HaberX'de ara
ARŞİV
7.4.2009 11:29:07
USD 1.5310    EUR 2.1450    EUR/USD 1.4009    IMKB100 36798 / %-0,65
 
BİLETİ KESİLMİŞ YOLCULUK ’GÖÇ’
11.05.2008 20:47
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Güven Gürbüz Bileti kesilmiş yolculuk, üçüncü gurbeti de tanımış. Hastane önündeki incir ağacı alışmış. Cerrahpaşa türküsü yakasına yapışmış, Ses çıkmadan, yürek söylemiş, kimse duymamış, kimseler bilmemiş. Nerden bilsinler? Adına maneviyat desinler.. Ellerini, ayaklarını soğuk su ile yusunlar.. Olsunlar..Bitsinler..Tükensinler.. Yinede görmesinler, bilmesinler, duymasınlar..

BİLETİ KESİLMİŞ YOLCULUK “GÖÇ”

 

Şebinkarahisar dönüşü, yağmurun ince, ince yağışı,

Yanaklardan süzülüşü gibi oldu.

As Bayburt firmasının otobüsü, başkent yollarına dalışı,

Gurbet ışıklarının yanışı, bir başkaydı şimdi.

Mutlu olmak için umudu görmek, umudu yaşatmak için hissedişi sezmek,

İnanabilmek için cesareti görmek gerekti.

Bulamayınca bir mum ışığı kadar sevinci, yollardan geri dönmekte gerekti.

 

Var olanla yetinmesi bilmek, İşte buydu nefes alıp vermek.

Daha çok istemesini bilmek yetmezlik demekti.

Kimdi gelişecekti, kalkınacaktı, başın göğemi değecekti.

Aferin mi alacaktı, yıldızlı yüz üzerinden yüz..

Çifte koşacak hale gelmiş bir çift öküz,

Saçlar kesilmiş kalmamış topuz, bizler var iken binlerce, şimdi memlekette yokuz..

Gurbete yolcuyuz..Yorgunuz..kendi memleketinde yorgunlar var,

Yorgunluktan durgunlar var..

Konup ta göçecek fanilerde, takatsiz bir şekilde umut yerine yetindirme var.

Otur oturduğun yerde… Para diyorlar her çare derde,

Gözümüzün önünde kocaman bir perde,

Kaldırana bir topuz değil bir öküz yetmez tarlasını sürmeye.

Gören göz görmeye, duyan kulak duymaya..

Varsa gücün bastır paraya, dönsün çöller ovaya…

 

Ödenek olsun ödenek, siyasette kocaman bir yürek,

Hani kim soracak nerde? Manastır kıyastır, sanki burası Milas’tır,

Kulaklar kıyastır. Hastır, yastır, gücün var ise bastır. Niyazdır.

Anlamaz kimi beyinler, küçüktürler. Cevizin içi gibidir. İki loptan oluşur.

Daha fidan iken bulamadığı topraktır, insandır, yeşermek için atan bir candır.

Bulamadığı memleketinde, uyuyanı kendi insanıdır.

Yalandır, riyadır sevdim deseler de aldanma sevmeyen namerde muhtaç dır.

Hayattır, memleketinde çok işler bayattır.

Kimi yatar, kimi aşar, kimi cukkasından parası dışarılara taşar..

Sınırları yüreğini aşar, duygusallığı cebinde başlar, orda yaşar,

Ordan alır bilinmedik diyarlara koşar..

Yadigar dediği ata toprakları, yılda bir kez dahi olsa üzerinde koşulmayı,

Koklanmayı, yaşanmayı, nefes almayı  arzular..

 

Bileti kesilmiş yolculuk, üçüncü gurbeti de tanımış.

Hastane önündeki incir ağacı alışmış. Cerrahpaşa türküsü yakasına yapışmış,

Ses çıkmadan, yürek söylemiş, kimse duymamış, kimseler bilmemiş.

Nerden bilsinler? Adına maneviyat desinler..

Ellerini, ayaklarını soğuk su ile yusunlar..

Olsunlar..Bitsinler..Tükensinler..

Yinede görmesinler, bilmesinler, duymasınlar..

 

Yazdığımız yazılarda gizli en güzel duygular,

Fışkırmayı bekleyen kaynak sular, onunla akar daralan boğazımızdan..

Yazın serinletirken, kışın ısıtır..

 

Yollar ve Caddeler yürünmek için varlar..

Ya sokaklar neden sessizler..Sokaklar çıkmaz sokaklar..

İki dal fidandan ağaçları gölgelik yapacak sokaklar..

Yorgun ve bitap düşmüşlere sıcağın altından geçerken,

Geçerken durdurup gölgesinde serinletecek ağaçlar,

Yine bu sokaklarda boy atacaklar..

