08.10.2008 Çarşamba 09:59
USD 1.3570     EUR 1.8550     EUR/USD 1.3679     IMKB100 31562 / -13
 
BİLETİ KESİLMİŞ YOLCULUK ’GÖÇ’
11.05.2008 20:47
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Güven Gürbüz Bileti kesilmiş yolculuk, üçüncü gurbeti de tanımış. Hastane önündeki incir ağacı alışmış. Cerrahpaşa türküsü yakasına yapışmış, Ses çıkmadan, yürek söylemiş, kimse duymamış, kimseler bilmemiş. Nerden bilsinler? Adına maneviyat desinler.. Ellerini, ayaklarını soğuk su ile yusunlar.. Olsunlar..Bitsinler..Tükensinler.. Yinede görmesinler, bilmesinler, duymasınlar..

BİLETİ KESİLMİŞ YOLCULUK “GÖÇ”

 

Şebinkarahisar dönüşü, yağmurun ince, ince yağışı,

Yanaklardan süzülüşü gibi oldu.

As Bayburt firmasının otobüsü, başkent yollarına dalışı,

Gurbet ışıklarının yanışı, bir başkaydı şimdi.

Mutlu olmak için umudu görmek, umudu yaşatmak için hissedişi sezmek,

İnanabilmek için cesareti görmek gerekti.

Bulamayınca bir mum ışığı kadar sevinci, yollardan geri dönmekte gerekti.

 

Var olanla yetinmesi bilmek, İşte buydu nefes alıp vermek.

Daha çok istemesini bilmek yetmezlik demekti.

Kimdi gelişecekti, kalkınacaktı, başın göğemi değecekti.

Aferin mi alacaktı, yıldızlı yüz üzerinden yüz..

Çifte koşacak hale gelmiş bir çift öküz,

Saçlar kesilmiş kalmamış topuz, bizler var iken binlerce, şimdi memlekette yokuz..

Gurbete yolcuyuz..Yorgunuz..kendi memleketinde yorgunlar var,

Yorgunluktan durgunlar var..

Konup ta göçecek fanilerde, takatsiz bir şekilde umut yerine yetindirme var.

Otur oturduğun yerde… Para diyorlar her çare derde,

Gözümüzün önünde kocaman bir perde,

Kaldırana bir topuz değil bir öküz yetmez tarlasını sürmeye.

Gören göz görmeye, duyan kulak duymaya..

Varsa gücün bastır paraya, dönsün çöller ovaya…

 

Ödenek olsun ödenek, siyasette kocaman bir yürek,

Hani kim soracak nerde? Manastır kıyastır, sanki burası Milas’tır,

Kulaklar kıyastır. Hastır, yastır, gücün var ise bastır. Niyazdır.

Anlamaz kimi beyinler, küçüktürler. Cevizin içi gibidir. İki loptan oluşur.

Daha fidan iken bulamadığı topraktır, insandır, yeşermek için atan bir candır.

Bulamadığı memleketinde, uyuyanı kendi insanıdır.

Yalandır, riyadır sevdim deseler de aldanma sevmeyen namerde muhtaç dır.

Hayattır, memleketinde çok işler bayattır.

Kimi yatar, kimi aşar, kimi cukkasından parası dışarılara taşar..

Sınırları yüreğini aşar, duygusallığı cebinde başlar, orda yaşar,

Ordan alır bilinmedik diyarlara koşar..

Yadigar dediği ata toprakları, yılda bir kez dahi olsa üzerinde koşulmayı,

Koklanmayı, yaşanmayı, nefes almayı  arzular..

 

Bileti kesilmiş yolculuk, üçüncü gurbeti de tanımış.

Hastane önündeki incir ağacı alışmış. Cerrahpaşa türküsü yakasına yapışmış,

Ses çıkmadan, yürek söylemiş, kimse duymamış, kimseler bilmemiş.

Nerden bilsinler? Adına maneviyat desinler..

Ellerini, ayaklarını soğuk su ile yusunlar..

Olsunlar..Bitsinler..Tükensinler..

Yinede görmesinler, bilmesinler, duymasınlar..

 

Yazdığımız yazılarda gizli en güzel duygular,

Fışkırmayı bekleyen kaynak sular, onunla akar daralan boğazımızdan..

Yazın serinletirken, kışın ısıtır..

 

Yollar ve Caddeler yürünmek için varlar..

Ya sokaklar neden sessizler..Sokaklar çıkmaz sokaklar..

İki dal fidandan ağaçları gölgelik yapacak sokaklar..

Yorgun ve bitap düşmüşlere sıcağın altından geçerken,

Geçerken durdurup gölgesinde serinletecek ağaçlar,

Yine bu sokaklarda boy atacaklar..

Kesilse de dalları, kurusa da dalları, yeşertecek suları ve insanları,

Elbet bir gün bulacaklar..

