Ve sordu bana...
Sırasız, karışık, aklına eseni...
Gençliği sordu; bir sürü niyettir dedim...
Yaşlanmayı sordu; dedim ki, iyi bir dilek tut engellersin...
Korkuyu anlat dedi bir cümleyle; yapmak istediğin şeye yakın durmaktır...
Tecrübeyi merak etmiş; çuvala kılıç sokmaktaki ısrarını hatırlattım ona...
Deldiğin çuvalları sergilemektir gözünün önünde, iğneyle onarmaya çalışmaktır uzun zaman içinde diye kestirdim meseleyi...
Aşk dedi; en yaşanırı, şefkat üstü sevişmek dedim...
Yalnızlığı sordu; dedim ki, kadın duygularından yoksunluk...
Peki erkeksizlik nasıl tarif edilir; beter yalnızlıkla dedim...
Dostluğa dil uzattı; kimden kazık yediğini bilmek ve hiç unutmamaktır kanımca...
Sonra düşmanlık için dedim ki; mert bir düello olması gerekir...
Öngörü’yü sorunca başa döndüm; korkuyu sevip sevmediğine karar vermektir açık açık...
Cesaret bence; öpüşmektir dedim...
İyilik dedi; huzurlu bir huzursuzluktur sanırım...
Sormadan söyleyeyim, kötülüğün; bilinen bir tanımı yok gibi geliyor bana...
Azap benim için; durup dururken içimin acımasıdır dedim...
Kin’i sorunca; insanın en büyük arazlarından olduğunu düşünüyorum... Ömürden tırtıklayan bir güve gibi dedim...
Öfke’yi de açıkla bari; anlayan için ömür törpüsü ve eziyet, sahiplenen için büyüklük hezeyanı ve kişilik kaybı...
Kader’i sormadan olmazdı ve; Yaradan’ın varlığını kabuldür dedim...
Ve hayatı sordu bana; derindir, dipsizdir dedim...
Derin ve dipsiz düşünmektir... Kaybolup, kaybedip, tekrar tekrar ve tekrar bulmaktır...
Ve bir gün, beklemediğin bir gün biteceğini bilmektir...