Kesilse de dalları, kurusa da dalları, yeşertecek suları ve insanları,

Elbet bir gün bulacaklar..

Sahiplerinin terk ettiği marur yapılar,

Taşının, toprağının, sacının, sokağa döküldüğünü gördükçe,

Sıkılacaklar ama, sahipleri yine hatırlamayacaklar..

Akan gözyaşları gibi kalacaklar, kuruyacaklar.

Kim bilir? Çöpçülerde bir gün yeter artık deyip yıktıracaklar..

 

Kaleye çıkamadım, kale yüreğime çıktı.

En son merdiveninden aşağı baktı,

Yaşta kemale yanaşmıştı. Kafa ise çok karışıktı.

Uğruna 1997 yılında yazdığım şiir aklıma geldi..

Dimağım durdu.

Yazının sonunda elveda demeden yazının içinde kendini buldu.…

 

 

 

ŞEBiNKARAHiSAR

Kayaların koynunda,
Hisar’ın altında,
Büyüdükçe serpildin.
Güzel GELiN oldun Karahisar.

Kanatlarının altında,
Uçurdun bizi gurbet’e
Gurbette dar geldi bize,
Duydum ANA oldun Karahisar.

Dikmen’in tepesinde,
Sivri selam durur.
Karahisar kalesine tekbir verir.
Bir ezan sesidir.
Kozluca’dan gelir.
Kayadibi asayiş berkemal der.

Avutmuş, Kadıoglu, canın ferin,
Tamzara, Baglar’ın alın terin,
Arada bir gelir,
Gurbetten de torunların,
Acı, tatlı dillerin bal oldu.
Duydum BABA oldun Karahisar.

Sene dokuzyüzotuzüç te almışlar yüzüğünü,
Yetim bırakmışlar kurt’unu, kuş’unu,
Yorulmadan çıktık dik yokuşunu,
Garezlenme bir gün ak gerdanına,
Takacağız incileri,
Duyacagız iL oldun Karahisar.

Güven der; ben’de Meykel’den torunun,
Alnımıza ter oldu, tozların dumanın.
Bir karış toprakta yatar,
Orda Atalarım.
Ecdadımın yadigarı,
Canım Karahisar.

18.05.1997”

 

