daha aydınlatıcı) açıklamalar alacağım…”
Bu çok normal… Buna ne denir!
Doğal olan ve beklenen de budur zaten…
Belli ki savcı bey yüzlerce (belki binlerce) dosya arasında, bizim dosyayı okumaya fırsat bulamamış. İş yükünden dolayı da “stresli”!
Bu sistemde bulamaması da normal karşılanmalı.
Bu normal de,
Sert bir üslupla ve azarlar gibi konuşması,
şikayetçiyi küçük görmesi normal sayılamaz…
Savcı karşısına çıkmış olan insan,
Şikayetçi konumunda da olsa, bizim ülkemizde zaten müthiş bir sıkıntı, gerginlik ve hassasiyet içerisindedir.
Heyecan ve gerginlikten savcının sorduklarını ilk nazarda tam olarak duyamamış ya da anlayamamış olabilir.
Böyle bir durumda,
bir savcının, karşısındakine onu ezercesine ve bağırarak sorusunu tekrarlama hak ve imtiyazı verir mi?
Son söz:
Merak ediyoruz,
2500 sayfalık iddianame nasıl okunacak ve hangi süre içerisinde vicdanları tatmin edecek hukuka dayalı bir karara varılacak?
Adalet mekanizmasının;
sertliğin, korkutuculuğun, güvensizliğin kaynağı olarak algılanmaması için, temsilcilerinin,
sıradan insanlardan çok farklı ve üstün “sosyal ve manevi değerlere” sahip olması gerekir.
Günü gelip, bir savcının ya da yargıcın,
başka bir savcının ve yargıcın önünde ifade verecek duruma düşmeyeceğini kimse garanti edemez…
Son söz:
Her şeye karşın,
bu ülkede mesleğinin tüm zorluklarına rağmen,
görevlerini fedakarca, asil duygular içerisinde yürütmekte olan son derece kibar, nazik, güvenilir, gerçek sorumluluk bilinci içerisindeki sayısız savcı ve yargıçlarımızın varlığını,
ülke adaleti adına büyük şans sayıyor,
onlar sayesinde Türk adaletine olan güvenimize gölge düşürmemeye çalıştığımızı,
içten duygularımızla belirtmek istiyoruz…
Umuyoruz ve diliyoruz ki;
Ergenokan davası,
bağımız Türk yargısının önünde,
fazla uzamadan sonuçlanır,
ülkede bundan ötürü yaşanmakta olan gerginlik ve huzursuzluk da,
bir an önce bitmiş olur…
BURHAN ÖZBEY