Var mısın Yok musun...
Kritik anların sorusu sayarım hep...
Yeni retlerin ve kabullerin nişanesidir benim için...
Önemli kararlar arifesinde açık yahut gizli bir hiddetle dillendirildiği kalmış aklımda, ruhuna dair...
Muğlak konulara, emin olunamayan karar aşamalarına kılıç darbesi sayarım...
Tercihin ötesinde; derin cepheleşmenin, keskin taraflaşmanın kızgın sorusu olarak bilirim, bana ilk soranın suratı ve benden istedikleri geldikçe hatırıma...
Bir de hayata dair ‘gayriler’, ‘isyanlar’, ‘sindirmeler’, ‘baskılar’, ‘asilikler’, ‘tahammülsüzlükler’, ‘radikal çözümler’, ‘suistimaller’ canlanır içimde...
Sormalarını istemem bu yüzden, korkarım çünkü...
Sorulduğu anda kendimi tutamayıp, cesaretimle cehaletimi karıştırıp, fütursuz bir celallenme patlatmaktan...
Mert bir cevabı olması gereken soruyu, anlık bir hormon yükselmesiyle yanıtlamaktan...
Cevabıma güvenerek bir şey yapmaya kalkılmasından...
Yanıtımın yükümlülüğünü yerine getirmemekten... Sonradan pişmanlık duymaktan... Üstüne önce yol yordam, yöntem sonra amaç değiştirmekten...
Sormak da istemem bu yüzden kimseye... Sormam da...
Sadece aynanın karşısında kendime tüm endişelerime rağmen... Baş başayken yüzümle, gözlerimin içiyle...
Var mısın Yok musun?..
Üniversitelere türban girsin mi, girmesin mi?.. Buna var mısın, yok musun sevgili dostum?.. O zaman cevabının yükümlülüğünü yerine getir!..
Terörle etkin mücadeleye var mısın, yok musun?.. Unutma, bağlayacak bu yanıt seni, dürüst cevap ver ve etkinliğini yerine getir!..
AB’ye var mısın, yok musun?.. Çıkıp bağıracaksın bak sokakta, elinde pankartlarla ona göre...
Cumhuriyete var mısın, yok musun?.. Sahip çıkacaksın, bağırmakla olmaz o iş...
Dostluğa var mısın, yok musun?.. Teröriste, terörist demek yetmez, bizzat savaşacaksın onunla...
Düşmanlığa var mısın, yok musun?.. Adam gibi çek silahını da görelim o elini...
Aşka var mısın, yok musun?.. Aşık olduğunu söylemen kafi gelmez, ispatla...
Çekinirim, sormalarını istemem, var mısın yok musun diye bana...
Sorulduğu anda kendimi tutamayıp, cesaretimle cehaletimi karıştırıp, fütursuz bir celallenme patlatmaktan...
Mert bir cevabı olması gereken soruyu, anlık bir hormon yükselmesiyle yanıtlamaktan...
Cevabıma güvenerek bir şey yapmaya kalkılmasından...
Yanıtımın yükümlülüğünü yerine getirmemekten... Sonradan pişmanlık duymaktan... Üstüne önce yol yordam, yöntem sonra amaç değiştirmekten...
Sormak da istemem bu yüzden kimseye... Sormam da...
Sadece aynanın karşısında kendime tüm endişelerime rağmen... Baş başayken yüzümle, gözlerimin içiyle...
Var mısın Yok musun?..
Ne acı, cevapları her seferinde değişen bir toplumda yaşıyor olmam!..
Selam olsun Acun’un mert, gözü kara yarışmacılarına...