Güven Gürbüz Yazıları
HAYAT DEĞİRMENİNDE, DÖNER YERİNDE
Sıla tüter gözünde, kimbilir kim kandırmış bir kadehe duvar dibinde. Çekmiş perdeleri, kapatmış kapıları, başını vurduğu duvarları, yıkam diyor yıkılmıyor.. Acı gelir doğru ise sözün aslı, Kapatmıyor yüreğine dert olmuş faslı, Kapıları kilit tutmuyor, anahtarı paslı, Gönül kapılarını açam diyor açamıyor. Neyleyim ben seni, senin gibi çok deli, Hepsi de Ali Veli, Hasan’ı, Hüseyin’i gören olmuyor.
FESHANE’DEN ESTİ MEMLEKET HAVASI..
Kalem kılıç gibidir. Nasıl satılır? Yürekte sevgi varsa nasıl biçilir? Senden önce var olanlar nasıl ezilir? Küçük beyinler pişer, Büyükler aşar. Kadir kıymet bilenler gönüllerde ebedi yaşar. Nankör ve de gözü görmek istemeyen körler karanlıkta çöker, ışığı görünce ayağa kalkarlar. Ya gönül gözü açık olanlar? Onlar karanlıkta da kalsa yine yolunu bulurlar. Çünkü onlar atalarından gelen asil kanda var olan, Vefa ve değeri yaşatmasını bilenlerdir.
GÖNÜL PENCERESİNDEN BAKABİLMEK
Toprağın ısınışıyla birlikte, buram, buram buhar olup göğe yükseliyor kışın karlı günleri, zemherinin hediyesi ile birlikte. Leylekler dönüyor, kanat çırpıyor, solucanlar bir anlık heves uğruna kurban kuşların kursağına. Sular daha çok ve hızlı akıyor. Dağlar sırtındaki yükü atıyor, eritiyor, sis, duman memleket topraklarında tur atıyor..Otlar, çayır, çimen, toprağın üzerinde yer kapma yarışında. Kalbin daha da hızlı atıyor. Memleket sevdası yarışı başlıyor. Kavuşma sızısı..
İNANMADAN OLMUYOR HEPSİ AYNI SEPETTE..
Emeğinin değerini onu alın terine katan bilir. Alın teri dökmeden tüketen bir gün hazırı tüketir. Taşıma suyu ile değirmen dönmezse de, El birliği ile dağlar delinir, Ferhat ın yüreği gibi yürek varsa bu memlekette dünden kalkınır. Aynı nakaratları çalmaz kimse, hariçten gazel okumaz her önüne gelen, “Öğüdü veren öğünü vermez” dese de dinlemez, yeni yetmez, eski yerinde kalmaz, aç kalan ayı oynamaz. Yazmaz kalemi kırılır..Aynasını arka cebinde eskiten bahtiyar, olmaz asla ihtiyar.
ŞİİR GİBİ ŞEBİN MEDYA ŞEBİNKARAHİSAR’DAN
ŞEBİN MEDYA ŞEBİNKARAHİSAR’DAN Doğduğum yerler benzer güneşe aya. Köylerim, dört yanını sarsa da kaya, Şükrederim pınarından akan suya, Mihnet etmem ne ağaya, ne paşaya, Ne hayal, Ne rüya, adım Şebin Medya.
GÖNÜL BİRLİĞİ OLMADAN EL BİRLİĞİ OLUR MU?
Bir büyük ateş yanar, odunu gönülden, alevi güneşten. Gönülde güneş gibidir, sımsıcak olmazssa ısıtmaz. Isıtmalı gönül, güneşin sıcaklığı, gönüllere aydınlığı doğmalı. Aydınlanmalı, karanlıklar aydınlığa çıkmalı. Susmamalı. Susmamak, bağırmak, azarlamak değildir. Bilmek öğrenmek demekse, öğrenmekte bilgilenmek demektir. Bilgili insanlar, saygılı olmalıyıda bilirler. Bilmek sadece bildiğini kendine saklamak değildir. Bilgili olmak paylaşmasınıda bilmektir. Paylaşmasını bilmeyenler, paylaştırmasını bilir mi?
İNSAN OLANA NE GEREK
Çıktım dağlarına da seyran eyledim. Sordum hallerini de derdin dinledim. Güldürdü de beni, ben yine gülmedim, Gülmeden önce, bir de ağlamak gerek... Baktım mor sümbüle, küstüm sana demiş. Bahçeye de ayrık otunu sar. demiş. Yolmuş, yolmuş, yolmuşta tüketememiş.. Demeden önce bir de anlamak gerek..
DÜŞÜNCELERİMİZ
Bir derin düşüncedir özlemin, ilk elden, son demliğin ibriğinden süzülen damla gibidir düşüncelerin. Bardağın taştığı, kaşığın ses çıkarmadığı andır. Tabağın masadan kaydığı, bardağında al aşağı ettiği andır üzüntülerin. Memlekettir düşüncelerin…
MUHABİR DEDE, ŞEBİN’DEN GURBETE GÖÇÜYOR..
Muhabir dede, Şebinkarahisar’ın eski maneviyat dolu günlerini yavaş , yavaş, kaybettiğini, adet, gelenek, görenek ve analelerinden hızla uzaklaştığını beyanla, geçim ve ekonomik koşulların zorluğu gibi bir çok nedenlerle memleketi Şebinkarahisar’ı torunu tosuncukla birlikte terki diyar edeceğini yazdı. Okur yazarlığı olmadığı halde, Şebin’den torunu Tosuncuk’a mektup yazdırarak yayınlanması için Ankara’ya ileten Muhabir Dede, kimilerine göre hayali bir kişilik olsada, o gerçekçi anlatımı, yöre şivesi ile bir çok önemli konuya vurgu yapmıştı. Muhabir dede bu mektubun son mektubu olabileceğini bellirterek, vedaya çevirmekte. Muhabir dedenin Tosuncuğa yazdırdığı mektubu bakalım neler yazmış?
MEVLAMIZA HAMDÜ SENALAR OLSUN (Bayram yazısı)
Kalbimize salar nurunu, gösterir hak bildiğin doğru yolunu, Hor görme onun yarattığı hiçbir kulunu.. Sor o sormasa da yılda bir kez, bayramda hisset titreyen yüreğini, Kısık sesini, ılık nefesini.. Hisset ki belki bir bayrama daha kavuşmak nasip olmayacak, Bilemeyiz o bizi yaradan yüce yaratanın ilahi takdirini.. Anlayarak her şeyin hikmetini, Bilmeliyiz, anlamalıyız, görmeliyiz onun her yarattığı canlının manasını.. Manada esas özdür, özünü bilmeyen anlamazdır..Anlatmak niyazdır.. Niyaz ile hakka dur, hikmetini onda bul, ey yabancı dediğin kul, Onunda yaratanı seninde bildiğindir..
EMMİMOĞLU HASAN
Ömrüm olursa bir başka bahara, Gelmesin memleketim nazara, Bir yanda Suşehri, bir yanda Zara, Yol üstünde uğra, de Koyulhisar’a Çok duygulandım yaz hele de, Havaslandım da yazdım de, emmimoğlu Hasan