Sahiplerinin terk ettiği marur yapılar,

Taşının, toprağının, sacının, sokağa döküldüğünü gördükçe,

Sıkılacaklar ama, sahipleri yine hatırlamayacaklar..

Akan gözyaşları gibi kalacaklar, kuruyacaklar.

Kim bilir? Çöpçülerde bir gün yeter artık deyip yıktıracaklar..

 

Kaleye çıkamadım, kale yüreğime çıktı.

En son merdiveninden aşağı baktı,

Yaşta kemale yanaşmıştı. Kafa ise çok karışıktı.

Uğruna 1997 yılında yazdığım şiir aklıma geldi..

Dimağım durdu.

Yazının sonunda elveda demeden yazının içinde kendini buldu.…

 

 

 

ŞEBiNKARAHiSAR

Kayaların koynunda,
Hisar’ın altında,
Büyüdükçe serpildin.
Güzel GELiN oldun Karahisar.

Kanatlarının altında,
Uçurdun bizi gurbet’e
Gurbette dar geldi bize,
Duydum ANA oldun Karahisar.

Dikmen’in tepesinde,
Sivri selam durur.
Karahisar kalesine tekbir verir.
Bir ezan sesidir.
Kozluca’dan gelir.
Kayadibi asayiş berkemal der.

Avutmuş, Kadıoglu, canın ferin,
Tamzara, Baglar’ın alın terin,
Arada bir gelir,
Gurbetten de torunların,
Acı, tatlı dillerin bal oldu.
Duydum BABA oldun Karahisar.

Sene dokuzyüzotuzüç te almışlar yüzüğünü,
Yetim bırakmışlar kurt’unu, kuş’unu,
Yorulmadan çıktık dik yokuşunu,
Garezlenme bir gün ak gerdanına,
Takacağız incileri,
Duyacagız iL oldun Karahisar.

Güven der; ben’de Meykel’den torunun,
Alnımıza ter oldu, tozların dumanın.
Bir karış toprakta yatar,
Orda Atalarım.
Ecdadımın yadigarı,
Canım Karahisar.

18.05.1997”

 

