04.12.2008 Perşembe 18:38
USD 1.5620    EUR 1.9800    EUR/USD 1.2682    IMKB100 24671 / 734
 
PARTİ İÇİ DEMOKRASİ SADECE İKTİDAR PARTİSİNİN İHTİYACI DEĞİLDİR...
29.04.2008 17:05
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Barlas Her seçimdepartisini yenilgiye götüren Baykal’ın değişmez genel başkan statüsüne sahipolması, kamuoyuna demokrasi ve siyaset dersi olarak sunuldu.Parti içinde en ufak eleştiri sesi çıkartanların tasfiye edildiği bir modeli, CHP temsil ediyor.

Ülkenin en eski partisi olan CHP’nin ibretlik kurultayını hepimiz izledik.

Ülkede seçilebilmek için şart olan yüzde 10 barajını eleştirirken, CHP’de aday olabilmek için yüzde 20 baraj koyulmasını hayretle izledik.

Her seçimdepartisini yenilgiye götüren Baykal’ın değişmez genel başkan statüsüne sahipolması, kamuoyuna demokrasi ve siyaset dersi olarak sunuldu.

Parti içinde en ufak eleştiri sesi çıkartanların tasfiye edildiği bir modeli, CHP temsil ediyor.

Bütün bu tablo ortadayken, AK Parti içindeki öz eleştiri yapanlara dönük olarak "AK Parti bölünüyor mu" yorumlarının seslendirilmesini anlamak mümkün değildir.

Eğer bu yorumlar AK Parti’yi yönetenlere dönük  bir uyarı ise, bunları seslendirenler AK parti’ye "CHP gibi olun" mu demektedirler.

Bir partinin dinamizmi, tıpkı ülkenin dinamizmi gibi, çok sesliliğe ve öz eleştiri yapabilme yeteneğine bağlı olarak gelişir. Bu açıdan AK Parti’nin emir komuta zinciri altında tek sesli olmasını bekleyenler, gerçekten bu partinin de CHP gibi olmasını isteyenlerdir.

Dileriz AK parti kendisi gibi kalır ve CHP’ye benzemez.

 

 