Güven Gürbüz Yazıları
DOSTLUKLARA BİR SELAM OLSUN
Ben dostluğun en hasını bulmak için yitirdim su içtiğim tasımı, Çatmadım kimseye kalın kaşımı, paylaştım emek ile bir de aşımı, Sallamadım kimseye hasım ile başımı. Sen yücelerden gel ey geleceğin eskimeyecek dostlukları, Tarihe göm gelirken yoksullukları,
MUHABİR DEDENİN BAYRAM MEKTUBU
Okuryazarlığı olmadığı halde Şebinkarahisar’dan tosuncuğa mektup yazdırarak memleketinin arzu halini dile getiren Şebinli muhabir dedenin en son mektubu bu gün tarafımıza ulaştı. Hemen köşemize taşıyalım dedim. Muhabir dedenin mektuplarının yayınlanmasından rahatsızlık duyanların mektubu engellemeleri de artık ortadan kalkmış oldu. Memleketin sorunlarını memleket şivesi ile dile getiren ve tosuncuğa da verip veriştirmeden duramayan muhabir dede, memleketinin uyutmacı siyasetçilerini, beceriksizliklerini, vurdum duymazlıklarını ve nihayetinde de artık yenileri gelsin dedirtecek düzeylere gelinmesini çok güzel dile getirmiş. Muhabir dedenin mektuplarının başkente ulaşamadan yok edenleri de artık kamuoyu tahmin edecektir. Yorumsuz..
MERHABA ŞEBİN MEDYA
Şebin Medya’nın çok kısa bir zamanda kurulmasında emeği geçen çok değerli evdoxia ekibine ve hemşehrilerime sonsuz teşekkürler ediyorum. Şebin Medya ilk adımının, daha sonraki yeni adımlarla daha da yükseklere çıkacağına yürekten inanıyoruz..Radyo ve TV ile de İnternette sorunlarımızı duyurmaya, çıtayı yavaş, yavaş yükselterek çıkmaya çalışacağız. Sizlerin vereceği güç ve destek ile başarıya kavuşacağız.
MASKELİ YÜZLERE GÜVENME BİR KERE
Ha orada, ha burada, yürek yaşatır nerede küt, küt atarsa. Kim ki yan gelip yatarsa, hazıra konup sefa sürerim derse, vefa İstanbul’da bir ilçe diye gülüp geçerse, bir gün hatırlatanları da çıkarsa, ne fayda eder zaman geç kalır, onlarda anlarsa.. Yüzlerce insanın okuduğu okuyucu sayfamda, okunduğunu bildikçe, kalem titremeyip, parmakta tuttuğunca, sonsuz satırlarda, bize ayrılan yer yazılarla doldukça, en nihayeti nefes alıp verdikçe, yine olacağız hep birlikte.
ADAM GİBİ ADAM OLMAK
Karaoğlan’ın memleketinde şimdi.. Güneşte tarlaya düşünce yakıp kavurur olmuş, Hasat ne kelime, hasatsızlık kaderi olmuş, pınarları kurumuş, Azık torbası kuru ağacın dalında derken, çürümüş toprağa gazellerle birlikte karışmış. Katıklı çorba gitmiş, yerine kağıtlı çorba gelmiş. Fırın evleri kapanmış, fırın kurusu da unutulmuş.
ANLAŞILIR OLMAK İÇİN ANLAMAK GEREK
Bazı haller vardır, bazı durumlar ki, söyleyemez kimileri, Bu hayvan ise malum, anlaması için insanoğluna vermiş tanrı akıl. Ya söyleyenin halini kimler anlasın. Yazılmaz çoğu zaman da, anlaşılır. Nefes alış verişi gibidir. Titrediğinde korku, gürlediğinde cesaret gibidir. Ya sessizliğinde..
ŞEBİNKARAHİSAR’IN VİLAYETLİĞİ NE ZAMAN İADE EDİLECEK
Şebinkarahisarlılar yıllardır verilen sözlerle avutuldu. Vilayetliği iade edilmedikçe de avutulmaya devam edeceği düşünülmüyor değil. NELER BEKLEDİLER, NELER GERÇEKLEŞMEDİ, VİLAYET OLAMADIĞI İÇİN Mİ? ÇOCUKLARDA BÜYÜDÜ, HEP DUA EDERLERDİ..EDİYORLARDA.. TEŞEKKÜR DE EDİYORLAR..ARTIK BÜYÜDÜLER...ANLADILAR Kİ, İNSANLARI BÜYÜRKEN, MEMLEKETLERİ BÜYÜYEMEDİ.. NEDEN DİYE SORUYORLAR? İŞTE ÇÖZÜLEMEYEN SORUNLARIMIZ DİYORLAR...
DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMAYAN TOPLUMLAR GELİŞEMEZLER
“Memleketimize okul yapacağım, Fakülte kuracağım, Tünel yapacağım, hastane açacağımmmmmm…..” Diyerek yıllardır halkını avutan, doğduğu memleketine, yöresine dahi uzak kalan ve çok, çok, çoooookkk önemli mevkilere geldiği halde yinede sırtını dönen siyasetçi erbabı hemşehrilerimiz dahi de yok mu? VAR…
EN ÇEVRECİ DONKİŞOT, DONKİŞOT OSMAN
Şebinkarahisarlı Donkişot Osman’ın Yüksel Caddesine kardeş Konur sokakta yer alan akademisine davet ile teşrif buyurdum. Memleket rüzgarı estirdik. Havasından suyundan. Yağmur gibi yağdı, sorular, sorular, sorular ve yanıt. Hep tek idi. “Varsa yoksa memleket” Garipliklerimizi saymadık hiç, gariplikleri tuttuk kulağından çektik, tokat atmadık, atalarımızdan miras kalan sevgi ve hürmet ile yüreğimizde çözdük. Çevreci Donkişot Osman’ı gazetelerde gördük çoğu zaman, TV’ler de de. O Duyarlı bir çevreci olarak haksızlıklara, olumsuzluklara, eksikliklere, yapılması gerekip de yapılmayanlara karşı kendi uslubuyla yanıt vermesini bilen bir eylemci çevreciydi.
ŞEBİN’DE BİR FESTİVAL YAPILAMADI
Her ne bahane olursa olsun; Şebinkarahisar halkı yıllardır gurbete göçerken, göçün önlenmesi adına, halkın yerinde istihdamı adına, değer ve önem adına, tarihi kalesi ve ünlü cevizinin tanıtılması adına, turizm adına, kalkınma ve gelişim adına bu festival yapılmalıydı. Devlet ödeneğini alabilmeliydi. Salt konuya Belediye yapacak denilerek kenara çekilinmemeliydi. Şebinkarahisarlı civar il ve ilçelerin şenliklerinde, festivallerinde, onlarla elele verdi. Onlarında el vermesini istedi. Bekledi, umdu. Ama esas üzerine vazife olarak görmesi gerekenler görmedi. Bir ceviz festivali bu yılda yapılamadı.
MAZİDE KALAN UMUTLARA YEŞİL IŞIK YAK
Bırak kini ve nefreti. Sevdir kendini, Dünyanın ol en zengini, cepten olmasa da gönülden. Bir selam geldiyse hiç aklına dahi gelmeyecek bir dostundan, Sakla kalbinin en ucra köşesinde, Çıkar bir gün yalnız kaldığında,