Mehmet Barlas Yazıları
BUNDAN SONRA EN ÖNEMLİ İCRAAT TOPLUMA GÜVEN DUYGUSU AŞILAMAK OLMALIDIR
Gerek bölücü terör eylemleri ile gündeme gelen güvenlik sorunları, gerekse global ekonomik kargaşa, toplumda var olan güven duygusunu sarsmaktadır. Böyle dönemlerde demokratik rejimlerin yöneticileri toplumun moralini ve geleceğe dönük ümitleri, kavgasız ve gerginlikten uzak ortamlarda yükseltebilirler. Bu açıdan iktidar sözcülerinin çeşitli konularda polemiklere taraf olmak yerine, çözüm önerilerini ve daha da önemlisi çözümlerini kamuoyu ile paylaşmaları gerekir.
ERDOĞAN-DOĞAN KAVGASI BİR NOKTADA DURMALIDIR.
Ekonomideki global zorlukları enerji zengini Rusya’yı bile sarsıyor. Ergenekon ve Deniz Feneri gibi adli dosyalar salim ve güvenilir bir ortam içinde kamu vicdanının kabul edeceği zemine taşınmak zorunda. AB üyeliğine dönük reformların ve Kıbrıs’ta çözümün de bir “Kriz Yönetimi” çerçevesinde ele alınmaları şart.
MEDYA KAVGALARINDA KAZANAN YOKTUR... İKİ TARAF DA YIPRANIR...
Bu kavgaları izleyenler hiçbir zaman "Acaba kim kazanacak" sorusuna cevap aramazlar. Genel yaklaşım, "Birbirlerini yesinler, biz de izleyelim" şeklindedir. Çünkü kavga edenlerin gazeteleri ve televizyonları, çeşitli vesilelerle hemen her kesimden insanı teşhir etmiş, özel hayatına girmiş ya da işini batağa sürüklemişlerdir.
ANAYASA MAHKEMESİ HEM KENDİNE HEM DE TÜRKİYE’YE GÜVEN DUYGUSUNU TAZELEDİ.
Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatmama kararı ile, artık yarına dönük yaşama imkanını yeniden elde edebilir.Demokraside seçmenlerin ve milletvekillerinin iradelerine saygının varlığını vurgulayan bu karar, siyasi hukuka da nefes aldırmıştır.
ERGENEKON’A İLİŞKİN BAZI SUÇLAMALAR ASLINDA SUÇ DEĞİL Kİ...
48’i tutuklu 38’i tutuksuz 86 şüpheli hakkındaki suçlamalar arasında "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve devletini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs etmek " ve "Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik " de var. Aslında "hükümetin görev yapmasını engellemek" veya "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek" için örgüt kurmaya ne kadar gerek var bilemiyoruz.
GEÇMİŞİ DEĞİŞTİREMEYİZ AMA GELECEĞE YÖN VERMEK ELİMİZDEDİR...
Kemikleşmiş kamplaşmalarımızı, önyargılara dayalı uzlaşmasızlıklarımızı, kendimiz gibi olmayanları "Ötekiler" olarak görmeye dayalı alışkanlıklarımızı ve her çeşit yobazlıklarımızı yok sayamayız. Bunları yaşadık ve bunlarla birlikte yıllarımızı ziyan ettik.
BÖYLESİNE KAMPLAŞMA AKLA DA, HUKUKA DA, DEMOKRASİYE DE ZARAR VERİR.
Meğer ne çok savcı olmaya hevesli insan varmış Türkiye’de... Hukuk da adalet de böylesine ayağa düşmemiştir herhalde.Veya siyasi kamplaşmanın insafsızcasına hukuku esir aldığı böyle bir dönem, ancak askeri müdahale rejimlerinde yaşanmıştır.
FUTBOL’DA AVRUPALI SİYASET VE İDAREDE AFRİKALI OLMAK AYIP DEĞİL Mİ?
’Sistemin ‘biricik’ sahipliğini üstlenen, bu mülkiyete ortak istemeyen, ötekilerden daha akıllı olduklarını ileri süren merkezdeki seçkinler, işte bunun da ayırdına varamamışlardı. Bu yüzden gün ışığına çıkan istekleri, toplumsal gelişmenin ürünü olarak algılayacak yerde, sürgit bir tehdit olarak algıladı, seçkinler. ’
TEPKİ KOYMAKTAN DAHA ÖNEMLİ OLAN BUNDAN SONRASINI PLANLAMAKTIR
Bundan sonra yasama (veya siyaset) yargıdan daha sorumlu davranmak durumundadır. Yargının ateşlediği krizi siyaset söndürmeyi başarabilirse, demokrasi de, hukuk da nefes alacaktır.
ZAFER MUTLU’NUN DİZ ÇÖKÜP ÖZÜR DİLEMESİ DAHA ÖNCE DE YAZILMIŞTI.
Mutlu’nun Güneş Taner’in önünde diz çöktüğünü 28 Ekim 2002 tarihinde Nuh Gönültaş Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde yazmıştı. Bu olayı Nuh Gönültaş’a anlatan Cen Ajan/Grey’in sahibi Nail Keçili idi.
İŞ TAKİPÇİLİĞİ KONUSUNDA ZAFER MUTLU DOKTORA DERSİ VEREBİLİR.
28 Şubat’ta Sabah’ta susturulduğum ve daha sonra Sabah’ın iki yazarının da andıçlanıp susturulduğu dönemde, Cavit Çağlar’la ortak banka almak için, kimin gövdesi kimlerin karşısında eğilip bükülüyordu, tahmin edilebilir.Bu durumu sadece ’Kadersiz Dinç Bilgin’ ve ’İşbilir Zafer Mutlu’ sözcükleri ile sonuçlandırabiliriz.